bekle.
bu bir emir değildir.

Durum

bir toplama kampında
kulağını çınlatan
bir tek ben olacağım.

şu iki satırda bana saygı duyacaksın. çünkü okuyup da liğme liğme olmadan duramıyorum:

"Durursan öldürürsün beni.
Durursam öldür beni."

5 Ocak 2009 Pazartesi

Morhange [Film: Koro - Les Choristes] *** 1

Morhange

Çok piçtir Morhange.

Vardır, oradadır.

İzledikçe içine girer ve girersin.
Orada durur öylece.
Bakamazsın ona.
Zorla duyar kulakların.
Gerçekleri bilirsin.

Gerçek, asla Morhange'ı "edememek"tir.
Yanında duyamamak, yanında bakamamaktır.

Gizlice, buz yanığı gibi şiddetle istersin dokunmayı ona.
O söylerken, ağzının önüne elini koyup nefesini ve sesini hissetmek istersin.
Eline saplansın istersin sesinin çatlaklıkları.
O saplamalardan fışkıran kesinkes kanlı ruhunu onun dudaklarına sürmek istersin.

Gerçek, bunu gözlerinin dibine baka baka yapmak istemendir.
Saçına tırnaklarını sürtmek istersin.
Daha da gerçeği, bunları asla yapamayacak olmandır.

Böylece, Morhange'ın yanağını parça pinçik etmek istersin.
Çenesini iki parmağınla sıkıp morartmak, yirtik giysilerinden bedenine dişlerini saplamak istersin.

Ama çok mülayimsindir, bunu okumakla kalırsın.

Morhange, oradadır.
Büyümekle meşguldür.

Orada olduğunu bilirsin.
Tanrıya daha çok inanırsın.
Salakça umutların vardır.
Ünlem işareti kullanamazsın böyle cümlelerinde.
Yemez.
Yaz yaz bitmez.

Bitmez, sm.
Morhange, aslında ölümümün kendisidir.
Morhange, hayatımın sebebidir.

04 Ocak 2009


*** >>> SM, en sonunda Koro filmini izlemişti. Etkilenmişti ve aksi de imkansızdı sanırım :) Benim zaten gözdelerimdendir Koro. Öylece SMS ile yazıvermiştim yukarıdakini. Bir üstteki girdide de, bu SMS'in genişletilmiş versiyonunu bulacaksınız...
Buraya yakışmaz belki ama, filmdeki ismiyle Morhange'ın büyümüş hali şu: http://www.jimcadwell.com/ulliel.jpg
Daha da bir Morhange olmuş sanki! :)

4 Ocak 2009 Pazar

Kardeşim "out" :)


Memlekete geldim ya hani, hazır gelmişken kardeşime de "out" oldum :)

Yani biliyor artık eşcinsel olduğumu :)

Sevgili muhabbeti bile yapıyoruz :! :D



Zaten hani biliyordu önceden de, böyle söze dökülmemişti tam olarak. Artık iyice öğrendi :)



Hatta Fatemate sağolsun, artık transeksüellği bile biliyor! :=) :=) :=) :=) : =)

3 Ocak 2009 Cumartesi

You are the one




Babam sürekli "You are the one"ı dinliyormuş...
Liam O'Kane'in albümünden...

Sürpriz Sürpriz Sürpriz

Cuma gecesi uyumuyorduk. Sabah 5'te İzmir'e gitmeye karar verdik. Ailemizin yanına. 7 uçağına bilet aldık hemen. Hayatımızın ilk "ilk uçakla geliyorum"umuydu bu.

* SM... Üzgünüm...

Geldim şehrime. İzmir'in hepinize selamı var.
Önce okuluma gittim. Sonra saçımı kestirdim (ee şey, boyalıydı da :( )
Sonra ofise gittim. Babamın arkası dönüktü, yanağını öptüm. Bana döndü; anlayamadı ne olduğunu. Baktı kısa bir süre. Şaşırdı, anlayamadı. Ben geldim dedim. Uzun süre şaşkın kaldı. Vücuduma dokundu gerçek miyim hayal miyim diye... Ağlayacaktı, yakışmazdı..

Sonra babamla eve gittik. Önce babam girdi eve, kapı kapatıldı. Sonra ben çaldım kapıyı. Kardeşim açtı. Canavar, gulyabani ya da öcü görmüş gibiyidi. Yüz ifadesi donmuştu.
Mutfağa girdim. Annemin arkası dönüktü; kapıya döndü ve beni gördü. Çığlık attı. Bana sarıldı, ben sarıldım. Kucağıma yığıldı. Bayılacağını sandım ama toparladı kendini.

İşte böyle... Tehlikeli bir sürprizdi sanırım. Bir dahakine yanımda doktor ile sürpriz yapacağım; malum, yaşlanmış artık bizimkiler...

Mutluyum.
Siz de mutlu olun.
Pazartesi sınavım yokmuş (geçtiğimiz çarşamba derslerim bitmişti), o yüzden pazartesi günü dönüş yapacağım.

Tekrar, buraların selamı var size.

Kardeşim.
Kardeşim yazıyor biliyor musunuz?
Zaten bana her gelişimde bir şeyler gösterirdi, vecizeler söylerdi.
Dün ben şiir okurken, bilgisayarda bir şeyler karaladı...
Şöyle bir şey geçiyordu: "Sen sayfalara kıvrılmış bir hayaldin sanki..."

Dondum. Bunu çok sevmiştim. Kardeşimi çok sevmiştim. Devam etsindi.
Kimin kardeşi, demişti SM... [yeah...]

Dün akşam da ananemde uyuyakalmışım. Annem de gelmişti, kardeşim de. Uyukluyordum, yemek hazırlanmış, uyandırdılar. Sonra kardeşimin üzerine uzandım sevişmek için, öylece ikimiz de uyuyakalmışız :) Sözde sigara içecektim daha!
Bir uyandım, herkes gitmiş ananemle dedemle kalmışım :) hemen aldırdım kendimi, eve geldim.

Gece annem ve kardeşimle Koro'yu izledik. DVD'nin çok hoş bir Ekstra bölümü var!

Birazdan annemi nargile içmeye götüreceğim :)

Tekrar, buraların selamı var sizlere.
*** artık resim ve/veya fotoğraf koymaya karar verdim girdilere... güzel şeyleri paylaşmak lazım ama değil mi...

2 Ocak 2009 Cuma

Yüzüne Ağlamak

Yüzüne ağlar gibi sevmeli birini.

- - - to cry on SM's face.

- - devamı...sonra.


kim'den not: "sala'm okunuyor bakışlarında."

1 Ocak 2009 Perşembe

'09

Yılbaşınızı "tebrik" falan etmeyeceğim.

Yılınızın başı kopsun.

Kimlere aşık oluyormuşum?

Test yaptım da :  (kaçakgay sağolsun.)

Kimlere aşık oluyorsunuz?

Kurtarıcı

Sizin doğal mesleğiniz kurtarıcılık. Bu nedenle çoğu zaman, kişisel veya aile hayatında problemleri olan insanlara aşık oluyorsunuz. "Beni hep sorunlu kişiler bulur" sizin çokça sarfettiğiniz bir cümle. Bu durumdan çok yakındığınız zamanlar oluyor fakat aksi sizin için düşünülemez. Eğer bir kişinin hiç problemi yoksa, hayatını huzur içinde yaşamayı seçmiş ve başarmış biri ise size çekici gelmeyecektir. Çünkü o kişide düzeltilmesi gereken bir yön yoktur ve bu sizin asli görevinizi yerine getiremeyecek olduğunuzu gösterir. Siz aşık olmak için; problem çözücü, onarıcı, tamir edici ve kurtarıcı vasıflarınızı kullanabileceğiniz ilişkiler ararsınız. Bu yüzden daha ziyade sorunlu olan kişiler size çekici gelir.

31 Aralık 2008 Çarşamba

Yılbaşı

Ben hiç böylesini görmemiştim.
Ben hiç böylesini yapmamıştım.
Ben hiç böylesini yapmamazlık etmemiştim.

30 Aralık 2008 Salı

SM & Yazıntılar

SM: Sürekli kendime yontuyorum yazdıklarını. Sürekli kendimi arıyorum. Ne demek istiyor bana diye düşünüyorum. Hep üstüme alınıyorum.

Bunu herkes yapıyor. Sanırım bu işin güzelliği ve acısı ve gel-giti ve muamması burada.
Ve siz hiçbir zaman bilemeyeceksiniz. Kime, neye ne yazdığımı.

Çünkü ben büyük ihtimalle gördüğüm herhangi birine yazıyor olacağım. Çünkü ben büyük ihtimalle İstanbul'un yedi tepesine değil, İstanbul'un şu yanımdaki çıkmaz sokağına yazıyor olacağım. Çünkü ben!

Sürekli azimle kendinizi arayacaksınız satır aralarımda!
Durmaksızın, sorgulayacaksınız harflerimi!

Bir gün pes edersiniz, eminim.
SM, etmez belki.

Sanırım bu işin fahişeliği de buradan geliyor.
Kelimelerin fahişesi değil miyim? Eskiden sihirbaz artık* fahişe..

Ama yazdıklarımı SENİN okumandan çok zevk alıyorum, SM.
Bilirim ki, öyle ya da böyle anlarsın.

Kimi zaman, çok hissetmişimdir: "hadi yazayım artık da okusun SM..."

Cep bilgisayarı için tekrar çok teşekkürler, SM.
Kendine de aldın bugün. Artık kontör problemimiz olmayacak :) Wifi olan her yerden konuşabilecez ayol! :) Skypist olceeeezzz :)

Öptüm seni.

* tanrı aşkına buradaki "artık" kelimesinin iki anlama sahip olduğunı lütfen anlayın!

Denizanası

denizanası


yüzünün kalanını görmeseydim
güzel bir çocuk olabilirdin.
yüzünün kalan şaşkınlığını...


***


kuş tüyü çapalarını
her önüne gelen ağaca
saplayan gemiler,
bir ağaç kabuğu,
bebek teni kapkaça uğramış
bir ağaç kabuğu kolonisi,
ilkokulumda ölümcül gelecekler,
ücretsiz hileler,
gürültüsüz çağlama teknikleri
ve güneşi sulandırma kolu!


tanrı kostümü için mankenler sıraya girmiş.


değişim, ilelebet yasaklanmalı.


sen ölmelisin,
ben seninle ölmeye karar vermeliyim,
ve ne kadar aşığım bilemeyeyim,
sonunda biz birer
birer denizanası olarak / yeniden doğmalıyız


bir adaya yanlışlıkla ters ucundan
ayak basmış bir kanıya sahip olarak
bu antik süreçli çöküşten
bir çırpıda kendimi
atmaya niyetliyim.


ama dostlarım!
değişim ilelebet yasaklanmalı!


30.12.2008*


* kim bilir... belki de yılın son yazıntısıdır...

Bokkafaben.

Bokkafaben.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Kar Düştü

Kar düştü buralarda.
Kar düştü...

"Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar..."

Çıktım hemen odamdan dışarı.
Yerler karlanmıştı bile. Tutacaktı yani. Baya da tuttu şimdiye kadar. Her taraf bembeyaz.

Giyindim, çıktım dışarı.

Bütün hava boşluğu bembeyazdı... Yerler de, ama hava. En çok hava beyazdı!
İçeriden gördüm, sırıtmaya başladım saklamaya çalışarak. Sakladım sırıtmamı. Sonra neredeyse ağlıyordum. Sakladım ağlamamı. Sırtım ağladı.

Aheste aheste yürüdüm. Beyazladım. Taşlarımın beyazı yağıyordu!
Sigara yakacaktım, yakamadım. Acıdım yakmaya. Bu, güzeldi. O zaman, yaşadığım, güzeldi. Sigara yakmak istemedim. Elim gidemedi ki.

Öyle... Şimdi de buradayım.
Bir kaç dakika sonra gitmiş olacağım.

Günübirlik dağ yangınları gibi!
Günübirlik gitmiş olacağım.

Ilk 1

Bacaklarima bulutlar kaciyordu, nefesime adeta bir yildiz...
Gogsumu ignelerin opmedigini,
Gogsume ignelerin kizmadigini,
Gogsumde safsatali sokak kavgalari cikmadigini,
Gogsum...
-un patlayamayip
Bir minare boyunca goge tirmandigini..'
Sen bilemezsin.

28.12.2008


29Aralik, SM ile tanisma yildonumumuzdur bizim. Bugun. Kutlu olsun. Yukaridakini ona veriyorum... Cunku yukaridaki, yildonum ve yilbasi hediyesi olarak aldigi (....) PDA'da yazdigim ilk yazintidir. Otobuste yazmistim. Ona ithaf olsun. Ayni zamanda Bu girdi de pda'dan yaptigim ilk kayit burada.

Yildonum kutlu olsun.
Nicelerine...

Yilbasimiz da kutlu olsun.
Ne yucelerine...

28 Aralık 2008 Pazar

Günümün Adı Ayol!

Bu günümün ya da bugünümün adı "alaka-siz-siniz"!

hıh.

geçen gemi gördüm çapası bulut avlıyordu.

26 Aralık 2008 Cuma

Sigur Ros

Çok severim bu grubu.
Hayatımın gruplarından biridir.
Çok severim, çok.

Siz de sevin.
Grup dağılana kadar dinleyin onları.
Ya da kardeşlerden biri ölene kadar.

Bense, şu an, bu grubu bir sonraki cenazeye kadar dinleyeceğim.
Fransız olarak dinleyeceğim.

Fransızca kulağımla dinleyeceğim. Ah ha, Fransızca kulak kirimle dinleyeceğim!

Feciydi suyum...

Feciydi.
İçim. 
Nefes nefese kalmıştım.

Şimdi de duşa girmem lazım.
Şans dileyin duşta bana.

Suyum.
Suyum benim!
Ah, arındırıcım!
İyileştiricim ve!

Ah annem...

Niye bunu yaparsın bana, bilmiyorum.
Niye, ısrarla ölü bir şeyi canlandırırsın! Niye çalışırsın! Kendinde olmadan.

Niye kalan parçalarımı da bırakmıyorsun artık, annem. Yaşatmaktan vazgeç artık. Ben tüm parçalarımı türkülerin bıçaklara özenip sarp saplandığı yerlerde bırakmıştım. Sen şimdi, nasıl onlara hayat öpücüğü verirsin, anne...

Ama hiç mi benim deliliğimi düşünmezsin.
Aklına gelir de, niye kovarsın o nacizane ölümtırak imgelerimi...

Ama, anne! Sen bırak beni de, ben de gideyim artık.
Bak, tüm renklerimi bırakıcam sana, söz! Onlara bürünürsün ben yokken; zaman geçer, anne. Zaman hep geçer anne! İyi geçer, kötü geçer. izin ver gayri de, git de gideyim gayri. Hala niye sokturuyorsun gözüme keman yaylarını...

Bu kadarına inat demezler mi, annem. Canım annem, peki beni bu kadar sevmişliğin nedendir! Doğum analı mı tüm bunların sebebi? Ama ben eşcinselim anne, ve bu yüzden söz veriyorum; bak, tüm renklerimi sana bırakacağım giderken!

Yine de olmaz mı?
Nefesimi de versem sana?
İzin vermez misin?
İzin versene bana artık.

Yahut, sen kendine izin ver artık.
Bencilliğimden, kendi renklerini dağıtıp insanlara, git. Noel babalarını koklatıp insanlara, git. Hadi ama annem, bu kadar naza, kitaplar çiçeğe dönüşmüştü!
Sen sadece bir ölüye dönüşemiyor musun, anne...

Tabi, bunlar gökle yerin sikişmesi meselesi.
Arada kalmışlık meselesi.
Aslına bakarsanız, sanırım gerçekten arada kalmışız.
Denizin dibinde yürürken karada mıyız yoksa denizde miyiz, peki?

Bahaneler arıyorsun hala, anne. Yalandan bir nedenim yok, gitme arzumun altında. Bir kedi gözü saklı olabilir, ya da az kafa koyulmuş bir yastık da olabilir. Bir çocuğu esnerken görmüş olabilirim, hayatımda hiç zürafa görmemişim olabilirim. Sebeplerim böyle olabilir. Israrla anlamamakta direniyorsun. Harikasın anne. Tam anne gibisin. Yarım anneliği atmış üzerinden, ah, tastamam anneler gibisin, anne! Sana imrenmek isterdim, fakat...bana izin vermelisin. Bırak artık peşimi anne! Kocaman adam oldum bak! Sadece bir kaç ay kaldı on dokuzuma basmama.

Sana selamlar getirirdim ki ben.
Orada, yerini hazırlardım.
Oraların patroniçesi yapardım seni!
Kitaplar yazardım, filmler çekerdim, resimler yapardım, fotoğraflar yakalardım, evcilleştirilecek hayvanlar yakalardım, aşk yakalardım, an yakalardım, senin tenine gerekli olan tüm dövmeleri yakalardım. 

Bir konuda anlaşalım, annem. Mümkün olduğunca erken git, ya da erken gideyim. Annem, senin ciğerlerin hasta değil miydi? Hani sırtını her soba bulduğunda ısıtırdın sen. Bence ciğerlerin üzerine çalış biraz. Ama çalışma, acı verici olur. Sen iyisi mi delir annem, deliliğine delilik kat. Ya da buraya gel, ben sana terapi yapayım. Dostlarımı çağırayım, hep beraber gidelim artık.

Isırılacak çilek ve muzlarımız olacak! Buna da mı izin vermezsin. Bak, tanrı garanti etti, sözleştik aramızda. Birlik olacağız, isyan çıkaracağız, inadına isyan diyeceğiz, inadına isyan. İnadına özgürlük, diye haykırmayacak mıyız, annem! Ama sen hani ilkokul mezunu bir feministtin!
Ah şu feministler, bir de! Bilmezler, o mor bize hep üstümüzden bir kaç saat geçmişliği hatırlatır!

Hatırlatsın hatırlatmasına da, hazır tazeyken anılarımız, ah, bir koparamadın şu bulutları gökten, annem! Annem! Fabrika üretimi salak zeytinyağı şişesiyle bir anal yaptırmadın bana!

Anne, bir sözüne bakarım ben. He, de artık. Şarkılarım hazır. Uzun sürecek zaten, merak etme! Doya öle boğula gebere izleyebilirsin beni! Harikulade uzun sürecek gidişim.  Ayinlerin adamıyım ben, unutmazsın!

Umarsam, ayinlerin adamıyım, unutmazsın!
Kilisenin bahçesindeki çöpe buruşturup attığım mektubu anımsa. Bilmeden anımsa. Hadi ama, güneşi benle sıvayabileceğini biliyor herkes! He de artık.

Kucağımdaki şu gri, kahverengi tozlu kediyi alın. Üzerimden alın onu! Çok canlı o! Hem çok canlı, hem çok canlı o! Kaçak sigara paketleri gibi değil miydim hep.

Ucuza satılmadım mı.
Ucuza gidemem mi.
Niye sürekli sürekli arttırıyorsun açık arttırmamı! Bahşişlerim senin, annem. Siyahları ve beyazları ve grileri, zamanlar önceki gibi! Hepsi senin patikanda, senin gözbebeklerindir.

He de artık.

Gayri, melekler beni söyler.
Anne, boşalıyorum.
Anne, omzunu sıkacağım.
Anne, boşalıyorum.

VE GAYRİ, TÜM MELEKLER BENİ ÇIĞIRIR!
TÜM MELEKLER HASRETİMİ ÇEKER!

HADİ ANNE!
ÇİÇEKLER BANA SOLAR ORADA!
SUYUMU BEKLERLER!
ÜZERLERİNE İŞEYECEĞİM, PİŞMAN OLURSAM.
YİNE DE CANLANIRLAR.
ÇOK CANLI ÜZERİMDE KEDİ.
HEM ÇOK CANLI HEM ÇOK CANLI O KEDİ!

Hadi anne!

AH ANNE!
BOŞALIYORUM ANNE!
OMZUNU SIKACAĞIM ANNE!
HAYATINI SALIVER ANNE!
YAHUT BENİ SALIVER ANNE!
SALIVER!
GİDEYİM GAYRİ!
HADİ AMA!
AH ANNE!

BENİ
ARTIK
SALIVER
ANNE
ANNEM
ANNECİM.

yetersiz.lanet olsun.yetersiz.yetersiz.yetersiz.

nefes nefese kaldım.yazarken, nefes nefese kaldım.yetmiyor buralar.yetmiyor.anla beni anne, anne.anla beni.nefessizliğimden bu gözyaşlarım annem.yeter annem.hadi annem.salıver gitsin.pembe pembe, tükürüver gitsin artık!

ah, artık!

artık!
artık kendimi susturamıyorum!

KEFENİM!

24 Aralık 2008 Çarşamba

Kıyamam

çok severim bu şarkıyı...küçüklüğümden beri...
aşk, çok önemli benim hayatımda. aşk, en önemlisi hayatımdakilerin.
bir çok şey yapabilirim. ama yorgunluk. ah, o yorgunluk. hissizlik artık, neredeyse. bulanıklığım bırakamıyor beni. inatla. ne para pul.
71 yaşında öleceğim. İstanbul'da, International Hospital'da öleceğim. Ecelden öleceğim. Yaşlılık hastalıklarından yani. Bir türlü intihar edemeyeceğim. Salak işte tanrı. Salak diyorum da inanmıyorsunuz bana. Bir türlü intihar edemeyeceğim. Çünkü tanrıdan korkuyorum.

Memnun değilim :) Mecnun da olamıyorum! Ey ahali! Anadolunun bağrından kopuk ciğerime çektim zehrim benim...

Ölmek, benim için gerçekten zor. Ama cidden zor. Ölümden sonrası? Ne yapacağım oralarda? Siz de olsanız oralarda... Cennette olsanız da, yine de cehennemden görebilsem sizi, konuşabilsem sizinle... Benim alevimi okuyabilseniz! Beni benim kadar sevmemeklik yapamazsınız...

Uykudan başka çare yoktu ki...

Hep, yine, her zaman böyle böyle zamanlarıma denk geliyorsunuz.
Denk mi getiriyorum,ne...

KIYAMAM - ZERRİN ÖZER

Ne yükseklerde gözüm var
Ne para pulda
Bir tek sen mühimsin aşk sen hayatamda
Tahammülüm yok gözlerinde
Bir damla yaşa... Kıyamam
Ne hasret biter bu yolda ne sevdam sana
Bir tek sen emirsin aşk emir hayatımda
İtirazım yok ateş bu değmesin sana
Kıyamam

Sen başıma gelen en az en çok hatalarım
Ah sen
Herşeye rağmen bana sevap günahlarım
Sen geceler boyu buram buram yandığım
Ah sennn
Kokuna hasret uykularla dalaştığım

İkinci Sayfa Boğulanlarındanım

Sen şimdi gideceksin.
Hemen, birazdan gideceksen. Bir ihtimal yarına gidersin.
Yüzbinlerce çöküğümle kalacağım burada. Yüzbinlerce!
İnsanlar bilmezler. İnsan bilmezler. İNSANLAR BİLMEZLER, demeye çalışıyorum. Hatta, "İNSANLAR BİLMEZLER!".

çıngırağındaki müthiş
nocturne ezgileriyle yaklaşan
yılanım benim

alacalı kediler gibi
yalanıp tekrar tekrar
azimle ölüme ihtiyaç duyan
benim

benim ben'im

bensel bir yakarış bu
sensel bir avutma sanırsam
umarsam
sen sel iken
ben illa ki
ikinci sayfa boğulanlarındanım

-ah, istanbul beni hapsetmiş, itiraf!-

kedi!
yalvarıyorum in kucağımdan artık.

var! mısın anlamıyorum bakmazken
sana

sen
ha'şa
olma
yalanıp yalanıp
zorla, tüm arzuyla
-ah, tabi o bulanıklığım!-
benler gibi
boğulma e mi...

öyle korkar ki benler cehennemden...
öyle, ölümden...

tanrım!
var olmamaya devam et, yalvarırım!

şöyleydi, unutma! :
ulan öl be tanrı.
yahut
ol ben ya da benim.

22 Aralık 2008 Pazartesi

İnsanlar ve bazı insanlar

Sürekli ama sürekli böyle insanlar niye uğraşmak zorunda kalıyor bazı insanlar?

http://www.ntvmsnbc.com/modules/comment/com_read.asp?rpath=/news/468896.asp

Hürriyet & Love Bar

Belki bilirsiniz, Love Bar'ın ortaklarından biri öldürülmüştü iki hafta önce.
Dün gördüğüm Hürriyet'te (tarihi ne zamandı bakmadım) ana sayfada manşetti haber. "Hala çözülemedi" gibisinden. Ve metinde pek de homofobiye rastlamadım :)

Bir yandan Milliyet'in neler neler yazdığına bakarsak, Hürriyet'i tebrik ediyorum valla :)

...

...


yazacaklarımı geri aldım da.

21 Aralık 2008 Pazar

Acı & Sanat

Ah, şimdi bir şey keşfettim!
Sürekli aradığım bir şey!
Ve insanlara sürekli bahane aradığım bir şey savunmak için!

Meğer bahaneye gerek yokmuş!
Yokmuş!

Bunun için acıya gerek varmış.
Sanat için acı lazımmış bana. Acısız yapamazmışım ben.

Üzgünüm.
Beni sevenler buna alışsın. Buna alışmalılar!
Yazarken hissettiklerim için alışmalılar buna!
Alışın.

Ve acı çekmek için "bilmeden" acı çektirdiğim insanlar! Siz de affedin beni! Tıpkı acı manifestosu gibi...
Değil miydi?

Yaşasın!

20 Aralık 2008 Cumartesi

Güncel

Dün akşam Listag (bkz. http://listag.wordpress.com )'ın yılbaşı partisindeydim. Annelerimiz, babalarımız ve biz eğlendik biraz, sohbet ettik.
Sonra gençlerle Dirty'ye gittik. Karışık bir mekandı, sevdim, rahat ve güzeldi.
Sabaha karşı eve geldik, uyuduk, akşama karşı uyandık.
Şimdi de dün geceden bir arkadaşımızla oturuyoruz, sohbet ediyoruz.

Öptüm sizi.

Donnie Darko. Mad World.

Video-Şarkı:http://ktunnel.com/index.php/1010110A/c04be966bc3d3e43892efa30e5fa96c7b73637aded5bf80d3847223a196fc769e492ece6da4cf06918894

Sözler:http://www.stlyrics.com/lyrics/donniedarko/madworld.htm

Budur.
Ölüm merasimimde yer alacak şarkılar çoğalıyor...


Donnie'ye benzediğimi anladım.

19 Aralık 2008 Cuma

ben'in dün'ü.

çerkezköy'den geldim esenler'e, oradan bahçelievler'e.
eve girer girmez bir kedi furyası! neymiş efendim, hemen kedi almaya gidiyormuşuz! eh, gittik bakırköy'e.

*bu arada. gerçekten "kırmızı taban sendromu" diye bir şey var. bende var. çok var. çok var. hayatımı şekillendirecek kadar çok var.

bakırköy'de petshopcular varmış. oraları bulduk. savannah cinsi arıyorduk, nerdeeeee. iran kedisi aldık. petshopcu geydi. bize sulandı. numarasını verdi. evini bile tarif etti. eh, malzemede yemde indirim yapar en azından, dimi ama. dimi ama. dimi ama.

eve geldik. tak. kediden vazgeçti beyfendi! hemen nette ilan verdik. biraz önce aldığımız kediyi biraz sonra satıyorduk yani! oyuncak mıydı neydi! bir eylemde bulunurken ona kesinlikle engel olmalıyım artık!

sonra ver elini taksim. taksim'i pek severiz biz. istiklal'i pek severiz biz. dağdan indim şehre kadar severiz biz oraları. [artık... bilmiyorum dostum, bilmiyorum. sevgimi yitirdim her şeye. yaşasın mekanik hareketler...] gittik oralara çünkü ghetto'da cem adrian konserine davetliydik. gittik, dinledik yeni albümünü. konser başlamadan önce iki dakika ghetto'nun önünde bir arkadaşımla buluştum, görüştüm. [bakınız, http://kacakgay.blogspot.com/2008/12/halep-pasajndan-el-temizliine.html ] cem beklediğimden iyiydi. pek bilmem kendisini, ama... etkileyici. şaşırtıcı. müthiş. aferin cemcim, aferin... konserde hayko ve pamela da göründü. düetler de inanılmazdı. yeni albümünü cem adrian'ın herkese öneririm. mutlaka dinleyin.

eh, boş durur muyuz biz oralarda? bir kadın vardı.

dupduru bir kadın. tam bizim fransız kadın imajımıza uyuyordu. evet evet, neredeyse o'ydu! o kadındı! o soyut fransız kadınıydı o!
tanışmak istedik tanışamadık. bu arada cem adrian "yağmur" şarkısını söyledi. o şarkıyı söyledi. söylemeyecek sanıyordum, yeni albümünden değil çünkü. hazırlamamıştım kendimi. çok iyiydi. ölmek üzereydim. bitiyordum. kolumu çektim arkadaştan, soyutlamak istiyordum varlıktan kendimi. soyutluyorum, dedim ve çektim kolumu. o da dokunmadı bana. kimseye de dokunmadım ben. öylece durdum, bütün kaslarımı salladım, sonra şarkı bitti. huzura kavuştum...

hah, kalktım gittim fransız kadına.adını tüm fransız kadın imajımıza benzeyen kadınlara koyduğumuz gibi fransız kadın koymuştuk. bazı şeyleri hemen anında yapacaksın. düşünmeden etmeden. hemen kalktım gittim kadının yanına. türk değilmiş. dedim, sizi seviyorum. sonra dedim, sizi tanımak istiyorum. dedi, neden. dedim; bilmiyorum, ne düşündüğünü, ne hissettiğinizi öğrenmek istiyorum, merak ediyorum sizi. sonra sohbet başladı... almanmış meğerse. öyle uzadı işte. gecenin sonunda taksimdeki akm'yi tarif ettik, minibüsleri. kadıköy'e gidecekti garibim. gel bizde kal derdik ama, bizim de işimiz vardı. cehennemimizi garantiye alacaktık. eh, hafif pişmanım şimdi. alman kadın da iyi olurdu.

bizi davet eden arkadaşımın evine gittik. evi hoştu. ama önemli olan, kitapların, filmlerin ve müziklerin benimkilerle aynı olmasıydı. şoktu. arkadaşınkiler de vardı, benimkiler de. hepsini toplamıştı biz gelmeden önce sanki. küçük iskenderler, pedro almodovarlar...ne bileyim. daha çok.

dün gece bir yahudiyle yattım. seviştim. istediğini vermedim. sevişemedim. mısır patlaklı çikolota yedik sonra. dün gece hiç şüphesiz bir milletle sevişiyordum! hiç kuşkusuz başka bir milleti de aldatıyordum! dün gece ben var ya, pek genişledim! koca bir milletle seviştim diyorum size! ama istediğini vermedim. sevişemedim. mısır patlaklı çikolata yedik ve sigara içtik. kudüsten gelen kutsal kaseye söndürdüm sigaramı.

söylemeyi unuttum, ya da önceki girdilerde yazdım, hatırlamıyorum.
taksimdeki kilisede çocuk korosu varmış. en yakın zamanda (ki bu pazar.) gideceğim.
bir boys choir'ı canlı canlı göreceğim.
sonrasında da hıristiyan olacağım. neden diye soracaklar bana. bilmem, sanırım sanatçıyım diyeceğim. sanırm öyleyim ben, diyeceğim. yazık bana, diye fısıldamadan geçenin!
koronuz fazlasıyla güzel diyeceğim...

sabah oldu. eminönüne giden otobüse indim. yarı yolda indim. merdivenlerden, daracık yollardan, yokuşlardan çıktım, döndüm, durdum, para çektim, döndüm, baktım. oturasım vardı. ama aç'tım. yine açıyordum salakça. galata kulesine çıktım. ağrıdı da ağrıdı. unut salak! gitti bile! çoktan! gitti! senin iyiliğin için belki! belki bencillikten! önemi yok ki bunun. o mu daha tehlikeli ben mi, bilemiyor kimse. olan buydu. giden gitti. sanırım...illa bir açık kapı bırakacaksın de mi! hani, minibüsteki çocuğa n'oldu... niye ona da aşıksın sen... niye... kötüsün sen, kötü. geberesece. gitti! tamam mı! bu ka.

[arkadaşım cem adrian'dan yağmur'u dinledikçe aklıma sen geliyorsun dedi. benim de aklıma geliyor. başka başka yumaklar.]

galata kulesinden istiklal'e geçtim. çok güzel oluyor be sabahları... taptaze böyle... o, o silkinmişliği anlayabiliyorsun geceden. geceyi sıyırıp atmasını üstünden; ah, gözle görülebilir işte o!

ve taksim tabi. sabahları alışığım taksim'e. sabahları daha bir ayrı seviyorum oraları. bunun hakkında çok yazılacak şey var... tamam uzatma be!
taksim civarındaki kumrular deli! kırmızı kumrular var burada! cehennem kumruları!
istiklal'de bir kadın gördüm.
uzun zaman önce rüyamda bir kadın gördüm.
kırmızıydı kadın. kırmızı giyinmişti. değişikti kadın. hayatımla hiç alakası olmayan bir kadındı. ne bir filmden, ne bir videodan, ne bir sokaktan... sabah kalktığımda o kadının beni hiç bırakmayacağını düşünüyordum, kreşçe.
istiklal'de bir kadın görmüştüm ya, bu kadın o kadındı.
gördüğüm kadın, rüyamda gördüğüm kadın olmalıydı!
tek farkı giysisiydi! maviydi bu sefer! eh, maviyle kırmızı hep aynı yerde durmaz mı gardıropta!
karışmış olmalıydı. belki de o sabah bana denk gelmeyi planlamıyordu hiç. ben bozdum planlarını. o yüzden mavi giymişti.
kızmayın ama o kadına...o benim kadınım. o benim... kırmızılım... kırmızı kadınım o benim. bir kere mavi görmüşüm, ilk görüşümde mavi görmüşüm; ne olacak...

taksimde her zamanki poğaçacımdan aldım yine 4 tane poğaçamı. saçım. saçlarım!
kırmızı taban sendromu'm bangır bangır üstüme geliyordu!
minibüsteki çocuk, sağımdan şimdi geçen oğlan, solumdaki çocuk, önde yürüyen oğlan, arkamda bıraktığım liseli çocuk, gözlerinin içine içine baktığım geçerken çocuk!
gibi!
şimdi burada sallayıp yazdığım çocuklar!
gibi!

[ben,yahudiye: bence onları artık bilgisayara geçirmelisin. 21inci yüzyıldayız. 10 emir ineli yüzyıllar oldu.]

işte tam onlar gibi!
sendromum kocaman oldu. gittikçe büyüdü. saçımı kestirmeye karar verdim. burada yazdım mı hiç bilmiyorum ama, turuncuya boyamıştım saçımı ve orta uzunluktaydı.

ama işte tam da onlar gibiydi sendromum!
liseli çocuklar gibi!
saçımı kestirmeye karar verdim. 4numaraya tutturacağım. sana gelsin, a çocuk!

ya, kırmızı taban sendromum..
bir ara bu sendromumu da açıklarım tabi...

== welcome to this place! i'll show you everything...

daha çok şey var yazacak.

tükendiğimi sanıyorum.
tükendiğimi sanmam beni sevindiriyor.

bir gün öleceğim.
ah, ölüm korkunç olmasa.

ama, hep beraber öleceğiz, değil mi?
tüm ruhlar göçecek
aynı anda def olmayı dilerim şu an.
belki başka bir anda böyle istemem tabi.
artık kelimelerimin sorumluluğunu almıyorum. almamak lazım. yanlış çünkü. çünkü, kelimeler çok tehlikeli.

== the tears of joy stream down my face...

yok yok, ben aşk adamıyım. sm'in dediği gibi, duygu a*ına koyayım. duygu.
zira, aseksüelleşiyorum.
öyle olması gerektiğini sandığım için gayromeo'ya üyeyim!
ama böyle olması gerekmiyor.
yok yok, ben aşk adamıyım, bildiğin.
mp3 player'ım sesleri yamultuyor pili bitermiş gibi. salak işte.22 liraya aldım. oysa 2 en sevdiğim rakamdır... hem de 2 tane 2 yan yana...

==

niye bana yanlış elleri tutturuyorsun salak.
niye ben.
niye bana yanlış adamları öptürtüyorsun salak.

=

beni kandırdığını hayal eder buldum kendimi şimdi elimde kalem, notamın arkadasında.
fışkırıverecekti otobüsün ortasında sular.

uykuyla uyanıklık arasında o müthiş rüya karmaşası!
işte bunu seviyorum!
bilinçaltı kasırgası!

go, boy!
salak!

18 Aralık 2008 Perşembe

Minibüsteki Galatasaraylı.

minibüse binmişti. minibüste bir çocuk görmüştü. üzerinde ultraslan'ın ceketi vardı. galatasaraylıydı çocuk. kendisi de galatasaraylıydı. çocuğa bakmıştı. baya bakmıştı. bayağı bakmamıştı. arada bakamamıştı. masumiyet köprülerini yıkmak istemiyordu. ayakta duruyordu. arkadan minibüs paralarını yolluyordu insanlar. alıp o çocuğa uzatıyordu paraları. tırnakları çocuğun avucuna değiyordu. gözleri de çocuğun gözlerine. birkaç kere tırnakları avucuna değdi. sonra paralar bitti, durdu. minibüsten indi. hemen giden minibüse baktı, dönüp. çocuk bakıyordu ona. minibüs ilerledikçe çocuk kafasını çeviriyordu. kafası, minibüsten inene doğru çevriliyordu. minbüs ilerledikçe, ikisinin de kafası çevriliyordu.ibraniceden türkçeye çevrilir gibi. yahut, göstergeler arasında çevrilir gibi: andan hayata; sesten ölüme; sessizlikten hayata; ah, aşktan aşka çevrilir gibi. zira, her aşk farklıdır...

minibüse binmişti. minibüsten inmişti.
uğruna kelimelerle savaşılacak bir aşkı vardı.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Vecizeler #2

* sürekli değişiyorum. akıl almaz, dur durak bilmez bir değişim içindeyim. aralardayım. aralar arasındaki aralardayım. aralar arasında gidip geliyorum. bir gün içinde binbir kere akıl, ruh ve kalp kostümümü değiştiriyorum. hiçbir şey fayda etmiyor. çare ne, bilinmez. kas titremesi nöbetlerinin eşliğinde değişim sancıları her an. acı. ağrı. a'rı. arı. ar'ı. "biri beni durdursun." kim bilir kim. kabak gibi ortada, Kim Bilir Kim. kbk..

* sizin "kalite" sıfatınıza uyacağımı sanmıyorum.

* o an artık rüzgar hangi yönden eserse, dimi mehmet.

* biri: ama sevişme daha çok ilgimi çeker.
ben: tanrı da öyle sever.

* kaçakgay: sevişmek neye benzer sizce?
biri: sevişmeye hiçbir şeye benzemez.
ben: tanrının salaklığından yararlanıp uyuyan meleklere.

* ben: fizik. parçacık fiziği. atom altı fiziği. kuantum fiziği. öğrensen iyi edersin. çok güzel kafa karıştırır ve çok güzel kafa düzenler kuantumumuz. kuantum, tanrının varlığının en büyük kanıtıdır benim gözümde. kuantum, tanrının yokluğunun en büyük kanıtıdır benim gözümde. işte size çözüm, işte size kaos.
biri: e sen hangi taraftasın?
ben: benim muhteşemliğim kaos olmam. kaos, benim. ordo ab chao. kaostan gelen düzen. işte bu kadar açıktır tanrının salaklığı. tanrıya salak demem çok hoşuma gidiyor.

Bejna Bari.

Camishan.
Bejna Bari.

Ben tabi ki, söylediklerim gibi değilim.

Ama gitmem lazımdı.
Sendeki beni öldürüp gitmem lazımdı.
Üzgünüm.

İyi hayatlar...

Muhteşem iki şarkı.....

CRY FOR THE MOON [EPICA]

*bu şarkıyı orta okuldan beri dinliyorum................

Follow your common sense
You cannot hide yourself
behind a fairytale forever and ever
Only by revealing the hole truth can we disclose
The soul of this bulwark forever and ever
Forever and ever

Indoctrinated minds so very often
Contain sick thoughts
And commit most of the evil they preach against

Don't try to convince me with messages from God
You accuse us of sins committed by yourselves
It's easy to condemn without looking in the mirror
Behind the scenes opens reality

Eternal silence cries out for justice
Forgiveness is not for sale
Nor is the will to forget

Virginity has been stolen at very young ages
And the extinguisher loses it's immunity
Morbid abuse of power in the garden of eden
Where the apple gets a youthful face

You can't go on hiding yourself
Behind old fashioned fairytales
And keep washing your hands in innocence


WITH ARMS WIDE OPEN [CREED]

Well I just heard the news today
It seems my life is going to change
I closed my eyes, begin to pray
Then tears of joy stream down my face

With arms wide open
Under the sunlight
Welcome to this place
I'll show you everything
With arms wide open
With arms wide open

Well I don't know if I'm ready
To be the man I have to be
I'll take a breath, I'll take her by my side
We stand in awe, we've created life

With arms wide open
Under the sunlight
Welcome to this place
I'll show you everything
With arms wide open
Now everything has changed
I'll show you love
I'll show you everything
With arms wide open
With arms wide open
I'll show you everything ...oh yeah
With arms wide open..wide open

If I had just one wish
Only one demand
I hope he's not like me
I hope he understands
That he can take this life
And hold it by the hand
And he can greet the world
With arms wide open...

With arms wide open
Under the sunlight
Welcome to this place
I'll show you everything
With arms wide open
Now everything has changed
I'll show you love
I'll show you everything
With arms wide open
With arms wide open
I'll show you everything..oh yeah
With arms wide open....wide open

Vecizeler

* dün geceden sonra yediğim içtiğim votka kokuyor sanki.
* anladım ki onlarsız sevişme bir hiçmiş. hiçmiş. yazıkmış o sevişmeye.
* saygıya inanmam ben. sevgi vardır, "s" ile başlayan. saygı değil.
* özgürce zıplayabileceğim, duvarlarına vurabileceğim, son ses müzik dinleyebileceğim, uyurken bağırabileceğim bir evim olsun istiyorum.
* nikita'yı çok sevmiştim. litvanya'dandı. veletin fotoğrafını yazdırmıştım, onunla uyuyordum hep. birileri görmesin diye battaniyenin altına saklardım. sabah kalkınca da bakınırdım, nerelerde, kimse görmüş mü acaba diye. ne hallere gelmişti kağıt, yırtık pırtık, eskimiş, hasar görmüş. çok küçüktük :) salak bi ilişkimiz vardı.
* su: saf salak bişey :D
* burada yayımladığım 123. yazı parçasıymış bu.

[gün boyunca aklıma gelen şeyleri, insanlara söylediklerimi, yazdıklarımı aktarmaya çalışacağım artık böyle böyle...kayıp gidiyorlar yoksa. yazık oluyor bazı şeylere...]

limonvotka

"31 ay sonra ölücem" diyeceğim kendinme sonra
iki ay erteleyeceğim.

iki'me düşman üçü getireceğim
iktidara
ama en çok da biri!
ah o bir! / çıkıntıları kesilesice...
onu işte, muhalefet
edeceğim üçe
versin veriştirsin
ama ikim.
iz kalacak saç diplerinde.

hatırla ışık
-i can hear you, heaven-
kutunu kanatmıştım
çağırdığımda gelmemiştin çünkü
ısrarla gölge oluyordun çünkü
-spiderman / world is ending-
kanınla saç diplerime a'lar örecektim
a'lar gibi yapacaktım
-yaşadığım şehir gibi-
#a ve bir ne kadar benzer aslında ingilizcede. çıkıntıları gitsin. seslensinler.

bütün çocuklar astronot olsun istedim.
yükseldikçe gülümsesinler.
yükselsikçe ağladılar.
-the lights are slowly fading down-
dün sevmeye çalıştığım çocuk
gibi ağladılar
ağlayacaklar çünkü hala
hala
kokusu üzerimde o kurbanın

parmaklarıyla eşlik etsin istedim
ölümüme refakatçi şarkılara
tüm arzu buydu, salak.
-bang bang! shot them all!-
satır sonunda kafası kesilen isim gibisin.

öylesin.
ama korkma,
[tanrım, bbu yazdığım bilgisayara geçiririken ekledim, kafamın sol tarafı inanılmaz titriyor. hani böyle kasınız titrer ya. işte öyle titriyor. böyle bi acayip. alkollüyüm bu arada. hem de....lanetler...bu şiirimsiyi yazdığım kağıtta bahsedecektim ama...olmamış, unutmuşum. limonlu votkayla sarhoşum. yiyorsa! mehmet, "lansevgili" gerçekten iyi hitaptı...gerçekten.hala titriyor etim.]
kimseye söylemem cips yerken
elini hep giysine sürdüğünü.

öylesin.
bunu sen de çok iyi biliyorsun.
susman çok acı.
hani açısız olmamalıydım...
açı aramıyor muydum...

öylesin.
ve bu yüzden cevaplamalıydın:
-love... let it go today.-
-everybody needs somebody. you're not the only one.-

[burada soruyu yazmayı unutmuşum üzgünüm. inanılmaz unutkan ve sakarım, bunu da burada söyleyeyim hazır limon-votkayla sarhoşken... soruyu sormayı da unuttum. sorumu da...]

seni istiyorum lan.
lan!

[21:41 16:2008]

Windows Live Write

Deneme deneme deneme.

Windows live writer'dan giriş yapıyorum denemek için.

Gayet güzel görünüyor arayüzü ve işlevi.

Deneme.

Tamam. :)

16 Aralık 2008 Salı

Bu "öğretim" var ya...

Çok salak.

Ben okul adamı değilim. Okul gibi şeyler için fazla zekiyim.

Bir kere devamsızlık diye bir şey olmamalı. Hem zaten heteroseksist, anaerkil bir olgu bu! Dev amsızlık! Anaerkil işte!
Seni niye ilgilendiriyor benim derse girip girmemem? Ha? Yetişkin bir birey olarak, sen ne hakla beni ebeveynlerim için sınırlandırabilirsin? Benim sınav sonuçlarıma bak, yeterliliğimi test etmek için. Derse katılıp orada uyumuş olmama değil. 
Ne şans ki ÖSS'de devamsızlığa bakmıyorlardı! Yoksa derece merece boşuna olurdu ha!

Yazık bana ve benim gibilere.
Kötü bir şey zeki olmak.

Annem olmasa, arkadaşımla Fransa'ya gidebilirdik. Orada bir köye yerleşebilirdik. Sanat yapabilirdik orada. Köylülerle içli dışlı, haşır neşir, sıkı fıkı olurduk. Sanat yapardık ama orada. Ona adayabilirdik kendimizi. Vücudum çok hasar görürdü, o kesin. Keserdim kendimi, yaralar açardım vücudumda. Bir gün de beynime altın vuruş yapardım, hiç şüphesiz.

Fransa'ya gidelim Marilyn! Orada bir köye yerleşelim Marilyn! Kasaban iki oğlan bulup onları da yanımıza alırız Marilyn! Onlar inatla hiçbir şey anlamazlar eylem ve durumlarımızdan. İnatla da anlamaya çalışırlar sakarca.
Ah, Marilyn...

Yemek & Sevişme

Yarın yemek yemeyeceğim.
Hiç canım istemiyor yarın yemek yemek.
Yesem mi yoksa?
Elimden geleni yapacağım; Afrikalı mağdurlar kadar.
Yok, yemek yok.

***
Şunu bilir misiniz? :
"Toprağa acı verdikçe büyüyor ağaçlar."

Tıpkı, "toprağa acı verdikçe büyüyor otlar." gibi.
***
Ve neredeyse iki gündür uyumadım. Neredeyse 48 saattir uyumadım. İyi de beslenmiyorum.
Biriyle seviştim biraz önce. Sikecektim, sikmedim.
Ama, çok anladım: onlarsız olmazmış hiçbir sevişme. Onlarsız, bir hiçmiş sevişme.
Onlar. Aşk, sevgi, tutku, arzu. Ve saire.
***
Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar.
Bırakınız öleyim.
***
gece yazdım yukarıdakileri.üçü geçiyordu.sürekli gözlerim kapanıyordu.aniden açıyordum.bir türlü yollayamadım yazıyı uykudan.butonun üzerine gelirken uyuyakalıyordum.sonra uyudum.yere yattım, cenin gibi uyuyuverdim.okula da gitmedim bugün.şimdi de anadolu sigaramın son fırtını çekmek üzereyim.8 saniye.çektim ve söndürdüm çay tabağına.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Ağrım.

Çok ağrım var.
Ne yapacak bu ağro bana bilmiyorum.

Ruhumu çiğniyor bu ağrı.


kırmızı kot aldım. belki geçirir diye ağrılarımı.

Açma bebek.

Açma bebek.
Açma poğaça gibi.

Gelmedi.

Gelmesin.

Oldu da bitti maşallah.

Hiçbir şey olmuyor. Olmayacak.
Kafaya takmayın.
Saç diplerinize masaj yapmayın sinirden.

Sakın ha.

Yanlışlıkla hava kusabilirsiniz.

Unutma dostum: il n ya pas d'amour heureux.

Sizin de burnunuzu alttan sol elinizin baş parmağıyla yatay şekilde ittirdiğinizde, "küt" diye bir ses geliyor mu?

"ama daha inzivadan yeni çıkmıştım ya!"


Bitti.

Aşağılarda bir Can vardı.
Bitti.

14 Aralık 2008 Pazar

21.yy!

Ah yirmibirinci yüzyıl!
Seni seviyorum!

13 Aralık 2008 Cumartesi

Alkolün rengi.

Alkolün rengi.

kasıklarıma giren uykudan beni
kim uyandıracak külü düşmüş günlere
öyle ya
öylece ye
tek elime taktığım eldiveni

alkolün bu rengi de adamı
bir yaramaz yapıyor gibi
yaşı birkaç gün bu bulutların
yaşı bir ölümle ödenmiş bu
davulun
tınısı kaçmış
notasını yitirmiş bir formula bir aracı gibi

yerimde duramıyorum
yar yarinde yaralanıyor

kalorisiz sigara delikleri gibi boğaziçimde
çaykovski çay kusuyor delik deşik anüsüme


sus...

sus, biliyorum.
bir bok olmaz şu an çalan şarkıdan diyeceksin

hıristiyan kız kardeşlerim geceleri rövanşlarını alsın
nacizane kız kardeşlerimizin.

***

benden öncekileri bulma çocuk
benden öncekiler seni bu kadar sevemez
martılara simit at insanlara denizde
nutuk çek hayata dair arkanda ben
tamam, cinsellikten arınmış
hafif afacan durmaktayım

gözlerimi oymana bile izin veririm çocuk
tırnaklarınla
çamurla temeli atılmış tırnaklarınla
alkolün rengi daha bir farklıymış
öğret bana

12aralık2008/07:01

12 Aralık 2008 Cuma

İnziva.

Ah, merhabalar.
İnzivaya çekilmiş bulunmaktaydım.

Değişik kararlarla, birazcık olsun sadeleşmiş kafayla geri döndüm, diyebilirim...

[Eric Clapton - You Look Wonderful Tonight]

"Arkadaşım kıçım acıyo da ondan uyumadım. işte ondan şu an elimde martinim ekrana bakmaktayım. tövbe tövbe."

Yazacak pek şey var aslında ama...

Boşverin, saldırın bitter çikolatalarıma!

30 Kasım 2008 Pazar

Ağrı Yolu

>> gitmedim. gitmeyeceğim. [13.12.2008 03:02]

Bayram dönüşü Ağrı'ya gidiyorum.

Hiç nedensiz. Çok nedenli.

Ağrı Dağı'ndan bakıp, hesaplaşacak şeylerim var. Yapacak ayinlerim var.

Belki Erzurum'a da uğrarım. Daha da ayin yaparım.

Belki Iğdır'a da giderim. Daha da ayin yaparım.

Neden? Gerçekten nedeni yok; gerçekten nedeni çok.

Telaffuz edilemeyecek nedensizlikler.

"Hadi canım sen de.."

Uyku Ağıdım...

Uyumuyorum.
44 saatte 4-5 saat uyudum. Dün sabah 9dan beri. Şu an saat sabah 5. O uyuduğum vakit de gündüz idi, işe yaramaz uykular..

Uyumuyorum.
Uyumayacağım.

Ağıt yakıyorum.
Ayin yapıyorum.

Zaman gelsin bu seferki.
Bu ağıt ayinim zamana gelsin.
Yanlış zamanlara gelsin.

Yakılsın ayinler.
Uyku haramdır bir süre.

Sarı Gelin'lerim...

Aşağıda Sarı Gelin'lerim var benim... Hemen altlarında da notaları... Öldür beni.




29 Kasım 2008 Cumartesi

Sg...

Sarı gelin.
Alihan. Öldürülmesi gereken birisin.

"Gebereseceler".

Manşet: Alihan, bir üniversite öğrencisi tarafından "Sarı Gelin" adlı türküyü derlediği için öldürüldü.

Bu alkole, ancak bu yakışır, efendiler...

- Çok ağladım. Cehennemin ırmakları gerçekten ama cidden kurumuş mudur artık? Çok ağladım. -

Sağlıcakla, hurma süvarileri...

Oh, people...

insanlar y apmaması gereken şeyleri yapıyorlar. yapıyorlar, yapıyorlar... kim itiraz edebilir.

can. sana şu ana kadar hiç ihanet etmedim. hiç. etmeyeceğim de. etmem... etmem ben ihanet ihanet, can..

sadece sev beni..

just love me, baby...

seni seviyorum...

cana...

Tek Başına...

bayılıyorum..

Uzun zamandır hasret kaldım yüzüne
Muhtacım inan senin bir tek sözüne
Yalvarsam ağlasam kapansam dizine
Döner miyiz yine eski günlere

Yine eskisi gibi beraber olsak
Ne olur sanki geçenleri unutsak
Hayat bitse dünya dursa
Ölüm bile olsa biz ayrılmasak

Söyle buldun mu aradığın aşkı söyle
Yoksa yalnız mısın sen yine
Benim gibi boynu bükük
Gözü yaşlı tek başına

Söyle buldun mu aradığın aşkı söyle
Yoksa yalnız mısın sen yine
Benim gibi boynu bükük
Gözü yaşlı tek başına

Kelimeler

Ben, kelimelerin sihirbazıyım.
Kelimelerin pezevengi ve fahişesi.

Kabul. Kabul mü?

Kelimeler çok tehlikeli. Kelimeler çok tehlikeli. Kelimeler çok tehlikeli. Kelimelerin yol açtığı müthiş kaoslar aşırı etkileyici. Kötümcül etkileyicilikleri var. Kelimeler çok tehlikeli. Şizofrenik tekrarlar yapılmalı bu yazıda. Ancak böyle su kanatılır. Kelimelerin harflerinin arası böyle açılır ancak, boşaltılır.

Kelimeler çok tehlikeli.
Artık tavşan, şapkada sıkışıp kalmalı belki de.

Sihirbaz ölmeli.
Fahişelerin vesikaları alınmaları ellerinden pezevenklerce.

Devamı kelimelerde.

28 Kasım 2008 Cuma

Sarı Gelin. Sarı Gelin. x ?

xx?
Kaç kere?
iks çarpı soru işareti
iks çarpı sonsuzluk işareti

bugün bütün gün bu lanet türküyü dinliyorum...

1951 oldu saat...
hala dinlemekteyim.
binbir çeşit şarkıcıdan, türkücüden..
binbir dilde...

evet...

açıkta kaldı ruhum gece yatarken de..

Sarı Gelin..

Sarı Gelin dinliyorum şu an..
Bitiriyor bu türkü beni...bitiriyor..acı veriyor bana...

Müthiş acılar veriyor bana.
Ve tabi ki, bir Ermeni türküsü olarak dinliyorum bunu.

Yazmıyorum bayadır buraya...
Yoğunluktan bazen, çoğu zaman canım istemediğinden...

Ankara'ya gittim perşembe akşamı. Cuma sabahı Sulu'ya gittim..Can oradaydı. Kapıyı açtım, yatıyordu yatakta...üstüne atladım...şaşırdı...........sonra beraber uyumaya devam ettik...doğum günü kutlu oldu..

Ankara'da çeşitli aktivitelere katıldım.
Salı günü Lambdaistanbul'un davasına katıldım. Tüm Türkiye'den insanlar geldi (60 kişi? :) ) Barış ve Selin de geldi Lambda grubuyla, salı gecesi de beraber döndük İstanbula.
Dava o gün açıklanmadı. Dün haber geldi, kapatılma kararı bozulmuş. Yani kapatılmıyor Lambdaistanbul. bir kaç adım daha var, ama pek muhtemel değil artık kapatılması.

Salı günü sabahki davadan sonra kadınlarımızla birlikte Kızılay'da eyleme katıldım. Zira, 25 Kasım'dı o gün. Annem için katıldım; şöyle diyordu mesajında annem:

"Benim yaşayamadıklarımı, yapamadıklarımı yaptığın için tenks canım. Arkanızdayım. Erkeklere karşı dimdik ayaktayız."

Huzur doluydum... Annemle birlikteydim o eylemde..o da yanımdaydı benim, aksini kim söyleyebilir.

falanfilanfalanfilanfalanfilanfalanfilan. çok sıkıcı eski günleri hatırlayıp yazmak. boşverin gitsin.

şu an yine barış'ın evindeyim. kendileri transeksüelliği bırakıp "gay ap" olmaya karar verdi :) travma yaşıyoruz :)

can'ın telefonu bozuldu. birkaç gündür (ay ?) iletişim kuramıyoruz. feysbuk üzerinden mesajlaşıyoruz arada, o kadar. benim telefon da gidik zaten, malum :)

şimdi de "al yazmalım" dinliyorum...

yazacak çok şeyim vardı...

belki haksızca, can'dan ayrılıp istanbul'a gelmemden beri, buraya ona olan sevgimi yazmayı planlıyordum. belki haksızca, bir türlü yazamadım.

yazacak çok şey vardı haksızca..

lakin, susacak çok vakit vardı...

26 Kasım 2008 Çarşamba

...

Çok sıkıldım.
Her an buraya yazmayı bırakabilirim.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Ay ay ay ay yaz geldi!

Sokağa çıkmak lazııııımmm :P

Biraz alkol aldım sınav öncesi.
Alkollüyken kendimi çok seviyorum.
Sadece bir şeye yoğunlaşabiliyor ruhum ve kalbim: Can.

"İşte bunu seviyorum."

Sonracığıma (gerçekten dil bilgisi olarak berbat ölü gereksiz saçma bi deyiş bu :D)... ha; sevgili edebiyat hocam artık sınıfta açık açık övmeye başladı. hani lisede falan bi öğrenci sınıfta, diğer öğrencilerin arasında pek övülmez ya övülmesi gerekse de. işte onu takmıyorlar üniversitede, ki haklı olarak. benim düşüncemin aynı yani. "kardeşim övülmesi gerekiyorsa bi kişi, öveceksin. bu kadar basit."
En son da "dil bililmde çok iyisin, harikasın. sen yarın girme sınava, ben sana tam puan vericem." demişti de...

Vizeler

Vizelerim başladı bu hafta.
Dün bir taneye girdim. Bugün iki tane vardı tekine bir saat geç kalarak girdim. Birazdan 2'de de önemli, iskelet dersin vizesi var. Ama önce bira içicem.

Bol şans bana.

18 Kasım 2008 Salı

Ah şu papatya falları...

Dün "Birleşmiş Milletler Model Kulübü"ne çağırılmıştır. Girmiştir.
Çağırılmıştır; çünkü cüzdanında hep minik bir insan hakları beyannamesi taşımaktadır.

Bugün edebiyat dersi: "mükkemmelsin dilbilimde, çok iyisin. yarın sınava girme tam puan vereceğim sana." der edebiyat hocası. en son dediği budur, daha öncesi de vardır. ve artık, sınıfta açık açık övmektedir; diğer çocuklardan çekinmeden, incinmelerinden çekinmeden.

Hayatındaki ilk vizesine girmiştir bugün. Kopya çekmiştir, kopya vermiştir, kopya transferi yapmıştır. İyi geçmiştir...

Bilmez ki, başka ne yazması gerekir buraya.

Sanıyor ki bu kadar.

Gülün, gülümseyin diyor...
Tek kurtuluş, diyor...

17 Kasım 2008 Pazartesi

Tekerrür: Planlar değişti.

Bu perşembe akşamı yine Ankara'ya gitmeyi düşünüyordum. Malum, cuma günü de Can'ın doğumgünü. Sürpriz yapacaktım.

Öncesi...

Dün akşam Aysun Barış aradı, içli köfte yemeye çağırdı! Saatlerce yol tepip içli köfte yemeye gittim! Sonra içtim de içtim...beyaz şarap; bayılırım..

Oraya giderken Başka'daki atölyeye de uğradım kısa süre. İşte orada planlarım değişti. Lambdaistanbul davası için Ankara'ya gidiş gelişleri dernek kendisi karşılıyormuş zaten. O yüzden Can'ı İstanbul'a getirtmeye ve Aysun Barış'ta kalmaya karar verdim. Böylece bu cuma yapılacak olan Queer Türkiye toplantısına da, pazar günkü atölyemize de katılabileceğim. Her şey iyi, güzel. Planlar değişti, gayet de sağlıklı oldu. Sonra da Can'la pazartesi akşamı Ankara'ya dönecek, ben de salı günü İstanbul'a yine geri geleceğim.

Facebook'a da yazdım "planlar altüst" diye. Can da meraklanmış. Gecenin bilmem kaçında konuştuk telefonda. Uzun süredir benden hiç beklenmeyecek bir sabırla söylemediğim sürprizi söyledim. Hani hiç haber vermeden doğumgününe gidecektim... Tepki yok. "Eee," dedi. Zaten anlamış sürpriz yapacağımı, Ankara'ya geleceğimi düşünüyormuş zaten.

Yani kursağımda kaldı sürpriz mürpriz.

Sonra dedim, sen gel...

Bilmiyorum, cumartesi günü dans kursum var, dedi...

Yani kursağımda kaldı doğum günü moğum günü.

Tamam dedim...

Bu hafta içi atölyeden Caner'le buluşmamız gerek. Büyük ihtimal perşembe akşamı Kültürevi'nde buluşacağız, oradan da Aysun Barış'a geçerim artık... Atölyeyle ilgili yapılacaklar var; planlar vs...

Ertesi akşam, cuma akşamı da Queer Türkiye'nin İstanbul'daki ilk toplantısına katılacağım. İlki Ankara'da yapılmıştı. Dün de atölyeye uğradım, çok sevindim arkadaşlarımı gördüğüme. Canlarım, kendinize çok iyi bakın tamam mı...seviyorum sizi.
İsmail de oradaydı; bakalım bugün ablasını ayarlayıp bizle Lambda davasına Ankara'ya gelmeye çalışacak; umarım gelir, gerçekten istiyorum gelmesini.

Her an dizi, reklam vs. çalışmalarına başlayabilirim.

Bu arada size/sana/-hiçkimseye, eğer kimse okumuyorsa...ki büyük ihtimal...- söylemeyi unuttum: bir fotoğraf çekimine katılacak -ticari değil, sanat fotoğrafçılığı.- Dansçı erkek model olarak. Sergi de Nişantaşı'nda olacak... Ne zaman olur, bilmem...

Biraz önce de üniversitede hani 20 kişilik bir eşcinsel grubu keşfettiğim dediğim gruptan bir çocukla buluştum üçüncü sınıflardan. Biraz konuştuk bu konularda... Moralim bozuldu. Boşver... Boşverin... Değmez...

Yarın, yarından sonra ve sonraki gün vizelerim var. Bol şans bana.

Sanırım bu kadar yazacaklarım... Bilmem.











Umurumda mısınız?

Benim yerime cevaplayabilir misin...

16 Kasım 2008 Pazar

İçtim de içtim...

Dün gece içtim de içtim...
Ormanımda içtim, sonra bir evde içtim.
İçtim de içtim.

Gerekliydi.
Dimi ama...

Tek aklıma gelen içerken, Can'dı.
O kadar temizlendim, o kadar saflaştım, o kadar rahatladı beynim. Sadece Can. Can'dan başka bir şey yoktu aklımda. Meşguliyetim Can'dan ibaretti.

İyiydim. Çok iyiydim.

15 Kasım 2008 Cumartesi

Af Manifestosu'na Agos Çocuğu'nun eklemek istediği.

Ve Siyah,
Ve Bilge Ka,
Ve Remus,

Yaptığımdan dolayı. Beni affedin. Üçünüz de.
Hayal ettiğim, bugünlük rüyam, bugünlük hayalim, ömrü sadece 3-5 saat olan hayalim hayalet oldu, sahibi gibi.Beni affedin siz. Yapamadım. Hayalimi gerçekleştiremedim.

Ne ektim ne biçtim?



Ne umdum ne buldum? Ve sanırım...

Başaramadıysam, yapamadıysam, olduramadıysam hayalimi... ne kalır ki geriye görünmeyen ellerimde. Bunu bile yapamadıysam.

Ve sanırım...

Bu sadece benim gidişimi hızlandırdı...
Yeşil OT'ların altına...

Doğruydu. Zaman geçiyor. Hızlı geçiyor.

Affedin beni. Hepiniz.

Yeditepe Yurtlarında Eşitlik.

http://www.facebook.com/group.php?gid=36246828939

T.C. Yeditepe Üniversitesi Rektörlüğüne,

Yeditepe Üniversitesi’nde kızlar ve erkekler için ayrı ayrı öğrenci yurtları (otelleri) bulunmaktadır ve bu durum, diğer araçlar yetersiz kaldığından öğrencilerin birbirleriyle olan iletişimini engellemekte, zorlaştırmakta ve zedelemektedir. Yönetim kademelerinin bu durumun bir gerekçesi olarak belirttiği “ahlak” olgusu tamamen göreceli olup, Türkiye Cumhuriyeti yasalarınca ergin/yetişkin bireyler olarak kabul edilen öğrencilerin kendi “ahlak” kavramlarını yaratacak yetiye sahip olduğunu -ki İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca ergin olmayan bireylere de “ahlak” temelli dayatmalar yapılamamaktadır, - ve yine yasalarca ergin olarak kabul edilen öğrencilerin bulundukları eylemlerin sorumluluğunu üstlenmek zorunda olduğunu, üstleneceğini belirtir, T.C. Yeditepe Üniversitesi 26 Ağustos Kampüsü sınırlarındaki Erkek ve Kız Öğrenci Otellerinin karma konaklamaya geçmesini talep ederim.

http://www.facebook.com/group.php?gid=36246828939

Mutlu yıllar "-c"...

-c!
Sen buranın tek takipçisisin. En azından takipçisiydin şu son zamana kadar, değil mi?

İşte al! Bak!

:: Doğum günün kutlu olsun -c.

Mutlu hayatlar diliyorum sana.

Bilinç kaymasının bu kadarı...

Dün 4ü biraz geçiyordu yattığımda, gece.
0445-55 civarlarında bir zamanda kalktım telefonu arıyorum, yatağıma üzerindeydi, hemen yanımdaydı yani, yastık yanında falan.
İşte gece kalktım telefonu arıyorum. Aklımda arıyorum tabi neredeki diye elimle ve gözümle de etrafı yokluyorum.

Neyse, aldım telefonu elime. Hala telefon arıyorum ben. Telefonu elimde tutuyorum, ama hala telefon arıyorum. "Of nerde bu şimdi" diyorum. Sonra ne yaptım? Elimdeki kendi telefonumla, yine kendi numarama mesaj attım, ki sesini duyayım da bulayım nerede telefon. Ses geldi, telefon elimde aslında. Ama hala telefonu arıyorum, sesin geldiği yeri arıyorum. Tekrar yolladım kendime mesaj, yine ses geldi yine sesi arıyorum; elimdeki sesi arıyorum.

Ararken bir baktım elimde telefon. İlk tepkim "a buldum tamam" gibi bir his oldu anlık. Sonra anladım ki... "yuh canım..." diyebildim... "oha" diyebildim...

Bilinç kaymasının da bu kadarı yani...

14 Kasım 2008 Cuma

101: Konserde.

Bazı şeyleri yazmayı unuttum..101inci mesaj olarak...101"inci"...

Bir kere, konser hiç de öyle kalabalık değildi.."maalesef"..şu ana kadar bulunduğum hiçbir gerçek sanat etkinliği kalabalık olmadı ki zaten...dimi ama..
Hepsi üniversite dışındandı neredeyse zaten...yaşlı teyzeler, yaşlı amcalar...

Konser öncesi salonda "My Child Is Gay" kitabını okuyordum.hatta göstere göstere okuyordum!
Yanyana oturan iki oğlandan teki geldi ve kitabın yazarını öğrenmek istedi, ben söyledim, gösterdim yazarın adını. Aldı ve gitti.

Güzel şeyler oluyor..
Bir arkadaşım, hepsiyle ayrı ayrı dans ediyormuş; ben de biraz sohbet etmesini ve sonra hepsini çözmesini tavsiye ettim.
İyi mi etmişim?

100. Girdi: Ve bir konserin sonrasında...

Bu blogta yaptığım 100. girdinin bir klasik müzik konseri sonrası olması, ne büyük bir şans...


>> "Kemancı abi", yeter artık. Bırak acı çektirmeyi kemana. Lütfen..lütfen kemancı abi..sana yalvarıyorum, her kırbacında o kemana, burada ölen benim...hadi kemancı abi, dinle beni ve en azından şimdilik bırak şu hıncını...keman bağırdıkça, keman çığırdıkça, keman...keman tam dirilecekken her seferinde ölüme kovulunca, ben de ölüyorum burada, kemanci abi..


>> "sarıgelin". nereli olduğu tartışılan "sarı gelin" türküsü vardı konserde..çok da iyi bestelemişler, çok da iyi geçirmişler türküden klasiğe..onu dinledim..kendime öyle bir sarıldım ki bunu dinlerken..sol elim, sağ omzumda ve sağ elim sol omzumda, kucakladım kendimi..öyle bir sarıldım ki kendime, türkü benim oldu gayri..bir ermeni türküsü olarak dinledim "sarı gelin"i..ve sarışın bir oğlanı andırdı türkü, yüzünü aklıma bile getirmediğim, getirmeye bile çalışmadığım birinin..kim bilir ki kimdi o..bir ermeni türküsü olarak dinlediğim türküde, gözlerim doldu..evet..keşke hıçkıra hıçkıra ağlayabilseydim de, keşke şu gözlerim ıslanıp artık yosun tutabilseydi, tırnaklarımla kazısaydım sonra temizlik uğruna..hani, cennete kirli kirli gitmemek uğruna..konser bitti, şef geri geldi ve bir parça daha..neyi istedik.."sarı gelin"i istedim..çok istedim..ve oldu, son parça olarak onu çaldılar..ben bir kere daha, bir o kadar sert, bir o kadar içten kucakladım kendimi..çok kucakladım, büzüldüm, koltuğuma yığıldım, kafam gömüldü, koltuğuma gömüldüm, küçüldükçe küçüldüm kendimi kucaklarken..parça bitti, ben doğdum, büyüdüm, açıldım, ferahladım..ince, şiddetli bir sızıyla doğdum yine..hiç bırakmadı o sızı, asla da bırakmayacak..bırakmasın artık..o bir ermeni türküsü, ben onu öyle dinledim çünkü.


solumdaki koltuk boştu.


solumdaki koltuk boştu.

Takvim...

Kendi takvimimi de buraya koydum, sağda "Takvimim" adı altında...

Bir de Türkiye'deki LGBT aktivitelerinden haberdar olmamız, hepsini bir araya toplayabilmemiz için bir LGBT takvimi oluşturdum. Takvime etkinlik girmek isteyenler bana email atsın, hemen kendilerini yetkili yapabilirim.

Hadi, tüm etkinlikleri tek bir yerden toplayalım da onbirbin yere ayrı ayrı bakmak zorunda kalmayalım nerede ne var LGBT adına diye...

Ama yeter içimi acıttığın be salak!

"Umay umay" yazdım google'a ve "Orospu Kırmızı" kitabının başlığını taşıyan bir forum sayfasına girdim. İyi güzel tanıtmış biri kitabı da altına bir başkası yorum yapmış:

" bu kitap çok satar başlık baya bi güzelmişş "

bu nasıl bir deyiştir...nasıl bir gülümsemedir o yaptığı..nedir bu...bu kadar acıttığın yetmiyor be salak! diğer dişlerini de ben kırmaz mıyım be salak! sen salak! çok salaksın!

sen, ne hakla forumdaki "Nereden:" bölümüne "Antalya'nın Yalnız Şairi" yazarsın! kimsin sen! salak kimsin sen! sen bilmiyor musun benim boyutumda kendine "şair" diyenin ağzına tükürürüm ben!

yazık yazık..çok salaksın be..mazur görülemez bir salaklığın var..
http://www.birakma.com/viewtopic.php?t=9950-umay-umay-orospu-kirmizi.html

Neler oluyor hayatta!

Mutluyum! "Neler oluyor hayatta!"

- Bu akşam 1930'da kampüs salonunda muhteşem bir klasik müzik konseri var. Solistler de vardır, sopranomuz da var! Harika olacak!
- İstihbarat geldi! Kırmızı cafede yaklaşık 20 kişilik bir gey grubu oturuyormuş geçen! Ve okulda niye lgbt çalışması yapılmıyor diye konuşuyorlarmış. Kimse ön ayak olmuyormuş çünkü. İçlerinden biri benimle iletişime geçti bugün. "20" gerçekten iyi bir sayı. Okulun her yanına saldığım ajanlarımın meyvesini alıyorum artık! :):):):)

Mutluyum!
Ama ödevlerim ve vizelerim var! God damn!

13 Kasım 2008 Perşembe

Agosum...ama...

Agosum...
Agosum...nasıl...

Çok yakında nasıl gidersin...gidersin de, çok çok uzaklara nasıl gidersin...çok uzaklara gidersin de, çok çok uzaklara nasıl gidersin...aşırı uzaklara nasıl gidersin...

ben de şimdi ormana giderim..ayinimi yaparım...

Agos Çocuğum.

Neler yaptın...

Gözyaşlarımı içer mi biri şimdi?

"My Child is Gay" kitabının girişi...

Kütüphaneden aldım kitabı. Tam adı: "My Child Is Gay: How parents react when they hear the news". Bryce McDougall tarafından derlenmiş anne baba mektuplarından oluşuyor. Avustralya ve Yeni Zelanda'dan 50 kadar anne ve baba mektup yazmış ve bunlar kitaplaştırılarak diğer anne babalara örnekler teşkil etmesi için yayınlanmış..
Girişinde ise Halil Cibran olduğunu ancak nete bakınca anladığım "Kahil Gibran" diye birinin "The Prophet" diye bir "şey"inden alıntı var. Kahil Gibran'ı anlamadığım için, The Prophet ile ne demek istediğini de anlamadım :) peygamber zannetmiştim aslında Kahil'i :)

And a woman who held a babe against bosom said, Speak to us of Children.
And he said:
Your children are not you children.
They are the sons and daughters of Life's longing for itself.
They come through you but not from you,
And though they are with you yet they belong not to you.

You may give them your love but not your thoughts,
For they have their own thoughts.
You may house their bodies but not their souls
For their souls dwell in the house of tomorrow, which you cannot visit, not even in your dreams.
You may strive to be like them, but seek not to make them like you.
For life goes not backward not tarries with yesterday.
You are the bows from which your children as living arrows are sent forth.
The archer sees the mark upon the path of the infinite, and He bends you with His might that His arrows may go swift and far.
Let your bending in the Archer's hand be for gladness;
For even as He loves the arrow that flies, so He loves also the bow that is stable.
The Prophet--Kahil Gibran
Türkçesini de dersten sonra çeviririm :)
Çok sevdim bu yazıyı....çok...
Nutuğum oldu..

Ve Türkçesi :)

Göğsünde bebek tutan bir kadın geldi ve, “Çocuklarımıza konuş,” dedi.
O da dedi ki:
Onlar sizin çocuklarınız değildir.
Onlar hayatın kendisi için istediği oğullar ve kız evlatlardır.
Sizin vasıtanızla geldiler, ama sizden değil,
Ve sizinle olsalar da, size ait değiller.

Onlara sevginizi verebilirsiniz, ancak düşüncelerinizi asla;
Elbet kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini barındırabilirsiniz, ancak ruhlarını asla;
Elbet onların ruhları sizin, rüyalarınızda bile gidemeyeceğiniz yarının evinde yaşamaktadır.
Onlar gibi olmak için çabalayabilirsiniz, ancak onları sizin gibi yapmaya çalışmayın;
Elbet hayat ne geri gider ne de dünde takılı kalır.
Siz, çocuklarınızın canlı birer ok gibi ileriye fırlatıldığı yaylarsınız.
Okçu, sonsuzluk yolundaki işareti görür ve sizi eğer, okları hızlıca ve uzağa gidebilsin diye.
Okçunun önünde eğilmeniz, memnuniyet yolunda olsun;
O, fırlayan okları ve sabit olan yayları sevdiğinden.

Annem ve o gün...

Hemen hemen her gün, anneme ilk açıldığım günü düşünüyorum...hemen hemen her gün, o sabahı düşünüyorum...sık sık hatırlıyorum...

Güzel bir sabahtı, onu çok net hatırlıyorum. Maviydi gökyüzü, bulut varsa da az ve beyazdı...

"Anne, adı Can," demiştim...

Öyle olmuştu..

Rüyalarda...

İki köpek gördüm, ikisi de bana saldırdı.. Tekinin kafasını tutup engelleyebildim...

Libera'yı gördüm sonra...beni mutlu etmeye çalışıyordu. Çok yakındı bana, dibimde duruyordu, bana değiyordu. Sonra yüzünü yüzüme dokunduruyordu. Neden bilmiyorum, beni mutlu etmeye çalışıyordu. Güzeldi. Saftı. Salak denilebilecek kadar saftı. Ay ışığını karartacak kadar da...

Libera rüyama girdi. Rüyam Libera'ya doğdu.

Neden, mutlu etmeye çalışıyordu beni..anlamıyordum..ben de oyuna gelmiştim, mutlu olmaya çalışıyordum...

12 Kasım 2008 Çarşamba

Güneş yere inince...

Güneş yere inince, 1600'da bir felsefe konferansına katıldım. Konu, "akıl mı duygu mu; akıl ve duygu!". Hemen ardından sinema kulubüyle cep sinemasında "Yumurta"yı izledim (çok güzeldi bence.çok sevdim ben.teknik ve sanat olarak.). Sonra da dans kulübünün modern dans sınıfına katıldım bir saat. Haftalardır öğrendiklerini yarım saatte hallettim -yine..-..Ve bu çok sıkıcı biliyor musunuz.......

Lütfen.

Agos Çocuğu'yum ben, adımla yeni.
Basit bir hayalet.

Okuyanlar, yazmama izin verenler.
Kızmayın bana.

AÇ.






SÇ.

Feysbuk & Yahoo Elmek

İki siteye de bugün hiç erişemedim, ağda sorunlar vardı..
Bende ikisinin de "mobile" bölümünden girdim :) kalite düşük ama işimi gördü! size de bir çare sunayım dedim :)

Artık zamanı gelmiştir...

Gelmiştir zamanı.

Eğer insanlar, edebiyat konusunda benden gelip tavsiye istiyorlarsa, hocalar ve diğerleri yazılarımı okumak istiyorlarsa, hangi dergilerde yazdığımı soruyorlarsa, şiir kitabı çıkan "şair"ler hayranlıklarını belirtiyorlarsa; artık zamanı gelmiştir...

Bundan gayri, yazın eserlerimi dergilere göndermeye çalışacağım; çok zor gelse de...

Şöyle:

Ben yazarım. Gözlerine sokmam yazdıklarımı. Gelsinler, kendileri bulsunlar derim. Onlar için yazmam çünkü. Ben sadece yazarım, sanat için yazarım, şüphesiz. Gelsinler ve bulsunlar ve okusunlar ve ölsünler diye beklerim.
Ama öyle değilmiş; gözlerine gözlerine sokmak gerekiyormuş bazen...

Saygılar..

11 Kasım 2008 Salı

Af Manifestosu

İlkokuldaki kantinciler. Affedin beni.
Çocukken kavga ettiğim mahalle arkadaşlarım.
Bebekken şeylerimizi giysi üstünden birbirine sürttüğümüz kız.
Şu ana kadar eşyalarını kaybettiğim, eşyalarına zarar verdiğim insanlar.
Kadın haklarını bilmediği, kadın haklarına saygılı olmadığı için kızdığım dedem.
Bazen geri kafalı düşüncelerine, aşırı evhamlılığına, saçma düşüncelerine kızdığım anneannem.

2 yıl önce yaptığım için Can.
Küçük sürtüşmelerimiz için, Can.
Henüz senin için ölmediğin için, Can.

Tüm o lanet kavgalarımız için, baba.
Bana söylediklerine arada karşılık verdiğim için, baba.
Sözünü dinlemediğim için, baba.
Seni kırdığım için, baba.
Eşcinsel olduğum için, baba.

Devamsızlık sorunları yaşattığım için, anne.
Seni bazen üzdüğüm için, anne.
Asi olduğum için, anne.
Aptalca bağırdığım için, anne.
Dinlemeden tepki verdiğim için, anne.
Hiç unutmayacağım, sana "*" dediğim için, anne.
Eşcinsel olduğum için, anne.

Sinirime hakim olamayıp seni dövdüğüm için, kardeş.
Küfür ettiğim için, kardeş.
Seni arkadaş çevreme önceleri almadığım için, kardeş.
Eşcinsel olduğum için, kardeş.

Özge, Emel, Işıl, Yeliz, Dilan. Affedin beni.

İlkokuldan Özge, ortaokuldan Emel, liseden Işıl, Bulgaristan'dan Yeliz, Yunanistan'dan ****, yazlıktan Dilan.

İlkokuldan Barış, ortaokuldan Murat, Anıl, liseden Serdar, Hollanda'dan Steven, Litvanya'dan Nikita, yazlıktan Emre.

Bilgisayarcı deli Fatih. Çok fazla ve saçma soru soran müşteriler. Küçükkenki tavırlarım yüzünden, Semra abla. Bazen Demet abla. Komşu kızı Gözde. Komşu oğlu Kazım. Komşu oğlu Furkan. Sokaktaki dilenciler ve gelen dilenciler. Bayram günlerindeki davulcular. İslam çalışanları. Milliyetçiler. İşyerinde çalışanlar, kızgınlıklarım ve bilgisayarları bozuşlarım için. Komşu anne Züreyhan. Yazlık komşusu Özgür. Ortaokuldan Anıl'ın annesi. Anlamadığı için eşcinsel evlilik hakkında röportaj yapıp kameraya kaydedip sevindiğim, babaannem. Küçükken diğer teyzemi daha çok sevdiğim için, Gülay teyze. İneklerini bırakıp toparlayamıyorum kaçıyorlar demek için geri dönüp çağırdığım, Rabiye teyzem. Başına bir sürü bela açtığım sürekli benim hayatımla uğraşan lise sınıf ve almanca öğretmenim Frau Gülçin Fidan. İlkokulda Barış'ın okuldan gitmesine sebep olduğu için bir dönem kızdığım ilkokul öğretmenim Donbaycı. Çok değişik bi tipi var diye içimden düşündüğüm ortaokul müdür yardımcısı Recep Özer. Beni lise2'de yanlış anladığı için Yunus hocam. Sürekli tartıştığımız lise sınıf arkadaşım Perihan.

Çok sevdiğim, çok yakın arkadaşım Aysun Barış. Lise yakın arkadaşım Deniz. Kozalağım, anne Zerrin ve sınıf arkadaşlarım. Kaçak programlar kullandığm için Microsoft, Adobe, eski Macromedia gibi şirketler. Homofobik ve transfobik insanlar. Ortadoğu İslam ülkeleri. İran ve şeriat yanlıları. Erkekler. Can'ın babası. Üniversite arkadaşlarım Selin ve Burcu.

Bulgaristan'da hiç konuşamadığım, dolayısıyla hoşçakal da diyemediğim Yunanistan ekibinden çocuk. Avusturya'da konuşamadığım yine Yunanistanlı çocuk.

Allah. Muhammed. İsa. Musa. Diğer peygamberler.

Heteroseksüellik. Televizyon ve televizyon dizileri. Kadın mankenler.
Yolda yürürken gıcık olduğum insanlar. Eserlerini beğenmediğim sanatçılar. Sözünü kestiğim insanlar. At diye dalga geçilmesine izin verdiğim sevdiğim arkadaşım Asya Eylem. Bana "top" dedikleri için sürekli sürekli dövmeye çalıştığım Melih ve Ufuk, ortaokuldan. İnsanların gazına gelip her gün kavga ettiğimiz ilkokuldan Coşkun. Üçüncü sınıftaki halk oyunları hocam yüzünü hatırlamadığım sevmediğim Hakan.

Agos Çocuğu.

Agos Çocuğu adına Emre Yağmur.
O'ndan Emre'ye.

Sarp. Kötü yaptığım ya da yapamadığım her şey için. Hakkını helal etmen için.

Can. Geçmişteki tüm kötü şeyler için.

Anne. Seni hep çok sevdim. Ama çok sinirliyim. Her şey için.
Baba. Seni de çok sevdim. Ama çok geyim, asiyim, özgürüm. Her şey için.
Kardeşim. Seni zaten çok sevdim. Ama çok abiyim, kızgınım. Küçükken ve büyükken yaptığım her şey için.

Oytun. Hala seni yaşattığım için.

Affet beni.
Affedin beni.

Hepinizden teker teker özür diliyorum.
Çok içten diliyorum.
Gerçekten diliyorum.

Çok ama çok özür diliyorum.

Lütfen, affedin beni.

Yaptığım her küçük ya da büyük şey için.

Bu bir af manifestosu.

Umutlarla.

Buraya yazmayı unuttuklarım için de affedin beni.

Till when..

Kötüyüm.
Hiç kimse için değil.
Hiçbir şey için değil.
Gerçekten.

Kendim için kötüyüm.
Yaşamamalıydım ben.

Ama devam...acılarla devam.

Till when...

Public Speaking Dersinde...

Ara vermiştik.
Hocayla sigara içiyorduk.

- Hocam sınavdan sonraki haftadaki derste ders işleyecek misiniz, yoksa sınavla ilgili mi konuşacaksınız?
- Sınavla ilgili konuşuruz.
- Ben gelmesem olur mu?
- Olur da niye?
- Ankara'ya gidicem de bi dava var...
- Tamam. Ne davası, niye?
- Lambdaistanbul diye bir derneğin, bilir misiniz?
- Yok bilmiyorum, ne derneği?
- Sonra anlatırım hocam.. [etrafta insanlar var..]
İki dk sonra, koridorda, yalnız.

- Lambdaistanbul eşcinsel, biseksüel ve transgender derneği hocam. Cinsiyet ayrımcılığı üzerine yani. İstanbul belediye başkanı dava açmıştı, son celsesi yapılacak iki hafta sonra salı günü de. ona gidicem.
[bu arada diyalog var ama hiç hatırlamıyorum..]
- Gey misin?
- Evet ["eh yani" tonlamasında..]
- E git o zaman yani.
- Evet :)

Bir sonraki ara.

Aynı hoca beni yanına çeker, lgbt hakkında konuşuruz..bana "decent" bir şekilde bu işi yapmamı söyler.ortalığa atmamamı söyler.derneklerle olmaz, toplumu eğitmek lazım.siz eğitemezsiniz..... [ve daha bir sürü şey.. olumlu ama bir değişik bakış açısı böyle, anlayamadım. -homofobik değil kesinlikle.]

vs.vs.vs.vs....hiç anlatmak istemiyor canım da...işte..anlatmam gerektiğini düşünüyorum..


.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Kütüphane :D

Saat 2341 :) Kütüphanedeyim de bir iki kişi anca kaldık :) ay sağ yanımda iki üç bilgisayar ileride biri oturuyo, birimiz boğazını temizleyince diğerimiz de temizliyo böyle geçinip gidiyoruz çok komik bir durumdayız, neyse ki kapatılmak üzere kütüp-hane :=)

iyi uykular herkese!
hadi herkese yatağa!

sizi gidi kreş kafalılar sizi!

Kendime Not. Kim'den.

"sayın kenan bey, bu mektubu size serin bir mart sabahı, atatürk'e dil uzatan bir youtoube videosunu seyredip sinirle kahvemi yudumlarken yazmaya karar verdim; satırlarımı pek de düşünerek sıralamayacağım; zaten düşünmek gibi ahlaksız bir eylemin girdabına kapılmış bir neslin yok edilememiş ender zatlarından biriyim; en azından özürlü bırakacağınızı umduğunuz bir devrin çocuğuyum; pek öyle lale devri de değil o; bal gibi kötek devri. zat-ı âliniz, darbeyi yaptığında henüz 17 yaşındaydım; cebir hesabım kuvvetlidir; şu an cebren ve hileyle 44 civarında seyrediyorum; mamafih sizin kadar dirayetli ve müstakil bir soğukkanlılık sergileyemediğimin de farkındayım. bizim aile de sayenizde çöktü; komünist babam arkadaşlarının gördüğü işkencelere, yaşadığı coğrafyanın güzel insanlarının genç / orta yaşlı demeden itinayla seçilerek imhasına tanık ola ola önce kendini, sonra yuvasını mahvetti; akademik eğitim görmüş bir ressam olmasına rağmen tünel'de yarısı yanmış, pislik içinde bir binanın karanlık odalarında canını teslim etti. ben sayenizde kabataş erkek lisesi'ndeki eğitimimi okulun koridorlarında dolaşan askerlerin eşliğinde, arada sırada canı sıkılanların bizleri copla sıra dayağına çektiği bir ilim yuvasında tamamladım; siz işkencelerdekilerle vakit geçirirken bendeniz girdiğim tıp fakültesindeki kadavraların başından mide bulanarak kaçtım; kendimi hep bir işkenceci gibi gördüm orada. sanki öldürdüğümüz yetmiyormuş gibi içini açarak hâlâ konuşturmaya çalıştığımız bir yurtseveri kesmek, daha da kesmek, mümkünse hücrelerine kadar inerek kesmek eğilimini bünyeme yediremedim. son kadavram bir çiftçiydi. onun, tahtaya çivilerle çakılmış o büyük ellerini, hayatı kavramaya, toprağı kucaklamaya hazır ellerini unutamadım; bir ölünün kutsal ellerini öpmek ne demektir, bilir misiniz?! ne faşizme yenilen babamın ellerini ne sizin ellerinizi öperim; o büyük köylünün elleri sizlerinkinden daha sıcak, daha şefkatli, daha öpülesiydi. ben o adamın elleri sayesinde hayattayım bugün.dedim ya, babam ressamdı, siz de resmi seversiniz; babam hayatı boyunca bir nü yapmadı, yapamadı kenan bey; masum bir içgüdüyle sanki çıplaklığı fakirliğe bağladı; fakir olan çıplaktı ve bunu resmetmek adeta alaydı onun gözünde; size nü konusunda ne ilham verdi kestiremiyorum ama, cinsel organlarına tazyikli su fışkırtılan kızların ya da hayalarına elektrik verilen devrimci delikanlıların çağrışım yapma olasılığı yüksek; kim bilir bizzat tetkik ettiğiniz bir seansta "bir gün bu vahşeti tuvallere estetik kaygı güderek nakşetmeliyim" diye düşünenler arasına da karışmış olabilirsiniz. malum, her yer, her şey karışıktı o vakitler; akıllar da dahil buna. insanın tamama gücü yetmiyor işte; asmayıp da beslediğiniz kişilerden biri olarak bunu ifade etmeyi ortamın müsaitliğine bağlıyorum. vaktiniz varsa ve gözlerinizin sağlığı yerindeyse dostoyevski'nin 'suç ve ceza'sını okumanızı önereceğim naçizane. o pek nutuk havasında değildir ancak, gizliden gizliye barındırdığı tiratlarla iç hesaplaşmanın hastalıklı yapısını teşhir eder; ah elbette fazla toplumsal sayılmaz belki, kim bilir fazlasıyla bireycidir de, ancak topluma bir noktadan başlamak da lazım. birey, bunun için iyi seçilmiş bir giriş kapısı. başka hayatlara saygı duymanın solculukla doğrudan ilgisi olmadığına kanaat getirebilirsiniz; başka hayatlara saygı duymak, bu aralar önemini fark ettiğinizi sandığım özgürlük denen, sizce kızıl bir hevesin tezahürüdür aslında. yani sizin de anlayacağınız şekilde söylersem bir tarafta kızıl kuvvetleri temsilen özgürlük vardır, bir tarafta karanlık kuvvetleri temsilen derin devlet politikası. bir nevi warcraft; varsa torun torba, bu bilgisayar oyununun brifingini verebilirler size. güzel oyundur: insan ırkıyla yaratıkların mücadelesi. ama baştan seçmeniz lazım hangi tarafta olduğunuzu. inanır mısın, bir kaptırıyorsunuz kendinizi; ne şiir kalıyor, ne özlem, ne mücadele, ne memleketi kurtarma arzusu, pata da küte de, kılıç al, kalkan al, geçiyor ömür. ikinci el savaş oyunları, her zaman ucuzdur, herkese tavsiye ederim. neyse, konu dağıldı, ee, kolay değil, şizofreniyi bir siper, bir sığınak kabul etmiş, hayatta kalmayı başarabilmiş bir neslin çocuğu olmak, bu acılarla barışık yaşabilmek; bazen benim de dengem kaybolabiliyor. mazur görmeli.benim babamın bavulu olmadı hiç; çünkü her an yolculuğa çıkabilecek kadar tedirgin değildi; tam tersi, yerleşik bir adamdı o. davasına, düşüncelerine, sevinçlerine, üzüntülerine körü körüne bağlıydı; evcildi kısaca. eline tutuşturulmuş bir pusulayla yaşamadı. insanların işaret ettiği yerlere gitmedi. doğduğu ülkede doğduğu kadar temiz öldü. herkes onun kadar şanslı değil. duydum ki, babamın doğduğu ve temiz öldüğü bu ülkeyi şimdi de eyaletlere ayırma, ortalara bir yerlere dallas yerleştirmeye niyetli taslaklar hazırlanıyormuş; bir oyun daha vardır; gizli hedef. oyunculara başta görevler dağıtılır ve herkes bir dünya haritası üzerinde ordularıyla bu gizli görevlerini sonuçlandırmaya çalışır. o da zevklidir. madem oyun oynayacaktık kenan bey, madem her şey bu kadar pamuk helvası kıvamındaydı, madem oyunlar masumdu, o çiftçinin ellerine neden çiviler çakıldı, o zamanki yaşıtlarımın boyunlarına ilmik neden geçirildi; neden babalar ölüme, gençler işkenceye gönderildi, neden bir dönemin taze beyinleri coplar eşliğinde eğitildi; zarlar mı hileliydi, krupiyer mi ahlaksızdı, nü'ye malzeme model mi yoktu?! sizi bu yaşta daha fazla yormamak lazım; kusura bakmayın, başta da dedim, şu videoya sinirliyim aslında. mektubuma son verirken, şu öpme / koklama bahsine gelmişken, eylemsiz kalmayı tercih ediyorum. kısmi "fikir arkadaşı"nız sayılabilecek yıldırım gürses'in dediği gibi 'biliyorum, bu son mektup ayıracak bizi' lakin, çıkarayak, bu coğrafyada düşünce özgürlüğünün sizin de canınızı yakmasına ben ve kahvehanedeki arkadaşlarım pek güldük. artık sayenizde okumuyor, düşünmüyor, statik bünyelerimizi okeyle, kingle, batakla tıka basa dolduruyor, boş vakitlerimizde nü resimlerin önünde 17 yaşlarımızın geç kalmış tatminlerini kolluyoruz. shakira nasıl, biz hastasıyız. hürmetler. "

1053-4

Bugün Karin hocayla konuştum biraz...

Gözlerim doldu konuşurken..sonra çıktım odasından tuvalete gittim.bi kabine girdim.klozet kapağını kapattım.oturdum.ağladım.

10:53 - 10:54 civarları başladım..

Hiç kimse için ağladım, hiçbir şey için ağladım, desem?

Eskiden babanızdıysam?

9 Kasım 2008 Pazar

AÇım.

Belki de yarın bir daha haber alamayacaksın benden.
Haber ver bana.

Belki de ertesi gün haber alamayacaksın.
Haber ver bana.

Sonraki gün ölmeyeceğimi kim biliyor.
Haber ver bana.

Peki ya daha da sonraki gün... O gün ben buralarda olmayabilirim.
Haber ver bana.

Özür dile herkesten, ve haber ver bana.

AÇ. Şizofrenim. AÇım. Üşüyorum. Hastayım. Yün kazaklarım yok.

Annem bana yüz kazak örecek.
Ama üşüyorum. AÇım..
Hastayım.
Şizofrenim aslında, manyetik bir sır gibi saklıyorum içimde deliliğimi...

Sizin gibi davranıyorum.

Tiyatro nedir? Gibi davranmak mı yapıyorum?
Ne kadar güzel..

AÇım. Ve doyurmanız için size yalvarmayacağım.
Kendi AÇlığımla, kendi üşümle ölürüm.

Ölürüm de, size haberler getireyim uzaklardan...

Ama AÇım..

Trajedim..

"ay bugün çok intihar edilesi bi gün ya..."

bu cümledeki trajedimi anlayanlar...benimle iletişime geçin.bizzat teşekkür edicem...
wiseremuska@yahoo.com

Ben, * değilim.

Ben, bir gay aktivist değilim, tamam mı?

Sadece insanım. Gerçek bir insan. Yoğun bir insan.
Tamam mı?

Bugün : ["ama eminim tanrı var bugün..."]

Bugün, birazdan, Taksim'de Murathan Mungan'ın eşcinsel olmak dizisindeki söyleşisine gideceğim. Aysun da gelecek -şu an tiyatroyla gösteriye gitti, gösteri bitince Taksim'e gelecek doğrudan-. Selin de gelecekti ama haber alamıyorum...

Dip(ıst)not:  dün ve bugün baya ağrılıyım...bu olanlar yanlış şeyler...bu dünya ciddi anlamda yanlış.

Ah bir de, hastayım...öksürük, burun, herbir şey aldı başını gidiyor. Umrumda değil... Yataklara düşeyim, göklere uçayım, umrumda değil. Oh tanrım, şu an feci bir sigara çekmek istiyorum ciğerlerime...bana müsade! müsade! müsade!

"A-mabu-dün-yani-ye-buka-dar-kötü"..............

AÇsana....dilimi çözsene...yesene beynimi...bilincimi solu, aklımı iç, ruhumu ye...işte reçeten dünya..

siktir git başıNdan.

8 Kasım 2008 Cumartesi

..

.......
Pazartesi akşamı oldu..
Salı oldu..
Ben erkenden kalktım, giyindim..
Süslendim...
Saat geçmiyordu...
Planlar yapmıştım, şuraya gideriz 1 saat geçiririz, şurada 2 saat...gibi..
Bekledim...
Telefonu kapalıydı hala..
Hala kapalı..
Sürekli bahane buluyorum ama ben de..
Şimdi otobüsle geliyorsa otobüste kapattırıyorlardır.
12 oldu saat.. eğer 10da bindiyse anca varıyordur daha, o yüzden kapalıdır teli..
2 oldu saat, 12de binsiyde anca varıyordur, kapalıdır teli hala..

Öyle bekledim ben..

Sonra gittim piyano çaldım.

Ağladım mı hatırlamıyorum.

Din insana yakışmıyor sanırım.

Evet evet, din insana yakışmıyor.
Başımıza ne geldiyse ondan geldi.
Baksanıza şuraya? Buraya ve oraya baksanız ya!

Din, iki yüzlü yapıyor.
En yakından bir örnek: dinde zina serbest mi? peki niye "milli olmak" olgusu var? peki niye bunu toplum dışlamıyor? size göre dinde eşcinsellik serbest mi -Endonezya'daki İslam konferansında eşcinselliğin caiz olduğu fetva verilmiştir, bilmeyenlere...-? peki niye bunu toplum dışlıyor?

Din insana yakışıyormuş mu?

Agos Çocuğu! Ama sakın...

Sen, Agos çocuğu...

Agos çocuğu, sakın benim dostum olma...

Bir insanın sevişememesine tahammül edemem.
Bir insanın, bir insanın...

Biliyorsun.

Ben, bir insanın sevişememesine tahammül edemem. Bir dostumun.

Agos çocuğu, sakın...ama sakın benim dostum olma...
Ölürüm.

Agos çocuğu... "herşeygüzelolacak"...

Lütfen çocuk! Büyü ve sev...lütfen...

- ee ne yapmayı düşünüyorsun gelecekte?
- evlencem :D
- kız?
- bilmem. büyük ihtimalle :D
seninki belli.ne güzel. :)
- dondum.

bu mudur, ey hurma süvarileri!
bu mudur!

tüm iyilikler seninle olsun çocuk...umarım sevdiğin çocukla ev-lenirsin...umarım..

6 Kasım 2008 Perşembe

Sen + Ben = Biz?

Bir soru.

Sen'le ben'i birleştirdiğimizde, gerçekten "biz" olabilir miyiz biz?

Sen'le ben'i birleştirdiğimizde, ben'im "sen" olma ihtimalim var mı? "sen" olma tehlikem var mı?
Ben'le sen'i birleştirdiğimizde, sen'in "ben" olma ihtimalin var mı? "ben" olma şansın var mı?

İşte, bitiş.

Birleştiğimizde, "biz" olabilmek umuduyla..."sen"e ya da "ben"e dönüşmeme umuduyla... [siz yine de, en azından "ben"e dönüşün!]

. << bu noktanın anlamını bilenler parmak kaldırsın! it oğlu it!

.Anektodlar.

- Ay nedir bu Karin Karin Karin, diyeceksiniz. İki üç kere adı geçti be daha!

Yemekhanede kısa bir sohbetimiz oldu da... 7tepe'de düşündüğüm toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları topluluğu hakkında konuştuk, biraz da hayattan diğer şeylere minik minik göndermeler yaparak... Çok hoş bir deftere notlar alıyordu, tek başına oturmuş, "zero" kolası vardı. :)

- Yurttan eve geçmem gerek... Gerçekten gerek...

- Ses kayıt cihazı almaya karar verdim! Daha doğrusu kararımı yineledim :) zaten istiyordum hep.

- Selin elime bir şeyler çizmişti. "Can" yazan bir şey. Karin hoca gördü, başka bir şeye benzetti; "yok hocam, can yazıyor sevgilimin adı" dedim... Ah cânım bênim. :)

- Bu akşam Aysun'a gidiyorum. Pazar'a kadar orada kalacağım, pazar günü de Murathan Mungan'ın söyleşisine gideceğiz ikimiz ve Kaos GL'den birkaç kişi.

- Bu arada, Aysun bir tiyatro grubunda çalışıyor artık! Bugün ilk gösterisini yaptı grupla! Hafta sonu da turneye çıkıyorlar! Harika harika harika! Bu hafta sonu ben de gazete ilanlarından iş arayacağım kendime; mankenlik, modellik, fotomodellik gibi...ya da uygun başka şeyler...

- Eskişehir'den beri dişim ağrıyordu, dünden beri de iltihap toplama başladı. Bu sabah şişmeye başlamıştı artık, hemen antibiyotik aldım ve sanırım yüzümün yamulmasını kurtarmak üzereyim!

- Ahh! Dün gece ne oldu! Genç Bakış programı dün gece bizim üniversitede düzenleniyordu ve konuk da Can Dündar'dı! Ay seviyorum bu adamı!!! Gece 0430 falandı uyuduğumda! Sabah da öğlene kadar izinliydik zaten :) :) :)

Sandığım üzere bu kadardır yazacaklarım...

Farkettim de?

Farkettim de, sadece kızlara come-out oluyorum ben. Neden? Erkekler bunu kaldıramaz mı? Kızlar daha mı yakın geliyor eşcinsellere? Eşcinseller kız gibi mi? Neden kızlara açılabiliyorum sadece sözle? Erkeklere niye sözle açılamıyorum da, uzaktan bilmelerine izin veriyorum?

Benim niye heteroseksüel erkek arkadaşım yok?
Hepsine verir miyim ben?
Ya da hepsinden alır mıyım ben?

Niye, eşcinsel erkeklerin heteroseksüel erkeklerle ilişkileri yakın değil?
Bir sorun mu var bizde?
Toplumsal yetiştirilişten mi kaynaklanıyor bu?
Yoksa, kendimizden mi korkuyoruz?
Bize tecavüz edilmesinden korkuyor değilizdir herhalde? Öyle mi yoksa?

Bizim sorunumuz ne?

Şiddet!

Biraz önce yanından geçtiğim bir grup erkek öğrenci:

-....
-dövelim abi?
-yok ya..


Yazık ama, değil mi?

5 Kasım 2008 Çarşamba

Çeviri: Eğitimciler İçin Bilgiler (LGB Hakkında)

http://www.glcsnsw.org.au/documents/information.html



Yukarıdaki adreste eğitimciler için yapılmış bir kitapçık gözüme çarptı... Çevireyim dedim, meraklı eğitimcilerimiz için el/ağ altında bulunsun diye..


Çeviriyi görüntülemek için tıklayın.

Kaos GL'ye Haberler.


Ortaokulda yaptığım programlar...

Ay içim bi' hoş oldu valla...
İsmimi arattırdım nette, ortaokulda yaptığım programları buldum... içim acıdı tabi...bilmem...
Yorumları falan okudum...indirdim, baktım programlara...

http://www.yeniprogram.gen.tr/download/7650/Ofis-Takip.html

Biri de yorum yapmış burada :: DENEMELİSİNİZ. Her amaçlı kullanabileceğiniz mükemmel program.

http://www.yeniprogram.gen.tr/download/7637/Gunluk.html

http://download.kostiga.com/Is-Sektorel/KisiselBilgiYoneticileri/OfisTakip/indir-269.html

http://www.downloadarsivi.com/detay/2631/Ev---Egitim/Hobiler/HARRY-POTTER-Guncel-Haber-Programi.html


vs.vs.vs.vs.vs.

Bale okulu!

Merhabalar!
Eskişehir'deyken bir SMS geldi :

"Devamsızlıktan ve düzensiz katılımdan vs.vs.vs.vs.vs. başvurunuz müdüriyetçe reddedilmiştir. Dilek Bale"

Ay dedim üniversiteden atıldım herhalde devamsızlıktan! Neyse ki altında "Dilek Bale" yazıyordu!!!

Aman. Hıh.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Yeditepe Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Topluluğu

Daha önce Feysbuk'ta kurduğum "7 LGBTT" grubunu "Yeditepe Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Topluluğu" olarak değiştirdim. Böylesinin daha az şiddetli, ikna edici, genel olduğuna karar verdim. Ayrıca çalışma alanı ve hitap ettiği yelpaze de genişlemiş oluyor.

http://yeditepe-tckc.blogspot.com/

http://www.facebook.com/group.php?gid=32950748396

yeditepe.tckc@gmail.com

Desteklerinizi bekliyoruz.

[N'apıcam ben bu derslerle yaa!! Of! Biriktiler, vizeler geliyor ve hiçbir şey canım istemiyor! Bu konuya da destek istiyorum! :'( ]

Kaos GL Muhabir Ağı Eğitimi - Eskişehir

Eskişehir'de 3.sü yapılan Kaos GL Muhabir Ağı Eğitimi tamamlandı.

Gazetecilik ve fotoğraf üzerine aldığımız 3 atölyenin sonunda, 25-30 kişilik ekip Kaos GL dergi ve web sitesi muhabirliği için yollara döküldü :)

Gayet verimli geçti...
Dün gece 1'de yurda girmiştim. Ders falan da istemiyor canım artık, of!

Görüşürüz!
Related Posts with Thumbnails