Aşağıda yazdığım denemeyi, altındaysa üzerine yazdığım şiiri bulacaksınız.
---------------------------------------------------------------------------------------
KAR ÜZERİNE
Bazı yazılar karalanır, apaçık bağırmaktadır ne dediğini ve var olma sebebini. Bazıları da vardır ki, kıyıya köşeye çekmiş kendini, elinde bilyeleri, ya onlarla oynamakta kendi kendine ya da bilye camlarının içindeki kıvraklığı çözmeye çalışmaktadır. İşte bu ikincisi benim en değerlilerimdendir. Tanrıya şükür ki, anlamaya çalışanlara katılma çabasındadır o narin ve şüphesiz bir o kadar vurucu ve şiddetli yazın. Sana hiçbir şey vermez. Bunu aklınıza sokmanız lazım. Ne aşırı egolu şekilde mantıkla beslenen tarafınıza bir şeyler katar, ne de aşırı egolu şekilde mantıkla beslenen tarafınızdan bir şeyler alır. Fakat çoğu kişinin göremediği, nacizane kenarlarımızı biler, keskinleştirir, onları parlaklıklarının ve kesiciliklerinin doruğuna çıkar. İşte, Kar, bu kenarlarımızı cilalamak niyetinde çırpınıp durmaktadır.
Sevgilim şaire, nice minnet borçluyum; ilk kıtasında şiirin, bana iyilik ve kötülük arasında kocaman bir özgürlük tanıdığı için. Okuyorum, okuyorum ve yine baştan okuyorum o sarp beş satırı. Kenarlarımdan biri dolu dolu bir iyilik hayalinde yüzmekte, ve bir diğeriyse takılıp düşmekte canavarlı göl kenarlarındaki çalı çırpıya. Bir an saflık abidesi karlar altında, fötr şapkası olan bir adam saplanmakta zihnime, hemen sonra kurtlar sofrasında yeni kalkmışlar peşine düşmüş; en sonunda Cesur Yürek filmine sahne olabilecek bir bağımsızlık koşusu gözüme çarpmakta...çarpıp düşmekte ikinci kıtaya başladığım anda.
Sonuna kadar desteklediğim bağımsızlık koşusu, dedim ya, çarpıp düşmekte gözümden daha da sonraki satırı okuduğumda. Ama bağımsızlık koşusu olamaz ki bu! Sese bağımlı koşabilir miyim sağır edici hızda! Diyorum ki, bütün özlemlerini tatmin etmeli şair bu kıtada yarattığı, eğer dörtnala, dümdüz bir mavilikte koşmak istiyorsa atını. O özlem, şüphesiz kar içinde. O özlem duyduğum, şüphesiz saflıkla sarılmış. O özlem, şüphesiz çok acıtıyor; tüm duyularım gözlemekte en ufak bir hissi, ha geldi, ha gelecek diye...
Arada kalmışlık bazı zaman ya en makulu, ya en kötüsüdür yolların. En azından çoğunluğun seçtiği bir yoldur; yalnız değilsindir. Faka buradaki arada kalmışlık! Zamana sıkışıp kalmışlık! Levyeyle o aradan kazınmak istememek! Ancak böyle özlenir O... O ki, uyuşturur beni, o ki nicedir ilahım olmuş ilahlarımın üstüne... İyisi mi, boşver annem, sarılma bana annem; ben kendi kara kutuma sarılacağım, üstüne de bol bol kar serpsin hava tanrısı! Boşver annem... Görüyorsun ya, günlük sözcükler arasına düşüveren o “saf”lığı, ben fazla abarttım, acı vermekte artık... Gel gelelim, aksın içime içime, eğer O’nunsa saflık...
Bu dünya benim! Bu dünya ben’im! İnanmıyorsanız bana sorun! Ben yalnızsam, bütün dünya yalnız; benim neşem, dünyanın neşesi. Böyle; ben bir özledim mi, dünyalar kadar özlerim, kendim kadar... Ben benden geçmişim, bitmişim Allah’ım. Yanaklarım yok benim, dudaklar sarkmış, gözüm pörsümüş; en çok da burnuma üzülüyorum! Nasıl da çekingen oluvermiş... Ben, bundan gayri, ölürüm de giderim. Kendimi bir beyaz uğruna karartırım ben; içimdeki hasretli, o gri ruhumu da çocukluğuma sararım. Hani, kıvırıp kıvırıp içine kağıt -hatta en şeytani anımızda ucuna da iğne!- koyup, sıkıca üfleyip orduya hazırlanır gibi vuruşlar yaptığımız kamışlar var ya! İşte ben onların içine sararım ruhumu, çocukluğumun en şımarık, en haylaz, en kötücü yıllarına! Sonra son nefesimle birlikte üflerim o kamışı göğe doğru. Tek bir hamleyle uçar gider ruhum, bensiz dünyanın elinde, adam akıllı yaşanmış anlar olarak yalnız çocukluğum kalır.
Sonra ne mi olur?
En başta bahsettiğim ilk yazı çeşitleri gibi, sizin onlara bu satıra kadar yaptığınız gibi, unutulur giderim.
---------------------------------------------------------------------------------------
KAR - Ahmet Muhip Dıranas
'Kardır yağan üstümüze geceden/ Yağmurlu, karanlık bir düşünceden/ Ormanın uğultusuyla birlikte/ Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte/ Kar yağıyor üstümüze, inceden.
....
Sesin nerde kaldı, her günkü sesin/ Unutulmuş güzel şarkılar için/ Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan/ Rüzgâr gibi tâ eski Anadolu'dan/ Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!
.....
Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!/ Uyandırmayın beni, uyanamam./ Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına/ Allah aşkına, gök, deniz aşkına/ Yağsın üstümüze kar buram buram...
......
Buğulandıkça yüzü her aynanın/ Beyaz dokusunda bu saf rüyanın/ Göğe uzanır-tek, tenha-bir kamış/ Sırf unutmak için, unutmak ey kış!/ Büyük yalnızlığını dünyanın.'
***
15 Nisan 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder