bekle.
bu bir emir değildir.

Durum

bir toplama kampında
kulağını çınlatan
bir tek ben olacağım.

şu iki satırda bana saygı duyacaksın. çünkü okuyup da liğme liğme olmadan duramıyorum:

"Durursan öldürürsün beni.
Durursam öldür beni."

24 Mart 2009 Salı

Saklambaç - 1

Şşş!
Kimseye söyleme!
Saklambaç oynayacağız şimdi hayatla!
Ebe yok!
Ebe herkes!
Ebe uzay takibinde!
Başla!

kürek kemiğinde sörf yaptım
geçenlerde
onların her birinde kanlanmış göz gördüm
her bir harfim puıl pul döküldü tenime
terör gibi saplandılar tenime!

alev mağduru bir oksijen çifti kısmen,
azıcık ekmek kırıntısı tanrı karnında,
kıpırdamadan söylenen şarkılar gibi,
-ah, o çocuğun dudağının altın oranda kıvrılması!-
öylece adım atıp geçer oldu an.

23 Mart 2009 Pazartesi

Homofobi Videoları

İran ve iki eşcinselin idamı - Video/Belgeseller

Billy Elliot Youtube Playlist

17 Mart 2009 Salı

Curtains [Translation of "Perdeler" - "Perdeler"in Cevirisi]

Turkish/Turkce: Perdeler - http://bilgeka.blogspot.com/2009/03/perdeler.html

CURTAINS

The night, curtains are fast
The night, curtains are crust

The night, curtains are shy, so
climb down and rise up,
The curtain that scab over,
The night,
Curtains are quiet.

Ruined colours hereabout,
A waterfall at present,
A waterfall raiding
towards my queer,
The night patching off severely,
Curtains are cross, like spoilt -one-
Boy, touch is in my eyes.

Purplish reed company,
Breath out of woman,
This breath is either tinder for demon
Or aftertime for a swain
In such and such village
The night, curtains have slumped
The night, curtains settled down.

The night, curtains in layers
Are caught by my eyes.

Translation: 17.03.2009

13 Mart 2009 Cuma

Sabah öncesini takiben ikindiye

Sabah olmadan, öncelikle: "İmam demek yapmak! İmam yapmak yapmamak!"

Schindler'in Listesi'ndeki kırmızı elbiseli kıza dikkat çekmeden başlarım, iki satır sonra ak düşer saçıma...

Libido durumum: "Oğlum okulu lisesiler bastı yine! Oyy görmen lazım ya! Hem lise, hem anadolu lisesi, hem İzmir'den!" gibi.

SM'e uçurtma göndereyim: "Evet... Sensiz İstanbul yapmam. O yüzden gruptan ayrılıp sana kart attım Amsterdam'da müzede."

Gecenin bir anında... :
SM: Eskiden "bok" diyemezdin... İyi bir şey sanırım bu gelişme.
Cevap:
Daha cok bir intihar sebebi gibi duruyor.. En azindan gercek anlamiyla kullanamiyorum hala..

Can Kırıkları'nı okurken, Karakaşlı'ya:
Can Kiriklari'ndan Ruya'yi okudum.
0355, saat.
Deprem.
Ayip bir sey yapmisim gibi, islak bir perde cekiliverdi gozlerime aniden..
Tesekkurler.. Iyi uykular..
Bugün bir de İTÜ'de oda müziği odasının önünde bir müzik dinledim. Kapının önünde durdum. Sonra yere çöktüm, çökük halde duvara yığıldım. Kanım çekildi; şiir şiir baktım kapıya. İçerdeki oğlanın çıkmasını beklemeden gittim. İçeride bir oğlan piyano çalıyor olmalıydı.

Mühim değil, bir şey mühim degil..
Ama Istanbul'u görmek lazım. Deliler gibi.

Duymak lazım...
Kelime tükendiğinde ağdalı bir küfür sallamamak lazım aslında; çok isyankar öylesi...

Gelen geçene teşekkur etmek lazım.

Zaman mühim değil; geçer; yenisi gelir...
Sonra, bu sabah vapurdan bir bölüm aktarayım:

- Bugün bir kadınla tanıştım.

- Edebiyat akımlarını okuyordum. Karşımda o kadın da okuyordu. Biraz yaramazca okuyordu, şımarıkça. Solumda adam telefonunde "bubblebreaker" oynuyordu sesli sesli. Kadınla bakışıyorduk arada, adama sitemimizi alıp vermek için. Beni rahatsız etmiyordu, aksine, adama kızmadığım, sesini kısmasını istemediğim için bir üstünlük hissi veriyordu bana. İnsan kırmamış oluyordum. Bırakınız yapsınlar. Çıkarken kadına iyi günler demeyi planlıyordum. Uzun süredir harf gibi yaşıyorum... Birazdan alıp, mürekkebe batıracakmışım gibi nefeslerim. Çıkışta yanımdaki adam kalkınca, geldi kadın, çömdü ve bana döndü. Oyunculuk eğitimi veriyormuş. Yüzüm çok enteresanmış, deneyimim varmış mı, bakışlarım çok iyiymiş. Yurtdışında yaşamış hep. Soyadı Almanca. ABD, Fransa'da da yaşamış. Oyunculuk yapıp eğitim veriyormuş. ABD'de caz albümü yapmış. Vapurdan uzaklaşırken sanat hakkında konuştuk yolda. Ben çekine çekine "sanat" kelimesini kullanmak zorunda kalıyordum. Kolay değildi ki o. Meydana döküvermişlerdi hemen; elalem kriz var diye bağırıyor burada! Telefonunu verdi, bir gün oturup birşeyler içeceğiz. 50 yaşlarındaydı kadın, krem sürenlerinden, makyaj yapanlarından, saçları boyalı olanlarından. Severim böylelerini oldum olası.

- Bakışlarımmış. Si*timinin bakışları.
Öğleden sonra da, yine haftasonuşehirlerarasıotobüsyolculuğu'nda:
Yanımda bir kadın oturur otobüste, orta yaşlı. İkimiz de kitap okuruz.
Kitabına bakarım, kitabına dönerim; dayanamayıp tekrar kadına dönerim.

- Bu otobüste gördüğüm ilk kitap okuyan kişisiniz.
- Bu firma da gördüğüm en dandiği. Kadın yanına erkek veriyorlar. Oğlum yaşında çocuksun, sorun değil de yani firmanın sorumsuzluğu.
- Haklısınız. Sorun olmaz yani benden. Tabi aslında böyle bir ayrıma sebep düşünce şeklinin olmaması gerek ama...

Kitaplara geri dönülür.

Biliyor musunuz?

Annem olsa yanında erkek oturmasına değil, kitaba bakardı. Özellikle kişisel gelişim kitapları okuduğundan bahsederdi. Okuduklarından başarı öyküleri anlatırdı. Etrafında, bizzat elleriyle hayatlarında kocaman değişiklikler yarattığı insanları anlatırdı; kendi başarılarını yani. Benim bahsettiğim kitaplar içinse, "okumadım, kişisel gelişim okuyorum" derdi. Nerede okuduğumu sorardı. Oğlunun da benimle aynı üniversitede, aynı bölümde okuduğunu söylerdi. Adımızın da aynı olduğunu söylerdi. Şansa bak'tı. Oğlunun da çok okuduğunu söylerdi, bir övünç kaynağıdır çünkü, söylemeden edemez; hem kendisi yoğurmuştur hamuru. Kadınlık-erkekliğe gelmezdi hiç konu firma yüzünden. Olsa olsa geçtiğimiz 8 Mart dolayısıyla konuşurduk bu konuda hakkında.

Ama en azından teşekkür ederdi bana.

Yanımda oturan kadının okuduğu kitaba çok kızdım yanında oturduğum süre boyunca. Neyse ki, birazdan beni bir fabrika işçisinin yanına alacaklardı.

Mühim bir şey değil yani.
Zaman geçiyor, ara vermek sizin olsun, hemen bir yenisi geliyor.

Bugün benim kadınlar günüm oldu.

Perdeler

PERDELER

Gece, perdeler çabuk
Gece, perdeler kabuk

Gece, perdeler utangaç;
İner iner kalkar,
Kabuk bağlatan perde,
Gece,
Perdeler suskun

Civarda yıkık renkler,
Halihazırda bir çağlayan,
Böğrüme akıncı bir çağlayan,
Hüngür hüngür yaprak döken gece,
Perdeler küs, şımarık çocuk gibi
Yakalambaç gözümde

Mora çalmış ney eşliği,
Kadından nefes,
Bu nefes ya iblise çıra
Ya yeniyetmeye istikbal;
Falan yerin köyünde
Gece, perdeler yığılmış
Gece, perdeler durulmuş

Gece, perdeler kat be kat
Gözüme yakalanmış.

13mart2009

# Hocam, sevgili Karin Karakaşlı'ya armağanım olsun, haddim olmayarak..

11 Mart 2009 Çarşamba

Dogumgunun Kutlu Olsun

Dogumgunun kutlu olsun diye yazdim bunu.
Hem de sarhosken! binbir hileyle! Ne mutlu. Ne mutsuz.

#anahtar deliginden sigan kalpleriniz var ya, onlari sekle sokup maymuncuk yaptik. Butun bi' milyoncularda satilmakta. alin. sonuna degin. afiyet bal seker olsun.#

dogumgunun tlu olsun.
nice yillara.
dileklerimi duy. tuvalette, butun aoartmanin beni duyma ihtimali varken, ancak bu kadar sesli soylenir.
herseyin en iyisi, senin icin en iyisi. tum dilegim, -ozumun en postmodern haliyle!! tobe...- budur..

kabul et bunu e mi..
e, de.

goodness of the soul be with you forever.
one day, somewhere, somehow. i'll wish for you, if it's ok.

happy birthday, again..
have the best life..
thank you..

-and congratulate me for writing this without mistakes(?)!! :) -

goodnight AC.

later: a long monolog in the bathroom.

10 Mart 2009 Salı

13

13 gün olmuş tabi yazmayalı... on üçüncü salı.

Küçük İskender'e tokat atasım var ama hala...

lütfen... birazcık rahat...

:'(

nöronlarıma acıyın...

"pfff!!!!!!!!!"

Buralara çiziktirmemek yoksunluk hissi verici.

Bulup, ağzını yüzünü dağıtamamak, kırgınlık hissi verici...

Ben köstebek gibi şahlanıp
gözünün dibine çıkma niyetimle
uykulu yağmurun şefkatli akışıyla...

ben sağ gözümü bilerek morarttığımda
sen sadece çekirdek çıtlıyordun

elimi fırlattım sana! [hadi gül. lütfen gül. lütfen tsunami geç benle.]
elimi fırlatmıştım sana!
bir satır önce nihayet,
bir viraj tabelasında zihin izin,
sonra bir dur(') da içim dışıma çıkmış,

biliyor musun,
ben gözümü salıverdim sana,
tek yaptığın dudak ucunu
yanağına yapıştırıvermekti bence. [hadi gül. lütfen gül. lütfen tsunami geç benle.]

-------------------------------------------------------------------------------------------------
[alaka kurma yetinize biteyim ben.]

buralarda silinesi yazıntılarım var...
burada ne var?
kötülük, pişmanlık, kızgınlık, öfke, nefret, şiddet, kıskançlık,

haysiyet tükürün suratıma be!

sizi duyma budalaları sizi!
gül! yalvartma beni.
siz var, ben var, tanrı var, ölüm var!

hepsi bir burda var!

çık zihnimden be!
projelere gebe olur nitekim. zihnim sinir olur sonunda.

ne de olsa, gözümü feda etmişim; o şefkatli yağmur altında görmemiş bile.

uykum var.
odama gidip sigara içicem çayla birlikte. odaya demlik mi alsam ne. sonra da uyuyayım. kafam sizinkini sollamaktan lastik eskitti. ölümlere gebe oluyor nitekim. tanrı sinir olur sonunda.

daha yazılır ama...
hocama sevkediyorum seni bokafa: pek anlamıyorum bunlardan ama beyni yorması iyi oluyor.

size de bi' gün ben bir şeyler anlatayım. gözünüz açık kalsın; oraya serpeyim biraz da; ordan gerisi sizin alımlılığınıza kalmış olsun; .

"pfff!!!!!!!!!"

9 Mart 2009 Pazartesi

D.K.O.

Fatemate, doğum günün kutlu olsun...
Nice yıllara...

Eserlerle, niye yüzyıllara, umarız.

Senin olsun:


Ruhi Bey Ve Limonluktaki Yangın / Edip Cansever


Niye İmalı öyleyse
Aşk mutlu bir sürgünlükse.


Üvey annemdi benim, ben sarışındım
On altı yaşındaydım, sarışındım
Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz
Yalnızdım, karışıktım
Beni tanıyan kimseler yoktu
Hiç yoktu
İçime kapanıktım
Büyük ağaçların altında
Havuzun kırık taşları arasında
Bilmezdim mutluluk nedir
Bilemezdim
Alıp başımı gitmek isterdim
İsterdim ama, kalırdım

Sanki kar yağışlarının ardından
Uzun süren kar yağışlarının
ardından
Sevimsiz bir lunaparkta
Kimsesiz bir atlıkarıncaydım.

Bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde
Bazen o limonlukta uyurdum
Karışık düşler görürdüm
Yalnızlık?
O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım
Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı
Gibi kalırdım
Bir gün
İçeri girdi, uyanıktım
Yarı uzanmıştım, uyanıktım
Bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım
Dudakları aralıktı, ben uyanıktım
Öyle bir süre durdu, baktı
O baktı ben de baktım
Yanıma usulca uzandı
Uzandığını görmedim, ama uzandı
Dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı
Önce şaşırdım
Önce hiç kımıldamadım
- Yalnızlık biraz azaldı -
Saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım
Bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim
Biraz utandım
Sokuldu bana iyice, bana sarıldı
Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı
Köpüren sütler gibi taşırdı
Köpükler içinde kaldım
- Mevsim her zamanki gibi yazdı -
Birden beyaz bacaklarını gördüm
Sonra her şeyi gördüm
O her şeyi ben ilk defa gördüm
Ses çıkarmadım
Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik
Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni
Köpüren sütler gibiydik
Limonlar beyazlandı
Bir limondan başka bir limona geçtik
Bir limondan başka bir limona geçtim
Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı
İlk defa vardı
Upuzun sürdü, kısacık sürdü
Beni bıraktı
Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti
Süt dindi
Ama ben kaldım
Çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım
O gözlerini dikti bana
- Ben suyun yanması gibi tuzda -
Anlamsız, uzun
Gizli, korunaklı
Yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı
Yıllarca, ama yıllarca
Baktı baktı baktı.

Kimseye bir şey söylemedim
Ama bir daha gelmedi
Ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım
Sadece gelsin istedim
Uyanık bekledim
Gelsin istedim
Ama bir daha gelmedi.

Anladım neden sonra
Anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa
O bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım
Üç gündüz daha geçti, ben vardım
On gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum
- Unutmak ben büyüdükçe o benim çocukluğum -
O yoktu
Beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım
Çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi
Bu kez de
Anladım severekten
Okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi.

Üvey annemdi, ben sarışındım
O da sarışındı
Beni uyardı, beni yalnız bıraktı

(Açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım
Dudaklarını ıslak tutardı, pek
anlamazdım
Şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm
Bembeyaz
dişlerini görürdüm
Bembeyaz
Kalçalarını okşayaraktan tutardı.)

O günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı.

Bir gece uykudaydı bütün konak
Gizlice bahçeye çıktım
Yaralı bir hayvan gibi sürünerekten
Sokuldum limonluğa usul usul
Döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım.

Related Posts with Thumbnails