bekle.
bu bir emir değildir.

Durum

bir toplama kampında
kulağını çınlatan
bir tek ben olacağım.

şu iki satırda bana saygı duyacaksın. çünkü okuyup da liğme liğme olmadan duramıyorum:

"Durursan öldürürsün beni.
Durursam öldür beni."

20 Temmuz 2008 Pazar

Düşündüm de! Koro! Les Choristes!

Düşündüm de, niye okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler hakkında hiç yazı yazmıyorum buraya! Eh, yazayım!

Soundtrack'ini yeni elde etmiş olduğum, Les Choristes (Koro) filminden başlayayım.
Filmin hikayesini anlatmayacağım burada. Sadece çok güzel olduğunu, gerçekten güzel olduğunu belirteceğim. Mekanlar, oyuncular...o içtenlik...o mahkumiyet ve özgürlük...o "değer"...

Kendini bulmak, ses tellerinde... Muhteşem bir öğretmen, aslında müthiş öğrenciler...

Soundtrack'ini özellikle öneriyorum. Harika.

Nasıl Anlatsam

Nasıl anlatsam?
Böyle bir şey anlatılabilir mi ki? Sanmıyorum ama deneyelim…

Benim ilk aşkım Rüzgar’dı, ilkokuldan. Dediğim gibi, hala kokusunu hatırlıyorum. O kadar seviyordum yani.
Caner mesela… Caner döneminde neler yaşadığımı gayet iyi biliyorsun; ve insanlar ne hakla, böyle bir şeye karşı çıkabiliyorlar, anlamazlıktan geliyorlar, anlaşılır değil.
İnsanın içi cız ediyor elini tuttuğunda, görür görmez kalbi deli gibi atmaya başlıyor; sevgi bu, aşk bu; hala nasıl itiraz edebiliyorlar…
Sizin duyduğunuz sevgiden, aşktan çok daha farklı bir şey mi zannediyorsunuz? Sadece alış ve verişten ibaret olduğunu, sadece ama sadece seksten oluştuğunu mu zannediyorsunuz?
Ben seksi sevmem.
Sevişmeyi severim.
Ben seksi sevenleri de sevmem.
Ben sevişmeyi sevenleri severim.

Toprak mesela… Neler hissettiğimi, neler yaşadığımı içimde, ne tür acılara katlandığımı hiçbir kimse anlayamaz; bazıları dışında; hiç kimse.
Bilmiyorum, sizde olur mu hiç, ama bende çok olur: Böyle, midenizden yukarıya, göğsünüzden boğazınıza bir ağrı girer. Ölecek gibisinizdir, ağrır iki kuruşunu kaybetmiş dilenci gibi. İşte böyle şeyler hissettiklerim, karşımda gördüğümde sevgimi.

Sevdiklerimin hiç biriyle yatmayı düşünmedim. Yatmayı düşündüm, ama yatmayı değil. Farkı anlıyorsunuz umarım. Ben; O, kanepede yatarken bütün battaniyeleri, pikeleri onun üstüne örtüp, yanındaki kanepede kıvrılıp yatan biriyim. O üşümesin, boş ver beni, düşüncesinde. Ama gerçekten öyle. Ben kimim ki? Benim sevgimi verdiğim kişi benden çok daha değerlidir.

Böyle saf, böyle pürüzsüz, böyle…böyle…
Hala nasıl, neden, ne amaçla katledilir bu duygular anlaşılmış değil.

Kız arkadaşıyla sevişirken aklına sevdiği erkek geldiğinde ağlayan birine, kız arkadaşıyla sevişirken bazen iğrenen birine; böyle duygu sömürüsü yapmak, haksızlıktan başka bir şey değil midir? Kendinize sormayın, bilemezsiniz. Hiçbir zaman da bilemeyeceksiniz. Üzgünüm.

Tanrı…
Bir kere önyargılarınızdan tamamen kurtulmalısınız gerçek Tanrı’yı keşfedebilmek için.
Allah, Yehova (Yahudilerin tanrısı) ve Tanrı (Hıristiyanların tanrısından bahsediyorum) isimlerinden kendinizi tamamen atmalısınız. Sadece düşünün. İşte Tanrı orada, o kadar yakın, o kadar sıcak, o kadar gülümseyen, o kadar parlak… Korkutucu değil, cezalandırıcı değil, düşman değil. Tanrı, bizden. Tanrı, bizim tarafımızda. Tanrı, iyi yaşamamızı istiyor. Kendimiz olmamızı.
Açıkçası ne biliyor musunuz? Umurumda değil artık. Hiç çekinmeden yazıyorum. Ve bilin ki, eğer Tanrı sizin gibi düşünüyorsa, yazıklar olsun O’na. Yazıklar olsun meleklerine, peygamberlerine, dünyasına, evrenine… Hiç böyle bilmezdim Tanrı’yı…
Ama yine de benim Tanrım, beni seviyor. Sizinkilerin de beni hesaba çekmeye hakkı yok.
İçinizi rahat tutun. Hiçbir korkum yok, ve adım gibi eminim, bu Tanrıların katında kötü değil. Sevgi kötü olamaz ya? Olur mu yoksa? Aşk mı kötü olan? Hadi canım…
Tek istediğimiz sarılıp yatmak… bu kadar masum. Yazıklar olsun hala daha çenelerini itirazlara bindirip, beni kötülemeye çalışanlara. Ne diyelim, herkesin aklı kendine. Benimki bana fazla bile, isterseniz buyurun, alın biraz. İşte bu kadar cüretkar, bu kadar inatçı, bu kadar inançlı, bu kadar davasına düşkün biriyim de aynı zamanda.

Ben mutlu olacağım.
Hiç korkmayın, endişelenmeyin.
Ben o kadar mutlu olacağım ki…
En azından gerçek mutluluğumun yolunda çektiğim acılarla, duyduğum üzüntülerle mutlu olacağım…
Çekeceğim üzüntü, beni ben yapan bir şey uğruna, gerçek beni elde etmek uğruna, gerçek benliğim uğruna olsun. Üzüleyim. Bu yolda üzülmeye ben mutluyum.
Aksi takdirde, size temin ederim, mutluluk maskeleri giymiş olacağım ilelebet. Hep mutlu görüneceğim, buna şüphe yok. Maskeler de olmasa, nasıl yaşarsın benliğini bilmem… Sağ olsunlar.

Kıza aşık olamıyorum, bu kadar.
Bu kadar basit ya…
Söz konusu olan şey aşk, sevgi, şehvet. Ayrısı gayrisi olmaz, olamaz, olmamalı. Bu kadar kutsal, değerli şeyleri, ben nasıl elimin tersiyle itebilirim tüm hayatım boyunca? Ne cüret yapabilirim ki bunu? Bende o cesaret var mı ki? Ömrüm boyunca aşık olamayacağım bir yola nasıl sokabilirim ki kendimi? Kendimden bu kadar nefret etmiyorum.

Her şeyi gayet açık yazıyorum…
Geçen aylarda hayallerimdeki çocuklardan biriyle birlikte oldum. Hayallerimdekilerden biriydi.
Seks yaptık evet. Ama değildi, seks değildi o. Kesinlikle değildi. En azından benim için değildi. Onun için seksti büyük ihtimal. Benim için asla. Ben aşk yaptım onunla, kendi çapımda, kendimce. Dokundum, kokladım, baktım, tekrar dokundum ve kokladım… derin derin… dudaklarımın ucuyla dokundum. Sonra dilimin ucuyla, hemen kısacık bir an. Dilimin ucuyla dokundum çünkü dilin ucu acı tat duyusunu algılayabilir. Ben onun acısını alacaktım eğer varsa. Boş ver, bende dursun, ne gerek vardı ki ona acı, değil mi? Bu kadar saf, masum yaşadıklarım. Organım boşalmadı o gece benim, ruhum boşaldı, ruhum. Enfesti. İşte Tanrı böyle bir şey olmalı dedim. İşte… Tanrı’yı seviyorum, dedim.

Sonra Tanrı’yı sevmiyorum dedim ama. Sürekli acı veriyordu bana. Herkes el ele dolaşıyordu, öpüşüyordu. Herkes önüne gelen herhangi birisine verebiliyordu kızlığını ya da erkekliğini ve önüne gelen herkesle çıkabiliyordu insanlar. Dedim ki, Tanrı’m, sana olan inancım azalıyor.
Dedim ama, istemeyerek. Dedirttiriyorlar bazen… bu dünya. kolay değil.
Benim sorunum öpüşmek değil herkesin içinde, el ele tutuşmak değil. Umurumda bile değil bunlar açıkçası. Hiç de acıtmıyor bunlar beni, endişelenmeyin.
Sadece kendi içimde, kendi ruhumda, özgür olmak istiyorum. Maskelere gizlenmek, hayatımı istemediğim bir yöne akıtmak, bir türlü kendimi yaşatmamak beni acıtan. Ve emin olun, hiçbir çekincem de olmaz sizin aranızda öpüşürken. O kadar gözü kara, o kadar davasına düşkün, o kadar cesur biriyim de aynı zamanda.

İddia ediyorum, benim sevgim sizin gibilerin –senin değil- sevgisinden çok daha büyüktür.
Aranızdan biri, kız ya da erkek arkadaşınızın sesini kaydeder mi? Durup dururken onu dinler mi sürekli? Onlarca resmini çeker mi? Gizli olarak resmini çeker mi peki? Sürekli başka bahanelerle videoya çeker mi aranızdan biri sevdiğini? Hayır…
İçine muhteşem bir ağrı girer mi aranızdan birinin? Zor.
İşte, iddiam bu. Sizin sevgi, aşk, seks müsvettelerinizden çok daha yücedir benim, sizin gözünüzde günahkâr olan aşklarım, sevgilerim, sekslerim. Ben seks yapmam ki sevdiğimle…

Hem, kimsenin yapmadığı şeyleri yapmış olmam varken, niye böyle bir şeye hala takılıp kalmaktasınız, ilginç.
Çevrenizde, benim gibisi var mı? Benden iyisi var mı? Benim kadar çok yönlü olan var mı? Benden övüneceğinize… Yazık diyorum, bu kadar yaptığım şeylere, kazandıklarıma, kaybettiklerime, elde ettiğim başarılara. Bunlardan övünecek kimseler yoksa, ne işe yararlar ki. Gereksiz anlık mutluluklar işte onlar, o zaman. Bu kadar imkânsızlıklar içinde, bu kadar şeyi yapmış biri olarak… bilmem ki… Hayır, imkânsızlık nerede demeyin bana. Neler neler yapardım daha, bilirsiniz. Ama yine de teşekkürler şu ana kadar verdiğiniz imkanlar için.

Ama, benliğimin sadece tek bir yönünü var olan her şeye, herkese kabul ettirmeye çalışırken, yoruluyor insan bazen. Şevkle yapıyorum bunu, ne şüphe. Ama yoruluyor bazen. Bu yorgunluğu da seviyorum ya, neyse…

Beni ben yapan budur. Benden hiçbir suretle ayrılmayacak bir şeydir bu. Kabul edin, etmeyin.

Etmezseniz, umurumda olmaz. Ben davamı başarıyla bitiririm. Davam, yaşamım benim. Derin derin nefes almak, benim davam.

Bilemezsiniz ki… Belki de bilirsiniz… Siz, var olana aşık olabilir misiniz? Her hangi bir şeye? Bir DO notasına? Ya da, bir kedinin araba çarpıp da kanamış kulağına? Siz, insanların tek bir saç teline de aşık olabilenlerden misiniz? Öyleyse, ne mutlu… Öyle değilse, yine de, ne mutlu. Biraz çevrenize bakın. Derin derin bakın ama. Her şeyden soyutlayıp kendinizi, öyle bakın. Algılamaya çalışın her şeyi. Bir roman gibi düşünün her şeyi. Her şey bir roman. Kimi zaman bir sonbahar yaprağının sararıp ağacı terk etmesiyle başlayan ve yaz mevsiminde ufacık bir oğlan çocuğunun çırılçıplak denize atmasıyla kendini biten, bir roman. İşte böyle bir şey gerçekte bu içine çektiğiniz, gözünüze damgaladığınız, ellerinizle izinizi bıraktığınız yer, dünya.

Tanrı’m… Daha neler neler yazardım… Hiç durmadan yazabilirdim saatlerce. Saçlarım beyazlardı, nutkum tutulurdu bazen yazdığım şeyi tekrar okuduğumda. Hiç durmadan yazabilirdim. Aylarca tek bir insan yüzü görmeden yazmış da olabilirdim tonlarca yazıyı. Benzim sararmış olabilirdi bu kadar çok yazmaktan, eğer yazmaya devam etseydim. Burnum tıkanmış olurdu, büyük ihtimalle ağzımın kenarından salyalar akardı, eğer yazmaya devam etseydim. Salyalar akardı çünkü bırakırdım kendimi. Ben yazarken, kimse görmüyor ki beni. Kelimelerim, harflerim bile bir şaşırıyorlar yerlerini aldıklarında cümlelerimde…
Eğer yazmaya devam etseydim, daha çok şey yazardım size, sizin için, benim tarafımdan, bence.

Sevgilerimle…
Sizi çok seviyorum, her kim olursanız, her nerede, nasıl yaşıyor olursanız olun, benim hakkımda her ne bok düşünüyorsanız düşünün, ister katilim, ister vezirim olun, sizin ben çok seviyorum.

Bilge Remus Ka

Melek Çocuk Melek

Melek Çocuk Melek

Şimdi melekler,
kelimelerinizi verin bana,
sıraya koyarım.

Kaosu öğretin bana...

Melek "sus" dediğinde
içe akan bir yaş

Tanrı "yok" dediğimde
içi dolu bir boş

sessizlik...

bundan sonra sözler yeter-
siz
yoksunuz...

melek çocuk,
sandalyen kanlı, aynalarda görünür oldun.
kolunda testere biçimli kan dövmeler,
cennette gözyaşların...

çocuk melek,
orda burda koşan, bağıran çağıran;
ve orda burda ağlayan, ağlayan, ağlayan.

affola tüm iyiliklerim
kapısı çarpıp çıkarken cennetten
tek duyulan, yere ufalanan anahtar

bunu bilen melek, kurtar ışığı
anahtarlı pisler olsun,
saflar değil.

melek çocuk,
kırmızı dudaklarını öptüm bir öğle
kanatların kalktı.
ipe aşıkmışım oysa
kanatların indi.

çocuk melek,
ruhun çocuk, yerin park
bir çocuk parkı bu
içinde bu mücadele niye
bir top için,
salıncaktan düşmek için
kaydırakta kafanı yarmak için...

melek çocuk,
bir top için,
uzaklarda yeşil gri bir günde
kitap düşmeden hemen önce
iple temizlenmiş dişler görünmeden
öpüşmek için...

çocuk melek,
nefese çaba, anlar adına
bir o kadar daha, an yapanlar adına.

şahidim melek çocuk melek.

30Nisan/1-2Mayıs 2008

KAOS GL Muhabirliği

Merhabalar.
Geçen hafta Kaos GL muhabirliğine kabul edildim.
Eylül sayısı için çalışmalarımı gönderiyorum...

12 Temmuz 2008 Cumartesi

ÖSS Sonucum

ÖSYM
2008-ÖSS Sonuçları
Sonuç Açıklama Tarihi: 12 Temmuz 2008



DİPLOMA NOTU / PUANI
090,71

ÖSS PUANLARI ORTAÖĞRETİM
BAŞARI PUANI
ÖSS-SÖZ-1
286,475 ÖSS-SAY-1
263,737 ÖSS-EA-1
282,207 ÖSS-DİL
290,019
ÖSS-SÖZ-2
--- ÖSS-SAY-2
--- ÖSS-EA-2
--- 092,292

MEZUN OLACAĞI/OLDUĞU
Okulun Kodu Okulun Türü Alan/Kol/Bölüm
352174 11033 2761

AĞIRLIKLI ORTAÖĞRETİM BAŞARI PUANLARI (AOBP)
Sözel
(AOBP-SÖZ) Sayısal
(AOBP-SAY) Eşit Ağırlıklı
(AOBP-EA)
097,506 096,625 097,364

Y-ÖSS PUANLARI 0,3 AOBP'li 0,8 AOBP'li Ek Puanlı
Y-ÖSS-SÖZ-1 Puanı
Basarı Sırası 315,727
0000718 364,480
0000708 ---
---
Y-ÖSS-SAY-1 Puanı
Basarı Sırası 292,725
0026765 ---
--- ---
---
Y-ÖSS-EA-1 Puanı
Basarı Sırası 311,416
0004641 360,098
0004504 ---
---
Y-ÖSS-SÖZ-2 Puanı
Basarı Sırası ---
--- ---
--- ---
---
Y-ÖSS-SAY-2 Puanı
Basarı Sırası ---
--- ---
--- ---
---
Y-ÖSS-EA-2 Puanı
Basarı Sırası ---
--- ---
--- ---
---
Y-ÖSS-DİL Puanı
Basarı Sırası 319,271
0000195 368,024
0000095 ---
---

11 Temmuz 2008 Cuma

çekil cin!

// sarhoştum. hatırlıyorum.

çekil cin


çekilin cinlerim!
boşalıyorum!

platonik bir otobüs yolculuğu bu!
koltukları çürümüş
insanları uyumuş ve gazaptan üşümüş
uzun vadeli bir aşk / aşk yatırımı sanki!
tam bir babaya mektup vakti
cırcırcırcırcır
böcekleri beynimle feci bir senfonide!
ah, kollarım uzakları yükseltip
yakınımı alçaltıyor
bişef'im!
-!hayatsızlığımın!-

çekilin tanrılarım!
size yağ çekmekteyim!

çamur soluyan bir kıta!
kesmesiz bir kıtlık üzerine
dörtel(l)i derinden kahve peltesi kıvamında sanki
orta şut ve gol!

köpüklerin anlık varlıkları gibi
tasasız

çekil ben!
derini büyüteç üstünden güneşle yakmaktayım!

gel artık cin!
boşaldım!

09.07.2008

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Kamp İptal.

Duyumlarıma göre, kampı düzenleyenler arasında PKK terör örgütünü destekleyen gruplar da varmış. Kampa gitmiyorum.

8 Temmuz 2008 Salı

Dünden bir şiir : Doğum Tır Ak

Doğum Tır Ak

sen ölmeye mahkumsun doğu
güneşin sana kıyak geçmesinden bunlar
bir çocuk öldürdün
sen ölmeye mahkumsun doğu

toprak altı kayak yapıyordum
kardiyelav
ben gökte ayla cilveleşmiş adamdım
-ondandır her gece aya en orospu
öpücüğümü yollar öyle serilirim yanarovama-
ayak tırnaklarım bir fetişte kazara
oğlanın damağına yapıştı. utanmadan
devam etti
kanıma göz dikmiş. çocuk
bir çocuk öldürdün doğu
diş izlerin hala sergileniyor

benden ancak kızak oturtma olur
evinde, yerim yok.

vezirim olun ilaç kutularım.

07072008

Kısa Film ve Fotoğraf Kampı Programı


Bu arada : ÖSS & YDS

ÖSS iyi geçti. YDS kötü geçti.

Kısa Film ve Fotoğraf Kampı

1-22 Ağustos tarihleri arasında Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın ve Diyarbakır Sanat Merkezi'nin Samsun'da ortaklaşa düzenlediği Kısa Film ve Fotoğraf Kampını duyduğumda kemiklerimde sarı sıvı beynime sıçradı!
Henüz babamdan izin almadım ama başvurdum kampa. Öyle ya da böyle izin verilecektir. Kader, budur.

Seyahat, konaklama ve yemek ücretsizdir. Programın bir örneğini bir sonraki mesaja ekleyeceğim.

Bir Waltz Halinde Döner Bıçağı ve Kaldırım

Bir Waltz Halinde Döner Bıçağı ve Kaldırım

belki gelirsin diye bütün zaman bekledim
bir saatten fazla sürmedi, daha küçükmüşüm

tarihine göre sıraladım hayatıma girenleri
göz kapağı cipsimle kanyak içtikten sonra kimlik
numaralarıyla bile sıraladım pek
küçükleri okul numaralarıyla boğmayı denedim
sıra arkadaşlarıma çabuk ölüm yaptım kıyak

sandaletlerimin kemerlerini de tamir ettim

neyse ki beynime daha fazla tecavüz
etmeden geldin sen elinde
döner bıçağın "bugün dönek yicez"
yeni cilalı bir yat gibi ben
beyaz fayanslı bir banyo gibi kaldırıma
şımarık gibi bir rüzgar kadar serildim
dönek kesip yedik birkaç sayfa kaldırımda
gözbebeklerim sinek öldürücü sesleriyle çat pat
çıt ve pıt devasalaştığında
kaldırımda
sokuşturduğum yere bolca yaya insanlar boşaldım

sadece döner kesmeye mi yararmış döner bıçakları yoksa
bir alışkanlıktan
bana da el atmış mıdır?

08.07.2008

Hmm...

Tekrar merhabalar...
Uzun zamandır yazmıyordum; düşün ama yazma durumundaydım...
Sonsuz düşünce, sonsuz yazma niyeti (artı eksi bir milyon) arasında kaybolup gitmiştim bu sıralar..pek feci kaybederler adamı onlar...

Ve artık, yazdığım şiirleri günü gününe buraya da aktarmaya karar verdim. Bu tarihlerden önceki şiirlerimi pek buraya koymayı düşünmüyorum ama, biliyorum ki dayanamayıp koyacağım buraya. Hatta şu an bile koymaya niyetliyim! Ne çelişkidir!

Son şiirimin adını pek beğendim... Bir Waltz Halinde Döner Bıçağı ve Kaldırım.

Kendinize iyi bakın. Bana iyi bakın.
İyi Bakın. İyi Bakın.
Bakın. Bakın.
Akın. Akın.
Kın. Kın.

13 Haziran 2008 Cuma

Yıl (Lise) Sonu ve ÖSS & YDS

Uzun zamandır yazmadım...çok yazasım geldi, hatta aklımda çok karalayıp sildim bir şeyler ama buraya geçirmek nasip olmadı işte.

Bugün son karnemi aldım. Anaokulum bitti. İlköğretimim bitti. Lisem bitti. Darısı başlangıçların başına.

Pazar günü ÖSS'ye, bir sonraki hafta pazar günü de YDS'ye gireceğim.

Hoş kalın.

.Bilge.

5 Haziran 2008 Perşembe

2007 YDS Denemesi

Bugün okulda 2007 yılının YDS (Yabancı Dil Sınavı) denemesini çözdük... Full çıkardım...hayırlısı.

John

Bill heteroseksüel bir erkek. Yani kadınlarla düzüşür. John ise eşcinsel bir erkek, yani erkeklerle düzüşür. Bill, John'un erkeklerle düzüştüğü için öldürülmesi gerektiğini düşünmektedir. John'un kızkardeşi, Beth, erkeklerle düzüşür. Bill, onun öldürülmesi gerektiğini düşünmez. Çünkü onun özel hakları vardır. John'un diğer kızkardeşi, Amy, kadınlarla düzüşür. Bill, Amy'nin öldürülüp öldürülmemesi gerektiğine karar veremez. Çünkü Bill'in bazı arkadaşları Amy'yi kadınlarla düzüşürken seyredip mastürbasyon yapmak istemektedirler. Bill, John'a "ibne" demektedir; ve "Tanrı ibneleri sevmez!" John, erkeklerle düzüştüğü için cehenneme gidecektir. Bill, aile değerleri üzerine atıp tutar; sonra gider arkadaşlarının karılarıyla düzüşür. Tanrı kitaplarda der ki: "Zina yapmayacaksın." Bill asla "Zina yapan erkekleri Tanrı sevmez," dememiştir. John âşıktır. Sevgilisi Ed ile 20 yıldır birliktedirler. John, Ed ile evlenmek ister. Fakat hükûmet eşcinsellerin evlenmesine izin vermemektedir. Bill evlidir. Hiç bir zaman da âşık olmamıştır. John, ilişkisi olduğu kişinin cinsiyeti yüzünden evlenemezken, Bill evlenebilir. Çünkü Bill'in özel hakları vardır. Bill, ilk karısı Gwen'den boşanmıştır. Çünkü ondan sıkılmıştır. Gwen hastanede kanser tedavisi görürken Bill tarafından terkedilmiştir. Bill arkadaşlarına Gwen'in sersem bir 'piliç' olduğunu söylemiştir. John, eşcinsel olduğu anlaşılıncaya dek bir çocuk bakımevinde çalışırdı. Çocukların anne-babaları John'un onların çocuklarını düzebileceğinden korkuyorlardı. Oysa John sadece erkeklerle düzüşür, çocuklarla değil! Ardından John bir at çiftliğinde çalışmaya başladı. Çiftlik sahipleri onun eşcinsel olduğunu öğreninceye dek. John eşcinseldi, ve onun atları düzmesinden endişelendiler. Oysa John erkeklerle düzüşür, atlarla değil! John sonraları bir morgda çalıştı, morg yöneticileri onun eşcinsel olduğunu öğreninceye kadar tabii. John eşcinsel olduğuna göre cesetleri düzmeye kalkışabilirdi! Oysa John erkeklerle düzüşür, cesetlerle değil! John, ilişkide olduğu kişinin cinsiyeti yüzünden işten kovulabilir. Ama Bill kovulmaz. Onun özel hakları vardır. John küçükken orduda çalışmayı düşünmüştü. Ama ordu John'u, ilişkide olduğu cinsiyet yüzünden kabul etmedi. Bill, orduda bulunmuştu. Ordu onu kabul etti, çünkü Bill heteroseksüeldi. Ordu John'u reddetti çünkü o eşcinseldi. Bill çocuklarını beyzbol sopasıyla döver. Çocuklara Tanrı'dan korkmaları gerektiğini söyler. Oğlu Jake'in kolunu kırar, onun eşcinsel olmasından korkar. Sonraları Jake'in eşcinsel olduğunu öğrenir ve oğlunu öldürür. Tutuklanır ve yaptığı şey sadece bir eşcinseli öldürmek olduğundan 1 yıl ceza alır. Bill'in çocukları ondan nefret eder. John'un çalıştığı bakımevindeki çocuklar onu çok severler. Bill, bebeğin eşcinsel olup olmadığını öğrenmek mümkün olmadıkça kürtajın yasallaşmasına karşıdır. Eğer bu mümkünse, kadınlar kürtaja zorlanabilir. John ve sevgilisi Ed, Jason adında bir çocuğu evlât edinirler. Jason aileden aileye verilmiş bir yetimdir. John ve Ed'in dışındaki diğer hiçbir aileyi sevememiştir. Fakat hükûmet, eşcinsellerin çocuk evlât edinmelerine karşı bir karar alır. Jason'ı onlardan alırlar. Jason; John ve Ed'den ayrıldığı için ağlar çünkü onları sevmiştir. Hayatında ilk defa mutlu olduğunu ve hükûmetin bu mutluluğu onun elinden aldığını yazar bir kâğıda, ve kendini asar... Birkaç yıl önce John, Ed ile bir parktayken; Bill ve arkadaşları onları döverler. Ne de olsa "Tanrı ibneleri sevmez!" Borular ve beyzbol sopaları ile onlara vururlar. Doktorlar John'un yüzünü eski hâline getirmek için ona titanyum plâkalar takarlar. John'un çalıştığı yerde kimi insanlar Jeffrey Dahmer'ın eşcinsel olduğunu ve eşcinsellerin de tutuklanması gerektiğini söylerler. Diğerleri de kafa sallayıp bu düşünceyi onaylar. Bir kadın çıkar ve Ted Bundy'nin de heteroseksüel olduğunu bu yüzden heteroseksüellerin tutuklanmaları gerektiğini söyler. Diğerleri güler. Ed AIDS hastasıdır. JC virüsü denen bir virüs beynine zarar vermektedir. İlerleyen "Mültifokal lökonsefalopati" teşhisi konur. John, tıp sözlüğünden hastalığın karşılığını bulur: "İlk nörolojik belirtilerin ardından 3 ilâ 6 ay içinde ölümle sonuçlanan bir hastalık." Sözlükte "TEDAVİSİ: Yok" yazmaktadır. John, kızkardeşi Amy'nin evine gider ve ağlar. Bill, Gwen'in kanser olduğunu ve büyük ihtimâlle öleceğini duyduğunda güler, "O orospu hak etmişti bunu," der. Ed, ailesine eşcinsel olduğunu söylediğinde, ailesi bir daha onu görmek istemez. Onlara AIDS' e yakalandığını söylediğinde can çekişerek ölmesini umduklarını söylerler. Bill AIDS için eşcinsel hastalığı der. "GAY" sözcüğü, "Gaysen, Aids'e Yakalanırsın" ın kısaltmasıdır (Orijinali "Got Aids Yet?" ÇN). Sağlık Kontrol Merkezleri, AIDS'in 25-44 yaş arası erkekleri en çok etkilediğini belirtince, Bill 25 ile 44 yaş arasındaki tüm erkeklerin "gay" olduğunu sanır. Kendisi 45 yaşında olduğundan gay olma ihtimâli de yoktur! John ve Ed, eşcinsel olmaları, hele Ed'in AIDS olması yüzünden ev sahipleri tarafından sürekli evden çıkarılırlar. Bill, asla evden çıkarılmaz. Onun özel hakları vardır. Ed ve John'un bir çok arkadaşı ölmüştür. Çoğu AIDS yüzünden, ve bir kısmı da Bill ve arkadaşlarından yediği dayaktan. John, televizyonda hükûmetin bazı üyelerinin, AIDS'lilerin kamplarda karantinaya alınması gerektiğini savunan sözlerini işitir. Ed, vücudundaki virüsün görme merkezini tahrip edeli zaten televizyon izleyememektedir. Ed dün öldü. Bill gençlerin eşcinsel hayat tarzını seçmelerinden endişe duymakta.

eshcinsel.net'ten alıntıdır.

4 Haziran 2008 Çarşamba

100 Eşcinsel, Ben ve Hocam

Bu sıralar "Dünya Tarihinde En Etkin 100 Eşcinsel" kitabını okuyorum. Dün de sevgili ingilizce hocam ile konuştuk bu konu üzerine. İnanılmaz hoşgörülü, bunun da ötesinde, gerçek bir ruha sahip biri. "Müfide'cim... Teşekkürler."

Şöyle dedi : [Ben, kitaptan kişileri sayarken ve haklarında bilgi verirken, ağzında büyük büyük "o" şekilleri oluşuyordu.. "İşte bu" diyordu..]
- Zaten böyle bir deha, güzellik anlayışı, bakış, anlayış... Başka türlü olamazdı.

Daha bir sürü şey dedi ama..hatırlayan aşk olsun!

Baba, Oğul ve Mevsimler

Dershaneden ve konservatuardan geldim biraz önce. Deneme sınavı vardı, ona girdim dershanede. Konservatuarda da birşeyler çaldım, rahatladım, geldim.

Gelirken...
Bir baba ve ufacık bir oğlu el ele tutuşmuş gidiyorlardı. Oğlan, "bahar" dedi, "har" hecesini söylerken sesi çatlamış, incecik olmuştu. Ergenlikten değildi bu, sesinin normalde ince olmasındandı. Ergen olamayacak kadar ufaktı. Bebek ile çocuk orası bir yerde; oğlancıktı.
Sonra babası da dedi, "bahar bitti artık". "Bahar kıştan sonraki mevsim. Kış bitince bahar başlar. Bahar bitince yaz başlar."
Babası böylece ilk coğrafya dersini vermiş oldu oğulcuğuna.

Hoştu.

3 Haziran 2008 Salı

Üzümü çatlak şarap parkından karalamalar, canım...

Dün gece, evde herkes birbirine bağırırken, doldurdum bel çantama telefonumu, sigaramı, çakmağımı. Bi tane de kalem koydum. Babama gelmiş Turkcell'den. Tükenmez olanını aldım ama, mürekkepliyi bıraktım. Bayılıyorum bu iki kaleme. Üstünde de Turkcell Gold yazıyor. Çok zarifler. İşte...çıktım dışarı.nereye, bilmiyorum tabi... Kim bilir. Sadece kurtulmak istedim; dedim, ruhum kirlenmesin buralarda, bu hallerde... Dışarıda yürümece oynayayım biraz... Yakınlarda minicik, birkaç ağaç, çiçek ve çimden ibaret bir park aklıma geldi. Kimsecikler olmaz orada, bir iki tane de bankı vardır. Bir yanı ana yola bakar, bir yani ıssız, gecekondu tipi yasal evlere bakar. Diğer bir tarafı zeytinliktir. Küçükken o zeytinlikte seks hayalleri kurardım; sevişme değil ama. Hah, hiçbiri hiçbir zaman olmazdı ya, gülelim :)
İşte... Karalayıverdim. Zaten evdeki tartışmada aklıma takılan bir cümle yüzünden çıkmıştı diyebilirim. "Ölümle boğuşur her gece" doğmuştu içime, parmaklarımdan akması gerekiyordu. Nitekim, sevgili kardeşim...her zamanki gibi...neyse..boşverin... İşte aklımda bu cümleyle atıverdim karanlık, rüzgarlı geceye kendimi. Kurtlardan korktum, üstüme kurt postu attım, öyle çıktım. Yanımdan biri geçerken, yürüyüşümü değiştirdim, sigaramı göstere göstere içtim ve kollarımı da biraz yana açtım. Tesbihimi evde bırakmasaydım onu da kullanırdım; en önemli elementim benim erkekliğimde. Sigara, kollar, yürüyüş ve tesbih. Budur. Erkekliğim benim; acil durumda kullanıma hep hazırlar...
Karaladım... Üşüdüm sonra bir ara; üşümeyi hep sevmişimdir. Tadını çıkardım biraz rüzgarın tekme tokat bana dalmasına, sigaram da bitince mecbur eve yollandım.
Neden sevdim o kadar "ölümle boğuşur her gece"yi? Her harfimi severim ki. Bu kadar da kendini beğenmişimdir işte. Yiyorsa! Ya, her bir gecenin kendisi, ölümle boğuşur anlamı çıkıyordu; ya da, o, her gece zamanında, ölümle boğuşur anlamı çıkıyordu.Eh, bir sürü şey de çıkarılabilir anlam olarak, sıfırın altında akıllarımızla. Sevdim işte! Alla alla!

ölümle boğuşur her gece
aydın düşmeden

üzümü çatlak şarap
parklarına hücum kaçış
incinmiş sarhoş kafasıyla

haşikio kokan alevinin
kırıklarını alarak
biri sevse diye

ölümle boğuşur her gece
şarlatanca sıfatlarla boğulur her gece

işte böyleydi karaladığım..baktım ki, yok. olmadı...sonra, dün burada bahsettiğim sevgili saygıdeğer süvariler geldi aklıma...biraz küfredeyim dedim...

aklı kıçına kaçmış süvarilerden bahsediyoruz burada
yüreği ancak sırtında kıl olmaya niyetlilerden
ve tabi, Hurma Süvarileri bunlar.
---
uçma uçurtma kağıdım. kal yanımda.
şeytan merdivenim benim.
---
deliği görmeye yarayan gözlerden bahsediyoruz bu(a)rada
sahibe üretmeye yarayan kaval kemiği sahiplerinden
gayet doğal, Hurma Süvarileri bunlar.
---
biri genzime boşalsın. susayım.
dairesel tiyatro sahnelerim.
işte bu kadardı. ah ulan sayıverseydim bildiğim bütün küfürleri suratlarına...sesim yetmezdi ki; hem kapasite meselesi değil mi bunlar? küfür edip edememek? aynen, onların dediği gibi, kapasite meselesi canım, alıp alamamak içine..

2 Haziran 2008 Pazartesi

Hurma Süvarileri

Hurma süvarileri diyeceğim artık vatandaşlarımıza. Hepsi öyle çünkü. Hurma peşinde koşturup duruyorlar. Oysa peşinden koştukları hurma, sıcaktan erimiş, dokunduğunda içine çöküyor. Oysa peşinden koştukları hurmanın, hangi daldan koptuğundan haberleri yok. Yendiğinde nasıl bir tadı olduğunu bilmiyorlar. Ben, yemiş biri olarak hurmayı, sizi temin ederim Süvariler, mayhoş mu mayhoş bir tadı var! Sakının!

Ne cüret, sen, benim aklıma karışırsın.
Ne cüret, sen, bana karışırsın. Benimle karışacak kadar mı bensin sen, Süvari?
Bin beş yüz yaşındaki atını al, etrafı toza boğmadan çek git buralardan. Kendi usunu kendine sakla. Zaten ben senin nalın olacak kadar da kör ve işe yaramaz değilim. Nalın olabileceklere bağır fetvalarını, ve nalın olabileceklere geçir kabzasını kalbinin. Senin bildiğin yollar tıkalı burada. Başka bir cinayet yolu bulmalısın ve ticaretini orada devam ettirmelisin.

Sevgili, saygı değer ve yüce Hurma Süvarileri,
Ölün.
Related Posts with Thumbnails