24 Mart 2009 Salı
Saklambaç - 1
Kimseye söyleme!
Saklambaç oynayacağız şimdi hayatla!
Ebe yok!
Ebe herkes!
Ebe uzay takibinde!
Başla!
kürek kemiğinde sörf yaptım
geçenlerde
onların her birinde kanlanmış göz gördüm
her bir harfim puıl pul döküldü tenime
terör gibi saplandılar tenime!
alev mağduru bir oksijen çifti kısmen,
azıcık ekmek kırıntısı tanrı karnında,
kıpırdamadan söylenen şarkılar gibi,
-ah, o çocuğun dudağının altın oranda kıvrılması!-
öylece adım atıp geçer oldu an.
23 Mart 2009 Pazartesi
17 Mart 2009 Salı
Curtains [Translation of "Perdeler" - "Perdeler"in Cevirisi]
CURTAINS
The night, curtains are fast
The night, curtains are crust
The night, curtains are shy, so
climb down and rise up,
The curtain that scab over,
The night,
Curtains are quiet.
Ruined colours hereabout,
A waterfall at present,
A waterfall raiding
towards my queer,
The night patching off severely,
Curtains are cross, like spoilt -one-
Boy, touch is in my eyes.
Purplish reed company,
Breath out of woman,
This breath is either tinder for demon
Or aftertime for a swain
In such and such village
The night, curtains have slumped
The night, curtains settled down.
The night, curtains in layers
Are caught by my eyes.
Translation: 17.03.2009
13 Mart 2009 Cuma
Sabah öncesini takiben ikindiye
Schindler'in Listesi'ndeki kırmızı elbiseli kıza dikkat çekmeden başlarım, iki satır sonra ak düşer saçıma...
Libido durumum: "Oğlum okulu lisesiler bastı yine! Oyy görmen lazım ya! Hem lise, hem anadolu lisesi, hem İzmir'den!" gibi.
SM'e uçurtma göndereyim: "Evet... Sensiz İstanbul yapmam. O yüzden gruptan ayrılıp sana kart attım Amsterdam'da müzede."
Gecenin bir anında... :
SM: Eskiden "bok" diyemezdin... İyi bir şey sanırım bu gelişme.
Cevap: Daha cok bir intihar sebebi gibi duruyor.. En azindan gercek anlamiyla kullanamiyorum hala..
Can Kırıkları'nı okurken, Karakaşlı'ya:
Can Kiriklari'ndan Ruya'yi okudum.Bugün bir de İTÜ'de oda müziği odasının önünde bir müzik dinledim. Kapının önünde durdum. Sonra yere çöktüm, çökük halde duvara yığıldım. Kanım çekildi; şiir şiir baktım kapıya. İçerdeki oğlanın çıkmasını beklemeden gittim. İçeride bir oğlan piyano çalıyor olmalıydı.
0355, saat.
Deprem.
Ayip bir sey yapmisim gibi, islak bir perde cekiliverdi gozlerime aniden..
Tesekkurler.. Iyi uykular..
Mühim değil, bir şey mühim degil..Sonra, bu sabah vapurdan bir bölüm aktarayım:
Ama Istanbul'u görmek lazım. Deliler gibi.
Duymak lazım...
Kelime tükendiğinde ağdalı bir küfür sallamamak lazım aslında; çok isyankar öylesi...
Gelen geçene teşekkur etmek lazım.
Zaman mühim değil; geçer; yenisi gelir...
- Bugün bir kadınla tanıştım.Öğleden sonra da, yine haftasonuşehirlerarasıotobüsyolculuğu'nda:
- Edebiyat akımlarını okuyordum. Karşımda o kadın da okuyordu. Biraz yaramazca okuyordu, şımarıkça. Solumda adam telefonunde "bubblebreaker" oynuyordu sesli sesli. Kadınla bakışıyorduk arada, adama sitemimizi alıp vermek için. Beni rahatsız etmiyordu, aksine, adama kızmadığım, sesini kısmasını istemediğim için bir üstünlük hissi veriyordu bana. İnsan kırmamış oluyordum. Bırakınız yapsınlar. Çıkarken kadına iyi günler demeyi planlıyordum. Uzun süredir harf gibi yaşıyorum... Birazdan alıp, mürekkebe batıracakmışım gibi nefeslerim. Çıkışta yanımdaki adam kalkınca, geldi kadın, çömdü ve bana döndü. Oyunculuk eğitimi veriyormuş. Yüzüm çok enteresanmış, deneyimim varmış mı, bakışlarım çok iyiymiş. Yurtdışında yaşamış hep. Soyadı Almanca. ABD, Fransa'da da yaşamış. Oyunculuk yapıp eğitim veriyormuş. ABD'de caz albümü yapmış. Vapurdan uzaklaşırken sanat hakkında konuştuk yolda. Ben çekine çekine "sanat" kelimesini kullanmak zorunda kalıyordum. Kolay değildi ki o. Meydana döküvermişlerdi hemen; elalem kriz var diye bağırıyor burada! Telefonunu verdi, bir gün oturup birşeyler içeceğiz. 50 yaşlarındaydı kadın, krem sürenlerinden, makyaj yapanlarından, saçları boyalı olanlarından. Severim böylelerini oldum olası.
- Bakışlarımmış. Si*timinin bakışları.
Yanımda bir kadın oturur otobüste, orta yaşlı. İkimiz de kitap okuruz.
Kitabına bakarım, kitabına dönerim; dayanamayıp tekrar kadına dönerim.
- Bu otobüste gördüğüm ilk kitap okuyan kişisiniz.
- Bu firma da gördüğüm en dandiği. Kadın yanına erkek veriyorlar. Oğlum yaşında çocuksun, sorun değil de yani firmanın sorumsuzluğu.
- Haklısınız. Sorun olmaz yani benden. Tabi aslında böyle bir ayrıma sebep düşünce şeklinin olmaması gerek ama...
Kitaplara geri dönülür.
Biliyor musunuz?
Annem olsa yanında erkek oturmasına değil, kitaba bakardı. Özellikle kişisel gelişim kitapları okuduğundan bahsederdi. Okuduklarından başarı öyküleri anlatırdı. Etrafında, bizzat elleriyle hayatlarında kocaman değişiklikler yarattığı insanları anlatırdı; kendi başarılarını yani. Benim bahsettiğim kitaplar içinse, "okumadım, kişisel gelişim okuyorum" derdi. Nerede okuduğumu sorardı. Oğlunun da benimle aynı üniversitede, aynı bölümde okuduğunu söylerdi. Adımızın da aynı olduğunu söylerdi. Şansa bak'tı. Oğlunun da çok okuduğunu söylerdi, bir övünç kaynağıdır çünkü, söylemeden edemez; hem kendisi yoğurmuştur hamuru. Kadınlık-erkekliğe gelmezdi hiç konu firma yüzünden. Olsa olsa geçtiğimiz 8 Mart dolayısıyla konuşurduk bu konuda hakkında.
Ama en azından teşekkür ederdi bana.
Yanımda oturan kadının okuduğu kitaba çok kızdım yanında oturduğum süre boyunca. Neyse ki, birazdan beni bir fabrika işçisinin yanına alacaklardı.
Mühim bir şey değil yani.
Zaman geçiyor, ara vermek sizin olsun, hemen bir yenisi geliyor.
Bugün benim kadınlar günüm oldu.
Perdeler
Gece, perdeler çabuk
Gece, perdeler kabuk
Gece, perdeler utangaç;
İner iner kalkar,
Kabuk bağlatan perde,
Gece,
Perdeler suskun
Civarda yıkık renkler,
Halihazırda bir çağlayan,
Böğrüme akıncı bir çağlayan,
Hüngür hüngür yaprak döken gece,
Perdeler küs, şımarık çocuk gibi
Yakalambaç gözümde
Mora çalmış ney eşliği,
Kadından nefes,
Bu nefes ya iblise çıra
Ya yeniyetmeye istikbal;
Falan yerin köyünde
Gece, perdeler yığılmış
Gece, perdeler durulmuş
Gece, perdeler kat be kat
Gözüme yakalanmış.
13mart2009
# Hocam, sevgili Karin Karakaşlı'ya armağanım olsun, haddim olmayarak..
11 Mart 2009 Çarşamba
Dogumgunun Kutlu Olsun
Hem de sarhosken! binbir hileyle! Ne mutlu. Ne mutsuz.
#anahtar deliginden sigan kalpleriniz var ya, onlari sekle sokup maymuncuk yaptik. Butun bi' milyoncularda satilmakta. alin. sonuna degin. afiyet bal seker olsun.#
dogumgunun tlu olsun.
nice yillara.
dileklerimi duy. tuvalette, butun aoartmanin beni duyma ihtimali varken, ancak bu kadar sesli soylenir.
herseyin en iyisi, senin icin en iyisi. tum dilegim, -ozumun en postmodern haliyle!! tobe...- budur..
kabul et bunu e mi..
e, de.
goodness of the soul be with you forever.
one day, somewhere, somehow. i'll wish for you, if it's ok.
happy birthday, again..
have the best life..
thank you..
-and congratulate me for writing this without mistakes(?)!! :) -
goodnight AC.
later: a long monolog in the bathroom.
10 Mart 2009 Salı
13
Küçük İskender'e tokat atasım var ama hala...
lütfen... birazcık rahat...
:'(
nöronlarıma acıyın...
"pfff!!!!!!!!!"
Bulup, ağzını yüzünü dağıtamamak, kırgınlık hissi verici...
Ben köstebek gibi şahlanıp
gözünün dibine çıkma niyetimle
uykulu yağmurun şefkatli akışıyla...
ben sağ gözümü bilerek morarttığımda
sen sadece çekirdek çıtlıyordun
elimi fırlattım sana! [hadi gül. lütfen gül. lütfen tsunami geç benle.]
elimi fırlatmıştım sana!
bir satır önce nihayet,
bir viraj tabelasında zihin izin,
sonra bir dur(') da içim dışıma çıkmış,
biliyor musun,
ben gözümü salıverdim sana,
tek yaptığın dudak ucunu
yanağına yapıştırıvermekti bence. [hadi gül. lütfen gül. lütfen tsunami geç benle.]
-------------------------------------------------------------------------------------------------
[alaka kurma yetinize biteyim ben.]
buralarda silinesi yazıntılarım var...
burada ne var?
kötülük, pişmanlık, kızgınlık, öfke, nefret, şiddet, kıskançlık,
haysiyet tükürün suratıma be!
sizi duyma budalaları sizi!
gül! yalvartma beni.
siz var, ben var, tanrı var, ölüm var!
hepsi bir burda var!
çık zihnimden be!
projelere gebe olur nitekim. zihnim sinir olur sonunda.
ne de olsa, gözümü feda etmişim; o şefkatli yağmur altında görmemiş bile.
uykum var.
odama gidip sigara içicem çayla birlikte. odaya demlik mi alsam ne. sonra da uyuyayım. kafam sizinkini sollamaktan lastik eskitti. ölümlere gebe oluyor nitekim. tanrı sinir olur sonunda.
daha yazılır ama...
hocama sevkediyorum seni bokafa: pek anlamıyorum bunlardan ama beyni yorması iyi oluyor.
size de bi' gün ben bir şeyler anlatayım. gözünüz açık kalsın; oraya serpeyim biraz da; ordan gerisi sizin alımlılığınıza kalmış olsun; .
"pfff!!!!!!!!!"
9 Mart 2009 Pazartesi
D.K.O.
Nice yıllara...
Eserlerle, niye yüzyıllara, umarız.
Senin olsun:
Ruhi Bey Ve Limonluktaki Yangın / Edip Cansever
Niye İmalı öyleyse
Aşk mutlu bir sürgünlükse.
Üvey annemdi benim, ben sarışındım
On altı yaşındaydım, sarışındım
Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz
Yalnızdım, karışıktım
Beni tanıyan kimseler yoktu
Hiç yoktu
İçime kapanıktım
Büyük ağaçların altında
Havuzun kırık taşları arasında
Bilmezdim mutluluk nedir
Bilemezdim
Alıp başımı gitmek isterdim
İsterdim ama, kalırdımSanki kar yağışlarının ardından
Uzun süren kar yağışlarının
ardından
Sevimsiz bir lunaparkta
Kimsesiz bir atlıkarıncaydım.Bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde
Bazen o limonlukta uyurdum
Karışık düşler görürdüm
Yalnızlık?
O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım
Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı
Gibi kalırdım
Bir gün
İçeri girdi, uyanıktım
Yarı uzanmıştım, uyanıktım
Bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım
Dudakları aralıktı, ben uyanıktım
Öyle bir süre durdu, baktı
O baktı ben de baktım
Yanıma usulca uzandı
Uzandığını görmedim, ama uzandı
Dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı
Önce şaşırdım
Önce hiç kımıldamadım
- Yalnızlık biraz azaldı -
Saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım
Bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim
Biraz utandım
Sokuldu bana iyice, bana sarıldı
Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı
Köpüren sütler gibi taşırdı
Köpükler içinde kaldım
- Mevsim her zamanki gibi yazdı -
Birden beyaz bacaklarını gördüm
Sonra her şeyi gördüm
O her şeyi ben ilk defa gördüm
Ses çıkarmadım
Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik
Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni
Köpüren sütler gibiydik
Limonlar beyazlandı
Bir limondan başka bir limona geçtik
Bir limondan başka bir limona geçtim
Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı
İlk defa vardı
Upuzun sürdü, kısacık sürdü
Beni bıraktı
Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti
Süt dindi
Ama ben kaldım
Çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım
O gözlerini dikti bana
- Ben suyun yanması gibi tuzda -
Anlamsız, uzun
Gizli, korunaklı
Yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı
Yıllarca, ama yıllarca
Baktı baktı baktı.
Kimseye bir şey söylemedim
Ama bir daha gelmedi
Ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım
Sadece gelsin istedim
Uyanık bekledim
Gelsin istedim
Ama bir daha gelmedi.
Anladım neden sonra
Anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa
O bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım
Üç gündüz daha geçti, ben vardım
On gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum
- Unutmak ben büyüdükçe o benim çocukluğum -
O yoktu
Beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım
Çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi
Bu kez de
Anladım severekten
Okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi.
Üvey annemdi, ben sarışındım
O da sarışındı
Beni uyardı, beni yalnız bıraktı(Açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım
Dudaklarını ıslak tutardı, pek
anlamazdım
Şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm
Bembeyaz
dişlerini görürdüm
Bembeyaz
Kalçalarını okşayaraktan tutardı.)O günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı.
Bir gece uykudaydı bütün konak
Gizlice bahçeye çıktım
Yaralı bir hayvan gibi sürünerekten
Sokuldum limonluğa usul usul
Döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım.
27 Şubat 2009 Cuma
Montaigne - Denemeler
Çeşitli alıntılar, notlar aktarmak istiyorum kitap boyu işaretlediğim, aldığım...
- Sabahattin Eyüboğlu çok hoş önsözler yazmış. Onları okumadan kitaba başlamayın derim. Büyük bir şevk kattığı da ortada.
- Kendimi Anlatmak (Deneme başlığı): Bu denemesinde Montaigne, insanın kendini anlatmasının zorluğuna ve yararına değiniyor.
- Kanunlar Üstüne: Kanunlar hakkında kısa ama öfkeli bir paragraf! Şöyle sonlanıyor:
- Aşk Üstüne: Etkileyici, gerçekçi ve elbet geleneksel olarak tabu yıkıcı bir deneme olmasının yanında, şu alıntısıyla saçlarımı okşamıştır:
- Yalnızlık & Devrim Üstüne: Yalnızlık denemesi içerdiği alıntılarda bana hep çekici geldi! Ve tabi sonunda, Terentius'un şu sözü:
- Ün:
- Tamam, biraz da gülelim :) Ruh ve Beden Hazları:
- Şu denemeleri de okumadan geçmeyin:
25 Şubat 2009 Çarşamba
Yumusak Afaroz
ve corabi kadar pis kokulu oldum
Cirilciplak karsimda
biraktim
pesin(d)en kizdin; kulaklarima
bir kaza haberi calindi niteliksiz
Cirilciplak karsimda
bacagini hayal edebildim; kasiklarima
bir karnaval isligi isledi tiz
Cirilciplak karsimda;
atlet yerine sayilar!
atlet yerine ecel terlerin!
bilmem, belki bosvermisligin!
sayilari boyayan parmagimda nasir.
...lak ...da,
okulunu dolastim; cocukluguma
bir aforoz metni sarildi imzasiz
Cirilciplak karsimda
bukuldun
nefret tasidim kuzu kalbine belki,
belki diyarin otekilerinden laf karistiriyorum;
fakat vesikamdi, bilegini kestigim kesici...
iki surat arasi, tum hayalin yumusakti;
sunger ellerin, sunger bacaklarin,
sunger yuzun, sunger gogsun;
En cok, kalbinin orada olmuslugu,
bastirinca icine gocer hafif diye,
benim kanimi icine cekiyordu.
Ben seni oyle soydum!
urktun de,
bir halka aldin zincirimden.
25.02.2009
Sen misin?
bense gözümü etrafa fırlatıp, sen misin, diye baktırıyordum. gözümü her geri çağırışımda, üstünde tırnak izini buluyordum. sanırım sen gözümü yakalamak istiyordun. sen de tırnaklarını söküp etrafa fırlatıyor olmalısın.
sonra ben parmaklarımı yediriyorum ufak çocuğa. biraz düşünüyorum hep, biraz devam ediyorum yedirmeye; sonra diyorum, zaten bu yarasanın gözü yok ki!
beni görmeyendense, beni tırmalayanı tercih ederim, diyorum.
peşinden ayakkabılarımı eskitmedim henüz: öyle bir karar almıştım ya. kırmızı taban gibi olmayacak hiçbir şey. belki biraz kaslarımı yakarım o kadar! belki biraz gözlerime tuz ruhu dökerim o kadar! fakat kat'iyen belden aşağımı süte bandırmak yok!
bende büyük gelişme var: henüz kat etmedim otobüse yolunu! ve henüz kız arkadaşı tavlamaya da çalışmadım! oh, hadi sevelim gelişmeleri!
bense, gözümü etrafa fırlatıp, sen misin, diye baktırıyordum...
24 Şubat 2009 Salı
Kul ve Rab
"derinliklerden sana seslendim, ya rab..."
Ve rab seni duymadı...
Duymaz.
[şunu da oku! :
Ben beni duymam!
Tap bana!
Alın size kendini beğenmişlik!
Kullan! Tepe tepe, dağ dağ!
Yanar yanar dağ!
HAHAHAHAY!]
(( okuduysanız, sonraki satırı alayım lütfen. biraz daha içicem de. ))
ve kulları başka rab'lar edindiler kendilerine...
Ve seslendi Rab uçsuz gökteki bulutların arasından:
Onlar gittiler kendi inandıklarına.
Sonları hazin oldu. Kaçırdılar büyük hazineyi, ellerinden kayıp gitti büyük gökkuşağı.
Ve Rab onları cezalandırdı. Dedi:
Artık gökkuşağını ancak benim yağmurumla görecekler. Ellerinden kayıp giden, gözlerine zor yakalanacak.
Melekler secde etti. Dedi Rab:
Kullarımın ruhu bürünecek göklerimdeki bulutlara.
Ve kulları başka rab'lar edindiler kendilerine...
Ve seslendi Rab uçsuz gökteki bulutların arasından:
Onlar gittiler kendi inandıklarına.
Sonları hazin oldu. Kaçırdılar büyük hazineyi, ellerinden kayıp gitti büyük gökkuşağı.
Ve Rab onları cezalandırdı. Dedi:
Artık gökkuşağını ancak benim yağmurumla görecekler. Ellerinden kayıp giden, gözlerine zor yakalanacak.
Melekler secde etti. Dedi Rab:
Kullarımın ruhu bürünecek göklerimdeki bulutlara.
ve kulları rab'bı duymadı...
İnançsızlara kendi göğünden bir gürleme yolladı. Sözleri ruhlarında yankılandı:
Sözlerim ruhlarınızda yankılandı. Rabbiniz olan Ben'im yerim oradır çünkü.
ve kullar helak oldu.
rab yalnız kaldı.
ve kimseyi duymadı.
ve kimse rabb'ı duymadı.
Olması gereken oldu.
Zamanı geldi.
Rab, kendine döndü.
Dedi:
Bir zamanlar ben sizin ruhunuza ışımıştım. Bir zamanlar ben size Rab olmuş idim. Siz bilmediniz. Ben size bildirmedim. Sizi helak ettim.
Yok olmak üzere olan son melek, can havliyle dedi:
Rab...
En sonunda.
Bunu duyan Rab, tüm yarattıklarını sildi. Dedi:
Rab'biniz olan Ben, gittim.
Rab'biniz, yine sizi helak ederek, yarattığınız Özgürlüğe gitti.
Rab'biniz, size bu kadar saygılıydı.
Rab'biniz, sizi bu kadar sevdi.
Sizinle, sizin özgürlüğünüze yitecek kadari.
Yaratılanlar bitmişti. Dedi:
.
tozlar tozlara, küller küllere.
her canlı bir gün ölümü tadacaktır.
Şüphe yok ki Rab canlıydı.
Kul: .
Rab: .
Son.
--
We did write a nice Holy Book here...
One, to be read by ones.
One, to be read by none.
20 Şubat 2009 Cuma
Sm: Hücum ulan!
Boşalma #iki bin iki yüz yirmi iki nokta yirmi iki.
Tüm nefretlerle...
Üstüme alınıyorum aşağıdakini!
Siz de alının! Alına alına biteceğiz biz. Bitlene bitlene allanacağız.
Yanlış mıyım?
Şimdi, hücum!
SM:
Benim nefretimi kim bitirecek?
Ofkemi kim dindirecek?
Ha!kim!
Ben mi! Ben mi ha! Kim ulan kim! Siktirin gidin hepiniz!midemi
bulandiriyorsunuz!yapmacik!sahte!yalan!cikarci!tiksiniyorum cokca! Bitmeden
bitmez bu nefret!olmeden dinmez bu ofke!mezarda da rahat birakmazsiniz ya...
Iciniz disiniz o kadar farkli ki! Anlam vermekte zorlaniyorum! Sirkte
palyacolar,ipleri bol kuklalar!hepinizin ruhlari kirik!
Pergelle daire
cizerken,igneyi kalplere batirirsiniz! Yatacak yeriniz yok! Bitki yesermez sizin
topraginizda!
Yazarken kanla doldurursunuz kalemi! Kirmizi da pek
yakisir beyaz cumlelerinizin ustune! Her yazdiginiz bir eglencedir! Alice
harikalar diyarinda! 350 adam toplamis,toplu seks yapiyor! Rafadan kafadan
duvarin ustunden seyrediyor! Ama ben demistim! Demistim de dinlemediniz!
Balinalar ucamaz! Ustelik suyun altinda kalirlarsa bogulurlar! Anlamadiniz.
Turlu turlu oyunlarla hayati ucuz porno sinemasina cevirdiniz! Tum
koltuklarda milyarlarca insancik birbirine karismis! Ustelik de shakespear.a pek
guvenirsiniz! Hayat bir tiyatro degil mi?! Siz de basroldesiniz!karanfiller
ustunuze!ne kadar bastirir kokunuzu bilemem! Bilemem ammaa yine de ayakta
alkislarim gosterilerinizi! Bravo! Bravo! Gordunuz mu? Gozunuz var mi? Duvarlar
catladi tek kisilik seyirciden! Avuclarim su topladi,zira yapamasam da iyi
izlerim ben...
Ah! Orda bir kelebek var! Hucum! Once kapanindir!
16 Şubat 2009 Pazartesi
Pda & Windows Mobile & Blogger/Blogspot
ihtiyaci olanlara...
*memory card'a yuklemeyin, sertifika sorunu cikariyor.
*sik sik 'out of memory' mesaji alabilirsiniz. simdi cozmeye calisicam bakalim...
*siteler pc'de gorundugu sekilde gorunuyor.cok kullanisli, ajax destekli fakat activex desteklemiyor (flash ve embedded eklentiler gorunmuyor.)
*30 gun deneme surumlu. 30 gunum dolunca bakariz bunun da caresine :P
Kil Donmesi
Kasıklarımda biten bir maratonun startını vermek nasip olsun.
Yarın bir çamur olarak uyanacağım.
Ufak çocuklar muhtaçlık duysunlar bana.
Yarın unutulmuş bir kabile dili olarak uyanacağım.
Kimse anlamasın ne dediğimi, yazdığımı.
Yarın doğacağım.
Ama öylesine.
11 Şubat 2009 18:45
10 Şubat 2009 Salı
Tatmin
Oh oh oh oh oh; başka bir şey diyemiyorum.
Çok tatmin oldum. [umarım, keşke, keşke, umarım -ümitsizliğe ve umuda haksızlık olmasın tabi...- sen de tatmışsındır, tadıyorsundur, tadacaksındır böylesine, bu türden tatmini!]
Eh...
En kötü yanı ne biliyor musun?
Mastürbasyon gibi değil tam olarak bu, ya da seks. Bitince sürekli ama sürekli hücuma uğruyor ruhum, beynim. Daha, daha, daha! Lakin, yorgunluk... Parmaklarım sadece ruhtan ibaret olsa, ve tabi kafamdaki elektrotorbamdan.
Daha daha daha!
Ha!
Oh... Oh...
Yeah...
Bir'in macerası-mecrası
Elde var bir. Bu bir'in bir'azını ya da en doğrusu bir'asını senin beni terk etmene ithaf ediyorum. Kalanın paspas taraflıcasını bana belli etmeden dişlerine dokundurduğun yalanlara veriyorum. [ve diliyle o güzelim dişlere dokunduğunu hayal eder. İçi gider, içi gelir. İçi bir ay tutulmasında pişti oynar...] Geriye bıraktığımın sıvı kısmını kalpçiğime uhu ve ergen ağzına tükürük olarak atıyorum. Hem çöpe atma, hem oralara atama ihtiyacı duyuyorum; sırf anlamadınız diye. Buraya kanamadığım, kalemimin kandıramadığı diğer hem'lerimi binbir dalaverayla hiç kullanmadığım kirli silgilerime everdim; bomboş oğlanlar doğurdular nitekim, sen de görüyorsun [musun? Sahi, Musul-Kerkük sorunu ne alemde? Guantanamo peki? Kamplarda çocuklara dans öğretecek birini arıyorsanız, tek kurşunlu, el yapımı, gümüş oymalı, siyah, LCD göstergeli bir tabanca karşılığında ben gelebilirim. Bir de bolca sarı kağıt, tuvalet kağıdı ve rus pornosu lütfen. Mike18 hayranıyım da!]. [ergen ağzı iç eder. Yavruağzı denen rengi küfür diye yutturacaktır Türkçe öğrenen arkadaşına!] Sıvılar kuruyup izleri masada kalana dek, saçlarının jölesiz halini merak ediyorum. Sen aslında çok ideal minareli bir koyu dinciydin; zira saçını yapmadan karşıma çıkamazdın. Ben b una da kızıyorum ve sırf sivilcelerini saklamak için -sanki dişin, dilin, dudakların; bütünüyle ağzın ergenliğini hiç ele vermiyormuş gibi!- fondaten kullandığından o nacizane ama hilekar, pis, sırabozan, iki'min önüne geçen bir'in arda kalanının birazcığını, şiddetle sana saldırmalarımın üzerine dokuyorum. Ortaokulun herhangi bir zamanında bir "ev ekonomosi" dersindeki gibi, alev alev dokuyorum kızgınlığımın halısını! Anlamalıydın(,) ama, zahmetsizce yan masadaki adama kendin ve benim için pırlanta küpe ısmarlattırıyordun. Saat on iki'ye üç varsa, on iki'ye bir var olmasına iki dakika var, çocuk! Çok şanslısın, çocuk... Beni tanıdığın için. Beni tanımamazlıktan gelmenden söz etmiyorum tabi. Bir'in azını da şansına serpiyorum mutlu mutlu! Üçüncü sayfa haberlerinden aşk cinayetlerini toplaması için bir ajansla anlaşacağım sanırım fütursuzca. Fatura matura istemem ödediğim bedel için! Gelecek aşklarımın sayısından düşsünler kadevemi! Pek az bir kaldı, ço-ço-çocuk... Ulan kalanının hepsini de, gözüm kapalı vermem mi ben annemin eski aşklarına! Veririm be. Verdim be. Çocuk be. Gitme oralara be... Ben kucaklar, büyütürdüm seni. Karnedeki kırıklarını düzeltirdik beraber yaramaz yaramaz; annen de severdi beni. Ablan zaten öptü beni geçenlerde çocuk, bak: ruj sürdüğünü hiç hayal etmesem de, bak, temiz bir'ımtırak rujunun izi kaldı böğür tabelamda. Okların ucu içerlere döndü. 'Self' bir gösterileri aldı başını gidiyor. Pek bir benciller gayri...
Bir'in kalan kalmamışlığını, virgülsüzlüğünü, tam bölünmüşlüğünü de bitirim ikili oyununuza "oyun bitti" ekranı ve "yeniden oyna" seçeneği olarak paldır küldür yapıştırıyorum. "Game over" da karalayabilirdim emme, emme basma tulumba gibi konuşup durduğum Türkçe takıntımı anımsadım. Şansınız yokmuş. Şansın varmış, yok olmuş; tamam da, altı üstü bir çarşaf örtüverdim şansın üstüne terbiyesiz, terbiyesiz, terbiyesizce!
Bir'in eskiden var olan olmuşluğunun kafalardaki izlerini de; kime, neye versem... "kime, neye" vermek de iyi bir seçenek tabi de; bitirmeye niyetliyim bu garip, gurursuz yazıntıyı.
Bir'in ismini nah! sana veririm, çocuk! [verir tabi... Verir bu salak. Verir bu uslanmaz. Verir bu süzgeç. Verir bu deniz kestanesi, yeşil ördek, italik kirpik, sessiz mod simgesi. Verir verir!]
Ben bir'in adını, adiliğini...iki'me [ısrarla; i-kim sahi ya?] gire çıka öcünü alsın diye veriyorum. Oh olsun sana! Yazıklar olsun sana! Of olsun bana! Üf de geçsin bari...
Bir vardı, bir yok oldu.
Sırası gelen, iki. İki'm. [i-kim sahi?]
Söylevimin sonuna her yaklaştığımda "TANRIM!" diye bağırıp çırılçıplak, koşar adım, alelacele; başına, kıvraklığına döneceğim iki'min.
İki'De takılı kalan bir yaş gibi olacak durum.
Siz kafayı yiyeceksiniz.
Ben zevkten on altı milyar sekiz milyon dört bin iki köşe oluyorum.
Şans pıtırcıkları ince bir çarşafın altına gittirilmiştir.
Bir varmış, bir yokmuş...
[hayır! hayır!]
10.02.2009
00:40 [09'u 10'a bağlayan gece...]
pda'da yazıldı...tane tane...

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez
