İşe Yaramaz Çığlığım
Şaşılacak şeydir -ve inanılması zorunlu olan-, insanların bir türlü sizi anla(ya)maması. Bir robotmuşsunuzcasına, yok olmaya yüz tutmuş kablolarınızın tek tek sökülmesi gibidir.
Ahlak, öyle ya da böyle, göreceli bir kavramdır; açıklığa kavuşturulması gereken tek şey budur aslında. Dünyadaki tüm toplumlara ahlakın “gerçekten” kişiden kişiye değişebildiğini öğretmek, homo/transfobi çevrelerinin amaçlarına çıkan tek yol gibi görünüyor. Tabii, yüzlerce yıldır müthiş sömürücü tekniklerle beslenen tabularımızı, ki adet, gelenek ve görenekler de buna dahildir, sorgulama cesaretini insanlara veremediğimiz sürece ütopik hayallerimizden ilerisini göremeyiz. Hoş, şu da bir gerçektir ki, her ütopik hayalin gerçekleşmesi, yine ve katiyen ütopik adımlar gerektirir. Ütopik… Ütopi… Ütop…
Topluluk bilincimizin yüce izniyle, ahlakı sorgulamak istiyorum. Aslına bakarsanız, sorgulanacak bir şey de göremiyorum, var olduğu hala şüpheli olduğundan. Öncelikle söyleyeceğim şey şudur : “Ahlak, her zaman bir önceki ahlaka ‘ahlaksızca!’ davranarak yeri devralmıştır.”
“Bir ahlak, eğer ahlaksa değişemez demektir; öyleyse, hangi güce dayanarak yeni ahlaklar onların yerini alır? Yoksa, ileri derecede ahlaksızlığa maruz bırakılarak mı can çekiştirilir o sözde önceki ahlaka?” diye düşünebilir birileri mesela uzun gelecekte bir gün…
Şimdi ise, kendi sorumdan beni alt etmeye çalışanlar bana şunu soracaklar: “Şu anki ahlakı, ileri derecede ahlaksızlığına maruz bırakarak mı yok edeceksin?” Cevabım, şüphesiz, evet olacaktır. Daha yumuşak, uzlaşmacı –lütfen! uzlaşmacı ahlak felsefesini işaret etmeyin tırnakları yeni kesilmiş ve tertemiz parmaklarınızla!- bir yol göstereneniz olursa, seve seve dinler, uygunsa da takip ederim “ahlaklıca”.
Nietzsche’nin de yardımlarıyla, ahlakın tanrısal bir temeli olmadığını, aksine, insanların kendi elleriyle –kendi intiharları aslında!- yarattığını apaçık söyleyebilirim. İnsan, kendi hayvani vasfını evcilleştirme niyetiyle ya da bilmeden “ahlak” denen “şey”i yaratmış ve ilk günden beri –çok büyük ihtimalle, istisna birkaç on insan dışında, farkında olmadan- bunun acısını çekmektedir. Ahlakın şiddetli sınırlamalarına maruz kalanlar, sadece azınlıklar değil, tam tersine, o malum ahlakın peşinden gidenlerdir.
İyi ve kötüyü de avuçlarımda sıkmadan devam edemeyeceğim. Tuz ve buz haline getirilmeli her şey bu yazıda; ay ışığı harf be harf sızmalı bu cümlelere! Şimdilik gün ışığının yeri yoktur! Bir şeyi yaptığınızda iyi hissediyorsanız, bu, iyidir. Sadece iyidir. Şunu da iyi irdelemek gerekir ki, burada sözünü ettiğim yahut edeceğim tüm ahlaksızlıklar “özgürlük”çe sınırlanmıştır. Yani, bir başkasına zarar söz konusu olmadığı takdirde, diye eklemek gerekir, iyi’mizi belirtirken. Kötü ise huzursuzluktur. Her şey feci bir göreceliğe seve seve mahkumken, bazı olguların değeri ancak huzurla ölçülebilmektedir. Aynı, LGBTT bireylerinde de geçerlidir. Hatta katlarca yoğun bir şekilde. İmtiyazlı olduklarından değil elbet; yaşamları boyunca geçirdikleri kötü (tabi ki kötü! Kim sokakta kendisine laf atıldığında huzurlu hisseder ki? Eğer varsa, o da onun ahlakıdır.) tecrübelerden. Hemcinsinin köprücük kemiğinde oluşan gölgesi için canını feda edebilecek biri için, iyi, o gölgeden ibarettir. Farkı yoktur, hem’in yada karşıt’ın, gölge huzurun kuvvetli bir vekiliyse eğer. Tekrar tekrar topluluk bilincimizden izin alarak, nesnelere duyulan aşka kadar gidebilme kapasitesi var bu çizgisizliğin. Her ne kadar, bu terimde “aşk”ın bulunmasını doğru bulmasam da (tutku gerektirdiğini düşünürüm…-benim de kendime has tabularım var elbet; keşke olmasalardı…belki bir gün.-), içinde huzur bulundurduğundan onu da iyi görürüm. Diyecekler karşıma on parmaklarında on tespih ile: Her huzur hissi iyi değildir.
Ve boncuklar yerlere saçılıp, minikken gördüğümüzde saçımızı çektiğimiz kara kediler dağılırken arka sokaklara, diyeceğim ki: Huzur duyduğunuz ve iyi dediğiniz bir şey söyleyin bana. Ve unutmayın, bunu kendiniz dile getirirsiniz; ahlakınız özeli kabul etmez! Genellemelerle yola çıkıp mahkumiyete götürür! Kendiniz iyi yönünden bakarak yalnız, söylersiniz, ahlakımız geneldir diye! Ve, işte apaçık bir resim karşınızda gri tonlarıyla durmaktadır. Genel olan ahlakınız, huzura dayanmaktadır ve ben huzur duyduğumu iyi görüyorum. Yoksa siz de, kendi sözlerinizle kendinizi hep yenilgiye uğratanlardan mısınız?
Çok farklı açılardan bakılabilir ahlaka. Mevcut ahlak savunucularının çoğunun cevap verecek kadar düşüne sahip olamayacağı sorular sorulup, vecizeler savrulabilir meydana. Ahlaki öğretilerin, asıl insanı –hayvanı- yok etmeyip, her yok etme girişiminin tipik sonucu olarak, daha da yaşatması, içerilerde bir yerlerde büyütmesi, ve hatta tanrılaştırması, ileride mümkün olacak büyük ahlaki değişimi göstermektedir. Mevcut olan ahlaki öğretiler, tür devamını sağlama temelli olduğundan, bireyi yok saymaktadır ve bireyi yokluğa ve başkalaşmaya iterek uzun vadede toplumun veya türün intiharına sebep olmaktadır. Bırakın, farklı olanlar farklı kalsın, demekten başka anlaşılması kolay ifade bulamıyorum…
Tarih değil de, bu yazım tekerrürden ibarettir, mekanı ve zamanı sadece bu kağıt olduğundan :
“Yoksa siz de, huzuru pis bir ahlaksız olarak görenlerden misiniz?”
Bilge Remus Ka
19.07.2008

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder