bekle.
bu bir emir değildir.

Durum

bir toplama kampında
kulağını çınlatan
bir tek ben olacağım.

şu iki satırda bana saygı duyacaksın. çünkü okuyup da liğme liğme olmadan duramıyorum:

"Durursan öldürürsün beni.
Durursam öldür beni."
kaosgl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaosgl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2008 Çarşamba

Kaos GL'ye Haberler.


23 Ekim 2008 Perşembe

Ankara 1.Gün

Ankara. 1inci Gün.

Bu sabah Can bizi (Lambdaistanbul grubu -6kişi!-) gardan aldı ve Kaos GL'ye gittik. Bir sürü insanlar tanıştım :) Daha doğrusu tanıdığım insanların yüzlerini görmüş oldum :)
Kaos GL'nin önünde onlarca polis duruyordu! Hatta polislerden biri yukarı çıkmış ve İstanbul'dan gelenlere hoşgeldiniz demiş. Bir polis grubu da garda Lambdaistanbul grubunu karşılayacakmış! Telefonda Kaos GL'ye, İstanbul'dan gelenler yok, demişler :) Birkaç yüz kişi bekliyorlardı sanırım!

20 kişi civarı bir grup ile taksiler vasıtasıyla Meclis'e gittik. Orada da polisler ve ne idüğü belirsiz görevliler karşıladı bizi. İki tane de kız vardı, öylece izliyorlardı!
Destina ablacım (Methiye: Süpersin!) basına açıklama yaptı ve gruptan üç kişi meclise giderek imzaları teslim etti. Sonra da grup dağıldı.

Şu an Barış S.'nun evindeyiz (+can). [=Muhteşem bir ortam! Ohf! Ofh!] Ümit de bizimle kalacak bu gece. KuirTürkiye hareketi hakkında konuştuk, vs... Şimdi onlar çıktılar evden. Barış Uçan Süpürge'ye gidip akşamki sinema gösterimi için dekor hazırlayacak. Akşam 7'de Uçan Süpürge'de "Çocuk Gelinler" diye 1 saatlik bir film izleyeceğiz. Her şey mükemmel gidiyor. Evde Can, ben ve Dost var! Sevilesi bir köpek!

Kendini liberal olarak gören biri olarak, 3H Hareketini buldum ve Feysbuk'ta da takvime eklediğim gibi, 7Kasım'daki seminerlerine katılma niyetindeyim. Acaba gerçekten liberalist miyim, diye merak ediyorum.

Basın açıklamasından fotoğrafları "belki" koyarım buralara, ya da Feysbuk'a. Kim bilir, belki TV ve gazetelerde madileniriz!

Lambdaistanbul grubuyla yaptığım tren yolculuğu da çok güzeldi! Erkekler ve kızlar ayrı takıldı tabi ama, [bu arada, sanırım erkeklerle yaptığım sohbetlerden en zevk aldığım buydu!] yine de çok güzeldi. En azından düşünen insanlardır; kültür, sanat, politika vs hakkında konuşuldu. Tren lokantasında da "yorgun cumhuriyetçi" bir adamla sohbet edildi; adama cinsel "tercih" değil, "yönelim" dedirtmeyi başardık en sonunda! Jeolog! Sanat hakkında çok dert yandı. Sanatı bilmiyorum, sanata ulaşamıyoruz, öğretilmiyor... Di mi a m a.

Bu arada, eğer Can'la dışarı çıkarsak evi nasıl bulacağımızı kesinlikle bilmiyorum! Hayr'ola!

Yeni haberlerle görüşmek üzere!

22 Ekim 2008 Çarşamba

GÜNCEL : Meclis, Can, Bale, Lambdaistanbul Atölye, Eskişehir!

Bir haftalık programım! [Çok iyi hissediyorum!]

1. Bu akşam Lambdaistanbul grubuyla birlikte yarınki etkinliğe katılmak için Ankara'ya hareket ediyorum. Yarın sabat saat 10'da Meclis'in Dikmen Kapısı'nda bildiri yayınlanacak Türkiye'deki tüm LGBTT örgütleri olarak.

2. Yarın sabahın köründe Ankara'da olacağım. Can da orada olacak tabi ki! Hep beraber katılacağız eyleme. Sonra da Barış S.'nin evinde kalacağım hafta sonu [Barış! Çok teşekkürler!]. Yani bir haftadır planlayıp da her seferinde suya düşen hayallerimizi gerçekleştireceğiz. [Benim şehrime gitmeyi falan planlıyorduk, olmadı. İstanbul'a gelsin Can diyorduk, o da olmadı. En sonunda yine ben gidiyorum :) ]. Yani yine ve yine ve yine buluşuyoruz! Yalama oldu ayaklarımız! Birbirimizsiz yapamıyoruz!

3. Cumartesi gecesi Ankara'dan yola çıkıp pazar sabahı İstanbul'da olacağım ve ilk bale sınıfıma katılacağım. 12-12,30 gibi başlayacak.

4. Bale sınıfı biter bitmez ki ne zaman biter bilmiyorum, hemen karşıya geçip (Avrupa yakasına) Lambdaistanbul'un fikir atölyesine katılacağım saat 1500'te. Umarım sağlıklı geçer!

- Ve böylece hafta sonu müthiş yoğun geçmiş olacak! Aç kalıcam! :) Bütün paramı sigaraya yatırmayı düşünüyorum :P :) "yapacak bir şey yok! kaçış yok!"

5. Perşembe gecesine yine yollardayım! Bu sefer Kaos GL'nin Eskişehirde düzenlediği muhabir eğitimine katılacağım. Perşembe gecesi çıkıp cuma sabahı orada olacak ve -sanırım- pazar günü ya da pazartesi sabahı İstanbul'da olacağım. Apar topar derslere gireceğim!

-"İşte bunu seviyorum!"

Ondan sonraki gün, hafta ve aylar için henüz programım yok!
Can'la yaptığımız suya düşen planlardan da anlaşıldığı üzere artık plan yapmak yok! Kendiliğinden oluyor zaten planlar artık!

Kısaca özetlersek:
İki gün önce üniversitede ilk zaferimi kazandım.
Yarın ilk LGBTT eylemime katılacağım.
Pazar günü ilk bale sınıfıma katılacağım.
Haftaya perşembe günü ilk LGBTT kampıma/aktivite(?)me/eğitimime katılacağım.

Sonrası meçhul!

Zeytinyağlı beyinleri kızartmak istiyorum!

20 Ekim 2008 Pazartesi

Kaos GL Web Sitesi & Yeditepe Üniversitesi

Merhabalar!
Yeditepe Üniversitesi Bilgi Merkezinde (kütüphane) Kaos GL derneğinin web sitesi www.kaosgl.org yetişkin ve zararlı içerik içerdiği nedeniyle engelli durumdaydı.
Geçen günlerden bir gün, sevgili bilgi işlem merkezinden biriyle telefonda görüştüm kavga dövüş.
- Hocam bu site açılmaz ki ya
- Nasıl açılmaz HOCAM, TC'nin resmi bir derneği bu, siteyi açmak zorundasın.
- Valla bilmiyorum açılmaz yani, bi dilekçe yaz istersen.
- Tamam.

Hemen o gün dilekçeyi de yazdım, verdim. Herkese sert sert konuşuyorum falan, sinirlerim tavan!
Bugün odamda taytımı giymiş dans ediyordum ki telefon geldi :)
Dilekçe üzerine rektörlükle görüşülmüş, rektörlük siteyi incelemiş ve kullanıma açılmasına karar verilmiş.

İlk resmi zaferimi kazandım! Yuppiiii!!!
Devamını dileriz!

!!!

[test ettim, siteye ulaşılıyor.]

7 Eylül 2008 Pazar

Kaos GL Eylül-Ekim Sayısında

yazım yayınlandı. Aşağıdadır.

 

                        İşe Yaramaz Çığlığım

           

            Şaşılacak şeydir -ve inanılması zorunlu olan-, insanların bir türlü sizi anla(ya)maması. Bir robotmuşsunuzcasına, yok olmaya yüz tutmuş kablolarınızın tek tek sökülmesi gibidir.

 

            Ahlak, öyle ya da böyle, göreceli bir kavramdır; açıklığa kavuşturulması gereken tek şey budur aslında. Dünyadaki tüm toplumlara ahlakın “gerçekten” kişiden kişiye değişebildiğini öğretmek, homo/transfobi çevrelerinin amaçlarına çıkan tek yol gibi görünüyor. Tabii, yüzlerce yıldır müthiş sömürücü tekniklerle beslenen tabularımızı, ki adet, gelenek ve görenekler de buna dahildir, sorgulama cesaretini insanlara veremediğimiz sürece ütopik hayallerimizden ilerisini göremeyiz. Hoş, şu da bir gerçektir ki, her ütopik hayalin gerçekleşmesi, yine ve katiyen ütopik adımlar gerektirir. Ütopik… Ütopi… Ütop…

 

Topluluk bilincimizin yüce izniyle, ahlakı sorgulamak istiyorum. Aslına bakarsanız, sorgulanacak bir şey de göremiyorum, var olduğu hala şüpheli olduğundan. Öncelikle söyleyeceğim şey şudur : “Ahlak, her zaman bir önceki ahlaka ‘ahlaksızca!’ davranarak yeri devralmıştır.”

“Bir ahlak, eğer ahlaksa değişemez demektir; öyleyse, hangi güce dayanarak yeni ahlaklar onların yerini alır? Yoksa, ileri derecede ahlaksızlığa maruz bırakılarak mı can çekiştirilir o sözde önceki ahlaka?” diye düşünebilir birileri mesela uzun gelecekte bir gün…

Şimdi ise, kendi sorumdan beni alt etmeye çalışanlar bana şunu soracaklar: “Şu anki ahlakı, ileri derecede ahlaksızlığına maruz bırakarak mı yok edeceksin?” Cevabım, şüphesiz, evet olacaktır. Daha yumuşak, uzlaşmacı –lütfen! uzlaşmacı ahlak felsefesini işaret etmeyin tırnakları yeni kesilmiş ve tertemiz parmaklarınızla!- bir yol göstereneniz olursa, seve seve dinler, uygunsa da takip ederim “ahlaklıca”.

Nietzsche’nin de yardımlarıyla, ahlakın tanrısal bir temeli olmadığını, aksine, insanların kendi elleriyle –kendi intiharları aslında!- yarattığını apaçık söyleyebilirim. İnsan, kendi hayvani vasfını evcilleştirme niyetiyle ya da bilmeden “ahlak” denen “şey”i yaratmış ve ilk günden beri –çok büyük ihtimalle, istisna birkaç on insan dışında, farkında olmadan- bunun acısını çekmektedir. Ahlakın şiddetli sınırlamalarına maruz kalanlar, sadece azınlıklar değil, tam tersine, o malum ahlakın peşinden gidenlerdir.

İyi ve kötüyü de avuçlarımda sıkmadan devam edemeyeceğim. Tuz ve buz haline getirilmeli her şey bu yazıda; ay ışığı harf be harf sızmalı bu cümlelere! Şimdilik gün ışığının yeri yoktur! Bir şeyi yaptığınızda iyi hissediyorsanız, bu, iyidir. Sadece iyidir. Şunu da iyi irdelemek gerekir ki, burada sözünü ettiğim yahut edeceğim tüm ahlaksızlıklar “özgürlük”çe sınırlanmıştır. Yani, bir başkasına zarar söz konusu olmadığı takdirde, diye eklemek gerekir, iyi’mizi belirtirken. Kötü ise huzursuzluktur. Her şey feci bir göreceliğe seve seve mahkumken, bazı olguların değeri ancak huzurla ölçülebilmektedir. Aynı, LGBTT bireylerinde de geçerlidir. Hatta katlarca yoğun bir şekilde. İmtiyazlı olduklarından değil elbet; yaşamları boyunca geçirdikleri kötü (tabi ki kötü! Kim sokakta kendisine laf atıldığında huzurlu hisseder ki? Eğer varsa, o da onun ahlakıdır.) tecrübelerden. Hemcinsinin köprücük kemiğinde oluşan gölgesi için canını feda edebilecek biri için, iyi, o gölgeden ibarettir. Farkı yoktur, hem’in yada karşıt’ın, gölge huzurun kuvvetli bir vekiliyse eğer. Tekrar tekrar topluluk bilincimizden izin alarak, nesnelere duyulan aşka kadar gidebilme kapasitesi var bu çizgisizliğin. Her ne kadar, bu terimde “aşk”ın bulunmasını doğru bulmasam da (tutku gerektirdiğini düşünürüm…-benim de kendime has tabularım var elbet; keşke olmasalardı…belki bir gün.-), içinde huzur bulundurduğundan onu da iyi görürüm. Diyecekler karşıma on parmaklarında on tespih ile: Her huzur hissi iyi değildir.

Ve boncuklar yerlere saçılıp, minikken gördüğümüzde saçımızı çektiğimiz kara kediler dağılırken arka sokaklara, diyeceğim ki: Huzur duyduğunuz ve iyi dediğiniz bir şey söyleyin bana. Ve unutmayın, bunu kendiniz dile getirirsiniz; ahlakınız özeli kabul etmez! Genellemelerle yola çıkıp mahkumiyete götürür! Kendiniz iyi yönünden bakarak yalnız, söylersiniz, ahlakımız geneldir diye! Ve, işte apaçık bir resim karşınızda gri tonlarıyla durmaktadır. Genel olan ahlakınız, huzura dayanmaktadır ve ben huzur duyduğumu iyi görüyorum. Yoksa siz de, kendi sözlerinizle kendinizi hep yenilgiye uğratanlardan mısınız?

 

            Çok farklı açılardan bakılabilir ahlaka. Mevcut ahlak savunucularının çoğunun cevap verecek kadar düşüne sahip olamayacağı sorular sorulup, vecizeler savrulabilir meydana. Ahlaki öğretilerin, asıl insanı –hayvanı- yok etmeyip, her yok etme girişiminin tipik sonucu olarak, daha da yaşatması, içerilerde bir yerlerde büyütmesi, ve hatta tanrılaştırması, ileride mümkün olacak büyük ahlaki değişimi göstermektedir. Mevcut olan ahlaki öğretiler, tür devamını sağlama temelli olduğundan, bireyi yok saymaktadır ve bireyi yokluğa ve başkalaşmaya iterek uzun vadede toplumun veya türün intiharına sebep olmaktadır. Bırakın, farklı olanlar farklı kalsın, demekten başka anlaşılması kolay ifade bulamıyorum…

 

            Tarih değil de, bu yazım tekerrürden ibarettir, mekanı ve zamanı sadece bu kağıt olduğundan :

            “Yoksa siz de, huzuru pis bir ahlaksız olarak görenlerden misiniz?”

 

Bilge Remus Ka

19.07.2008

20 Temmuz 2008 Pazar

KAOS GL Muhabirliği

Merhabalar.
Geçen hafta Kaos GL muhabirliğine kabul edildim.
Eylül sayısı için çalışmalarımı gönderiyorum...
Related Posts with Thumbnails