Nasıl anlatsam?
Böyle bir şey anlatılabilir mi ki? Sanmıyorum ama deneyelim…
Benim ilk aşkım Rüzgar’dı, ilkokuldan. Dediğim gibi, hala kokusunu hatırlıyorum. O kadar seviyordum yani.
Caner mesela… Caner döneminde neler yaşadığımı gayet iyi biliyorsun; ve insanlar ne hakla, böyle bir şeye karşı çıkabiliyorlar, anlamazlıktan geliyorlar, anlaşılır değil.
İnsanın içi cız ediyor elini tuttuğunda, görür görmez kalbi deli gibi atmaya başlıyor; sevgi bu, aşk bu; hala nasıl itiraz edebiliyorlar…
Sizin duyduğunuz sevgiden, aşktan çok daha farklı bir şey mi zannediyorsunuz? Sadece alış ve verişten ibaret olduğunu, sadece ama sadece seksten oluştuğunu mu zannediyorsunuz?
Ben seksi sevmem.
Sevişmeyi severim.
Ben seksi sevenleri de sevmem.
Ben sevişmeyi sevenleri severim.
Toprak mesela… Neler hissettiğimi, neler yaşadığımı içimde, ne tür acılara katlandığımı hiçbir kimse anlayamaz; bazıları dışında; hiç kimse.
Bilmiyorum, sizde olur mu hiç, ama bende çok olur: Böyle, midenizden yukarıya, göğsünüzden boğazınıza bir ağrı girer. Ölecek gibisinizdir, ağrır iki kuruşunu kaybetmiş dilenci gibi. İşte böyle şeyler hissettiklerim, karşımda gördüğümde sevgimi.
Sevdiklerimin hiç biriyle yatmayı düşünmedim. Yatmayı düşündüm, ama yatmayı değil. Farkı anlıyorsunuz umarım. Ben; O, kanepede yatarken bütün battaniyeleri, pikeleri onun üstüne örtüp, yanındaki kanepede kıvrılıp yatan biriyim. O üşümesin, boş ver beni, düşüncesinde. Ama gerçekten öyle. Ben kimim ki? Benim sevgimi verdiğim kişi benden çok daha değerlidir.
Böyle saf, böyle pürüzsüz, böyle…böyle…
Hala nasıl, neden, ne amaçla katledilir bu duygular anlaşılmış değil.
Kız arkadaşıyla sevişirken aklına sevdiği erkek geldiğinde ağlayan birine, kız arkadaşıyla sevişirken bazen iğrenen birine; böyle duygu sömürüsü yapmak, haksızlıktan başka bir şey değil midir? Kendinize sormayın, bilemezsiniz. Hiçbir zaman da bilemeyeceksiniz. Üzgünüm.
Tanrı…
Bir kere önyargılarınızdan tamamen kurtulmalısınız gerçek Tanrı’yı keşfedebilmek için.
Allah, Yehova (Yahudilerin tanrısı) ve Tanrı (Hıristiyanların tanrısından bahsediyorum) isimlerinden kendinizi tamamen atmalısınız. Sadece düşünün. İşte Tanrı orada, o kadar yakın, o kadar sıcak, o kadar gülümseyen, o kadar parlak… Korkutucu değil, cezalandırıcı değil, düşman değil. Tanrı, bizden. Tanrı, bizim tarafımızda. Tanrı, iyi yaşamamızı istiyor. Kendimiz olmamızı.
Açıkçası ne biliyor musunuz? Umurumda değil artık. Hiç çekinmeden yazıyorum. Ve bilin ki, eğer Tanrı sizin gibi düşünüyorsa, yazıklar olsun O’na. Yazıklar olsun meleklerine, peygamberlerine, dünyasına, evrenine… Hiç böyle bilmezdim Tanrı’yı…
Ama yine de benim Tanrım, beni seviyor. Sizinkilerin de beni hesaba çekmeye hakkı yok.
İçinizi rahat tutun. Hiçbir korkum yok, ve adım gibi eminim, bu Tanrıların katında kötü değil. Sevgi kötü olamaz ya? Olur mu yoksa? Aşk mı kötü olan? Hadi canım…
Tek istediğimiz sarılıp yatmak… bu kadar masum. Yazıklar olsun hala daha çenelerini itirazlara bindirip, beni kötülemeye çalışanlara. Ne diyelim, herkesin aklı kendine. Benimki bana fazla bile, isterseniz buyurun, alın biraz. İşte bu kadar cüretkar, bu kadar inatçı, bu kadar inançlı, bu kadar davasına düşkün biriyim de aynı zamanda.
Ben mutlu olacağım.
Hiç korkmayın, endişelenmeyin.
Ben o kadar mutlu olacağım ki…
En azından gerçek mutluluğumun yolunda çektiğim acılarla, duyduğum üzüntülerle mutlu olacağım…
Çekeceğim üzüntü, beni ben yapan bir şey uğruna, gerçek beni elde etmek uğruna, gerçek benliğim uğruna olsun. Üzüleyim. Bu yolda üzülmeye ben mutluyum.
Aksi takdirde, size temin ederim, mutluluk maskeleri giymiş olacağım ilelebet. Hep mutlu görüneceğim, buna şüphe yok. Maskeler de olmasa, nasıl yaşarsın benliğini bilmem… Sağ olsunlar.
Kıza aşık olamıyorum, bu kadar.
Bu kadar basit ya…
Söz konusu olan şey aşk, sevgi, şehvet. Ayrısı gayrisi olmaz, olamaz, olmamalı. Bu kadar kutsal, değerli şeyleri, ben nasıl elimin tersiyle itebilirim tüm hayatım boyunca? Ne cüret yapabilirim ki bunu? Bende o cesaret var mı ki? Ömrüm boyunca aşık olamayacağım bir yola nasıl sokabilirim ki kendimi? Kendimden bu kadar nefret etmiyorum.
Her şeyi gayet açık yazıyorum…
Geçen aylarda hayallerimdeki çocuklardan biriyle birlikte oldum. Hayallerimdekilerden biriydi.
Seks yaptık evet. Ama değildi, seks değildi o. Kesinlikle değildi. En azından benim için değildi. Onun için seksti büyük ihtimal. Benim için asla. Ben aşk yaptım onunla, kendi çapımda, kendimce. Dokundum, kokladım, baktım, tekrar dokundum ve kokladım… derin derin… dudaklarımın ucuyla dokundum. Sonra dilimin ucuyla, hemen kısacık bir an. Dilimin ucuyla dokundum çünkü dilin ucu acı tat duyusunu algılayabilir. Ben onun acısını alacaktım eğer varsa. Boş ver, bende dursun, ne gerek vardı ki ona acı, değil mi? Bu kadar saf, masum yaşadıklarım. Organım boşalmadı o gece benim, ruhum boşaldı, ruhum. Enfesti. İşte Tanrı böyle bir şey olmalı dedim. İşte… Tanrı’yı seviyorum, dedim.
Sonra Tanrı’yı sevmiyorum dedim ama. Sürekli acı veriyordu bana. Herkes el ele dolaşıyordu, öpüşüyordu. Herkes önüne gelen herhangi birisine verebiliyordu kızlığını ya da erkekliğini ve önüne gelen herkesle çıkabiliyordu insanlar. Dedim ki, Tanrı’m, sana olan inancım azalıyor.
Dedim ama, istemeyerek. Dedirttiriyorlar bazen… bu dünya. kolay değil.
Benim sorunum öpüşmek değil herkesin içinde, el ele tutuşmak değil. Umurumda bile değil bunlar açıkçası. Hiç de acıtmıyor bunlar beni, endişelenmeyin.
Sadece kendi içimde, kendi ruhumda, özgür olmak istiyorum. Maskelere gizlenmek, hayatımı istemediğim bir yöne akıtmak, bir türlü kendimi yaşatmamak beni acıtan. Ve emin olun, hiçbir çekincem de olmaz sizin aranızda öpüşürken. O kadar gözü kara, o kadar davasına düşkün, o kadar cesur biriyim de aynı zamanda.
İddia ediyorum, benim sevgim sizin gibilerin –senin değil- sevgisinden çok daha büyüktür.
Aranızdan biri, kız ya da erkek arkadaşınızın sesini kaydeder mi? Durup dururken onu dinler mi sürekli? Onlarca resmini çeker mi? Gizli olarak resmini çeker mi peki? Sürekli başka bahanelerle videoya çeker mi aranızdan biri sevdiğini? Hayır…
İçine muhteşem bir ağrı girer mi aranızdan birinin? Zor.
İşte, iddiam bu. Sizin sevgi, aşk, seks müsvettelerinizden çok daha yücedir benim, sizin gözünüzde günahkâr olan aşklarım, sevgilerim, sekslerim. Ben seks yapmam ki sevdiğimle…
Hem, kimsenin yapmadığı şeyleri yapmış olmam varken, niye böyle bir şeye hala takılıp kalmaktasınız, ilginç.
Çevrenizde, benim gibisi var mı? Benden iyisi var mı? Benim kadar çok yönlü olan var mı? Benden övüneceğinize… Yazık diyorum, bu kadar yaptığım şeylere, kazandıklarıma, kaybettiklerime, elde ettiğim başarılara. Bunlardan övünecek kimseler yoksa, ne işe yararlar ki. Gereksiz anlık mutluluklar işte onlar, o zaman. Bu kadar imkânsızlıklar içinde, bu kadar şeyi yapmış biri olarak… bilmem ki… Hayır, imkânsızlık nerede demeyin bana. Neler neler yapardım daha, bilirsiniz. Ama yine de teşekkürler şu ana kadar verdiğiniz imkanlar için.
Ama, benliğimin sadece tek bir yönünü var olan her şeye, herkese kabul ettirmeye çalışırken, yoruluyor insan bazen. Şevkle yapıyorum bunu, ne şüphe. Ama yoruluyor bazen. Bu yorgunluğu da seviyorum ya, neyse…
Beni ben yapan budur. Benden hiçbir suretle ayrılmayacak bir şeydir bu. Kabul edin, etmeyin.
Etmezseniz, umurumda olmaz. Ben davamı başarıyla bitiririm. Davam, yaşamım benim. Derin derin nefes almak, benim davam.
Bilemezsiniz ki… Belki de bilirsiniz… Siz, var olana aşık olabilir misiniz? Her hangi bir şeye? Bir DO notasına? Ya da, bir kedinin araba çarpıp da kanamış kulağına? Siz, insanların tek bir saç teline de aşık olabilenlerden misiniz? Öyleyse, ne mutlu… Öyle değilse, yine de, ne mutlu. Biraz çevrenize bakın. Derin derin bakın ama. Her şeyden soyutlayıp kendinizi, öyle bakın. Algılamaya çalışın her şeyi. Bir roman gibi düşünün her şeyi. Her şey bir roman. Kimi zaman bir sonbahar yaprağının sararıp ağacı terk etmesiyle başlayan ve yaz mevsiminde ufacık bir oğlan çocuğunun çırılçıplak denize atmasıyla kendini biten, bir roman. İşte böyle bir şey gerçekte bu içine çektiğiniz, gözünüze damgaladığınız, ellerinizle izinizi bıraktığınız yer, dünya.
Tanrı’m… Daha neler neler yazardım… Hiç durmadan yazabilirdim saatlerce. Saçlarım beyazlardı, nutkum tutulurdu bazen yazdığım şeyi tekrar okuduğumda. Hiç durmadan yazabilirdim. Aylarca tek bir insan yüzü görmeden yazmış da olabilirdim tonlarca yazıyı. Benzim sararmış olabilirdi bu kadar çok yazmaktan, eğer yazmaya devam etseydim. Burnum tıkanmış olurdu, büyük ihtimalle ağzımın kenarından salyalar akardı, eğer yazmaya devam etseydim. Salyalar akardı çünkü bırakırdım kendimi. Ben yazarken, kimse görmüyor ki beni. Kelimelerim, harflerim bile bir şaşırıyorlar yerlerini aldıklarında cümlelerimde…
Eğer yazmaya devam etseydim, daha çok şey yazardım size, sizin için, benim tarafımdan, bence.
Sevgilerimle…
Sizi çok seviyorum, her kim olursanız, her nerede, nasıl yaşıyor olursanız olun, benim hakkımda her ne bok düşünüyorsanız düşünün, ister katilim, ister vezirim olun, sizin ben çok seviyorum.
Bilge Remus Ka
20 Temmuz 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

2 yorum:
"boys don't cry"
bu filmi seni düşünerek aldım.
izledim.
keyif aldım.
üzüldüm.
seveceğini düşünüyorum.
izlesen de izlemesen de...
keyfini çıkar!
hmm..maalesef o filmi izleyemedim henüz, ama aklımda.izleyeceğim.
keyif aldığına sevindim..
Bloguna baktım. ordinary day'in çok hoşuma gitti. yazılarının devamını bekliyorum. daha da okuman dileğiyle.
iyi günler...
bilge
Yorum Gönder