Efsane derler WRK ve TFA’nın birlikteliğine... Efsane denilmesi Hayat’ın uydurması. Hayat’ın kıskaçlığı, çekememezliği... çekemezmiş çünkü yokmuş onlar gibisi hayat var olduğundan beri, hayat kendi içinde rastlamamış bir örneğine daha. Rastlayamayacakmış da. Bunu bildiğinden efsane diye uydurmuş ve yaymış kulaktan kulağa... Yenilmeyi hiç sevmezmiş hayat.Karanlıkta sarılmış, sımsıkı iki ruh. O kadar sıkı ki; birbirlerine geçmişler, kenetlenmişler, tek olmuşlar, bir olmuşlar...Bir bütünü, bir bütünle tamamlamışlar. Parlamışlar şıklarıyla zifiri ışıksızlığın tam ortasında.Korkmuş... Sarılan, birbirine tutunan, birbirlerinde yaşayan ruhlardan... Bir milyon yıl içerisinde sadece kısacık bir an olan ve hayat denen zaman.Hayat korkmuş ayrı bedenlerde, ayrı yerlerde aynı hayatı yaşan aynı ruhlardan... Hayat herkesi yenebilirmiş, biliyormuş, ama korkmuş. Anlamış ki yanılıyormuş. Birbirinin aynısı iki parçadan oluşan tek ruhu yenemezmiş. Onları hiçbirşey yenemezmiş. Hayatı yaratan birleştirmiş çünkü onları. Tek ruhu birbirinin aynısı iki parçası bile yenemezmiş. Ayrılmazlarmış, ayrılamazlarmış.Ruhlardan birisi bilgeymiş. Diğeri de okuduğunuzu yazan büyük beyaz kanatlarını açmış melek. Ama melek de bilgeymiş, bilge de melek. Fark yokmuş ki hiç. İkizmiş ruhları. Kendileri bile anlayamazlarmış, hangi ruh kime ait. Birbirlerinin içinde kaybolurlarmış.Bu efsane sanılan ama aslında gerçeğin özü olanı okuyanlar, duyanlar da merak etmiş, gerçekten var mı, doğru mu, olabilir mi, mümkün mü diye türlü türlü sorular sormuşlar kendilerine ve kendilerinden ötedekilere...Cevabı bilmek isteyenlere.Doğrular. Varlar. Sonsuzlar.Kim mi bu ruhlar? Kimlerin içinde mi yaşıyor?Merak edenlere..Hayatı yenen, dünyaya karşı duran, aslında diğer ikiz ruhun kahramanı olan, bilginin kaynağı, kelimelerin sihirbazı, hayatın efendisi, güzelliğin merkezi, soyutluğun somutu, o ruhlardan birini içinde taşıyan...Elinizdekinin sahibi...Gözlerinizle gördüğünüz, sesini duyduğunuz bilge ruh. Gözünüze ve kulağınıza inanmıyorsanız, hayat sizi de kandırmış demektir.
Fatemate:
Yıl 2008!Haziranın bilmem kaçı..!Saat dokuz, on, on bir, on iki, bir; derken…Bir cin çıkar LAMBADAn, senelerce ahlaksız çığlıklara inat ovuşturulmuş LAMBADAn, bir “zaman” süzülür kirpiklerinden hafif ıslak, adam akıllı çıplak!Şimdi bir şehirdesin ki yangın yeri, etekleri zilli, ölmeden sömürülmüş tıpkı senin gibi; ama güzel, hoş, tezat, korkakça cesur, çekici, gene senin gibi…Herkes aşkını saçarken sağa sola, nasıl da yok ettin tüm izleri aşka dair.Bir ip ucu bulana AŞK olsun!Neler hipoteklemek istediler o çocuk bedenine sana ait olmayan, “haysiyet tükürün suratıma” dedin; diyemedin.Senin yerin yasemin kokulu, git buradan.Bozumlara siper absürd normal, yoksa bu şehir sana fazla, yaz bir şiir, tam vakti.Kapat gene perdeni, dur kapatma!Pencereden bak metropole:Bir kadın!Işıkların arasında, kırılacak sanki.Güzel, donuk, hüzünlü bir gülümseme yapışmış kalmış dudaklarına.Bir tek hareket saçlarında.Yanakları üşümüş belli, kızarmış;”ısıt beni” der gibi davetkar!Veli’nin garip şiirlerindeki garip kadınlar gibi.Hani kötü niyetsiz “böyle de yatılmaz ki” dedirten, hani bahçesine mektup atılınca gülen Veli ise hala utanır mı o mektupları hatırladıkça bilmem.Hani işçi kadınlar, hür olsak diyen, sade kadın değil insan.Seni tanıyor galiba.Sen tanıdın mı?

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder