Tamam tamam. Mızlanmayın.
Burda "siz" diye çoğul da hitap etmemem gerek zaten. İki elin parmaklarını geçmez okuyanlar. İyi de oluyor böyle.
İnsanın çoğaldığı her yer, kurallarla bezeniyor; bir düstur, bir hitap, bir düşüncelilik sahibi olmam gerekir aksi takdirde. Ne gezer. Aman gezmesin.
Bir öğrenci, ödevini her zaman gününde yapmalı. Ertesi gün vermesi gerekiyorsa ondan önceki gece ödevi bitmeli öğrencinin. Sakın ertelemeyin. "İmam demek yapmak, imam yapmak yapmamak" muhabbeti yani. Neden mi?
Şöyle. Pazartesi akşamı işim yoktu da, gideyim biriyle tanışayım dedim ben de. Bir şeyler içtik, geri döndük. Bulutlar ayı saklamıştı. Neyse ki saklamıştı! Yapmasaydı n'olurdu allahkerim-falandeğil.
Eğer o gece ödevimle uğraşsaydım, işim var olacaktı, kimseyle buluşup içmeyecek, kimseyle konuşmayacaktım. O kimseyi tuttuğum gibi ay'ı aramaya götürmeyecektim.
Siz iyisi mi ödevlerinize önem verin. Başınıza büyük dertler açabilir. Hocanızdan ya da notunuzdan olmayabilir; fakat çok daha büyükleri dadanabilir başınıza.
Şimdi de diyorum ki, keşke arkadaş olsaydık o kimseyle. Ay oğul, arkadaşları benden daha şanslı.
Annemi hatırlıyorum.
Babamla annem görücü usulü evlenmişler ve aralarında 9 yaş fark var. Koskoca 9! Tüm bu saçmalıkları, "yuh"lukları, "şuanburdaküfürettiğimin anane ve dedemleri"ni geçersek, babam evlendikten bir hafta sonra eve geç gelmeye başlamış bile. Annemin özene bözene yaptığı yemekler, temizlikler, süslenmeler de donup kalmış olduğu gibi. 19 yılda çok toz kapladı üzerlerini onların. Çünkü babamın arkadaşları vardı. Onlarla içmesi gerekiyordu, onlarla takılması gerekiyordu; hatta "evlilik kutlaması" adı altında. Ay oğul, "ev"lilik meyhanede ya da arkadaş mekanında falan mı kutlanır? Ay oğul, bu cumhuriyet bayramını kutlamak için monarşiyi iktidara getirmekle aynı şey değil mi?
Ev, arada uğranan, içindekinin düşünüldüğü ama görülmediği bir yer olur.
Ben, hiç uğranmayan, rast gelinen, içimdekinin düşünüldüğü ama görülmediği biri olurum.
Ben bir çok şey oldum bu zamana kadar. İçinde en iyileri, en kötüleri, en gereklileri ve en asileri de var.
Fakat hiç uğranmayan, rast gelinen, içimdekinin düşünüldüğü ama görülmediği biri olmak, babadan "şeytan var senin içinde." diye küfür yemeye benzer. Memleketteysen neredeysekaranlık sokaklarda dolaşırsın üşüyerek, kızgınlıktan eve gitmemek için kaza, afet, hastalık gibi bahanelerin seni bulmasını isteyerek yolda. Yok eğer gurbetteysen, kimse yoksa zaten etrafında ya da gerçekten bir evin yoksa gitmek zorunda olduğun yahut öyle alıştırıldığın, dışarda biraz oyalandıktan sonra dönersin o evin olmayan yere. Oraya dönmek koymaz, evin değildir. Dönmeden önce (döneceğini bilmeden önce...), kalabalığı meşru yerlerde sızar kalırsın kısa süreler için.
En sonunda döndün. Hoş döndün hiç uğranmayan, rast gelinen, içindekinin düşünüldüğü ama görülmediği e(gbrsc). Şimdi mümkün olduğunca çok sigara içip, sesli sesli kendinle konuşmalısın. O kimseyi sandalyeye oturtup, boşluğa anlatmalısın derdini. Başka yolu yok bunun... Google'da vurucu şarkılar arayıp Youtube'da oynatmalısın. Sürekli konuşmalısın o kimseyle aklında. Durmaksızın... Durmaz sızın! Durmaz sızın! Durmaz sızın!
Utanmaz! "Uzak kaldık.." der, demez!
"Siktir git lan!" manasında "Duş alıcam." de ona!
De! De de de!
Aklına binerler yoksa senin. Annen sütünü helal etmez vallahi.
Yalvarırım, pencereni sadece bakınmak için kullan... Düşme hızını hesaplamak için, her zamanki gibi taşları kullan oradan sadece. Aşağıdaki pet şişeye ulaşmana gerek yok. Ta dibe kadar ne hikmetse giren karga sana mesaj falan vermiyor aslında. Çık hayal dünyasından. Titre. Kendine gel. Bu lafları sok kendine kendine. Etkisi ancak böyle geçer.
Psikoloji gibi. Çığırıp duran hastalara çözüm, onları tamamen susturmaya yarayan (yaramak? belki zaramak.) ilaçlarda, haklısın.
Sürekli sızıp duran düşünceye çözüm, aklı tamamen durdurmaya yaran yüksekliklerde, haklıyım...
Skydiving yapmak istiyorum bugün. O kadar çok istiyorum ki...
Düş, düş ve düş... Kat'i surette senin ellerinde hayatın. Gerçekten ama! Uçurumun kenarında atlayıp atlamamak arasında kalmak gibi değil bu. Durum yok! Olay var! Akışkan bir şeyler var; olgu diyorlar! Daha bir güç sahibisin yaşam kararında şimdi. Zamanı geldiğinde paraşütü ya açarsın, ya açmazsın.
"Açıyorum, o halde yaşıyorum. / Açmıyorum, o halde ölüyorum."
Buradan çıkaracağımız sonuç yaşam ve ölüm seçeneği değil; ya da bunun size hatırlatması gereken şey Descartes değil. Bu apaçık, yaşamak ile ölmek arasında farkın sadece bir "m"den ibaret olduğunu gösteriyor. Çatır çatır harcadığınız günlerinizde, alan razı veren razı güdüsüyle israf ettiğiniz "m" olumsuzluklarını algılayış, aklınızda kavrayış, beyninizde işleyiş biçiminiz, sizin bir gün paraşütünüzü açıp açmamanıza sebep olabilir.
Neyse. O kimse kimse. Yoksa, kimse yok mu... Yok tabi! Hepsi şakaydı oğluuuu...m! Sen de yedin işte! Bak bak, kayda bile aldık.
Kayda bile aldık...benim dudağımın altın üzülerek oranda kıvrılması...
Geceleri 3'ten önce bir türlü uyuyamamam...
Kan çanağını dönen gözlerim...
Şüpheciliğimin sürekli içip içmeme hislerime kayması; neyse ki karar kesin, içmeyeceğim.
Artık o kimseye hiçbir teklif yapmamam, "gelir...gelmezse, kendi bilir...canı sağolsun..."...
Görürsem, öldüreceğimden korkmam...
Ah
ha...
.iriiş nıshaŞ .3
Ne kadar tanıdık...
Kıskan be İlhan'ım.
Seni kıskananlar utansın, varsa.
Bunların da vardır bir nedeni.
Kader mader deriz. Rüya ansiklopedilerine baksam mı ki? Nasıl olsa tüm hayatım hayalle geçmiyor mu? Yuppi, her şeyimi yorumlayabilirim artık! "Yorumcu abi, ben öldüm hayalimde, bu ne demek oluyor?"
6 kat dibimdeki pet şişeye, o pis zeminde sarılarak cenin pozisyonumda, etraftaki insanların ağız dolusu deli demesini arzu ediyor içim...
11 Nisan 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder