çerkezköy'den geldim esenler'e, oradan bahçelievler'e.
eve girer girmez bir kedi furyası! neymiş efendim, hemen kedi almaya gidiyormuşuz! eh, gittik bakırköy'e.
*bu arada. gerçekten "kırmızı taban sendromu" diye bir şey var. bende var. çok var. çok var. hayatımı şekillendirecek kadar çok var.
bakırköy'de petshopcular varmış. oraları bulduk. savannah cinsi arıyorduk, nerdeeeee. iran kedisi aldık. petshopcu geydi. bize sulandı. numarasını verdi. evini bile tarif etti. eh, malzemede yemde indirim yapar en azından, dimi ama. dimi ama. dimi ama.
eve geldik. tak. kediden vazgeçti beyfendi! hemen nette ilan verdik. biraz önce aldığımız kediyi biraz sonra satıyorduk yani! oyuncak mıydı neydi! bir eylemde bulunurken ona kesinlikle engel olmalıyım artık!
sonra ver elini taksim. taksim'i pek severiz biz. istiklal'i pek severiz biz. dağdan indim şehre kadar severiz biz oraları. [artık... bilmiyorum dostum, bilmiyorum. sevgimi yitirdim her şeye. yaşasın mekanik hareketler...] gittik oralara çünkü ghetto'da cem adrian konserine davetliydik. gittik, dinledik yeni albümünü. konser başlamadan önce iki dakika ghetto'nun önünde bir arkadaşımla buluştum, görüştüm. [bakınız, http://kacakgay.blogspot.com/2008/12/halep-pasajndan-el-temizliine.html ] cem beklediğimden iyiydi. pek bilmem kendisini, ama... etkileyici. şaşırtıcı. müthiş. aferin cemcim, aferin... konserde hayko ve pamela da göründü. düetler de inanılmazdı. yeni albümünü cem adrian'ın herkese öneririm. mutlaka dinleyin.
eh, boş durur muyuz biz oralarda? bir kadın vardı.
dupduru bir kadın. tam bizim fransız kadın imajımıza uyuyordu. evet evet, neredeyse o'ydu! o kadındı! o soyut fransız kadınıydı o!
tanışmak istedik tanışamadık. bu arada cem adrian "yağmur" şarkısını söyledi. o şarkıyı söyledi. söylemeyecek sanıyordum, yeni albümünden değil çünkü. hazırlamamıştım kendimi. çok iyiydi. ölmek üzereydim. bitiyordum. kolumu çektim arkadaştan, soyutlamak istiyordum varlıktan kendimi. soyutluyorum, dedim ve çektim kolumu. o da dokunmadı bana. kimseye de dokunmadım ben. öylece durdum, bütün kaslarımı salladım, sonra şarkı bitti. huzura kavuştum...
hah, kalktım gittim fransız kadına.adını tüm fransız kadın imajımıza benzeyen kadınlara koyduğumuz gibi fransız kadın koymuştuk. bazı şeyleri hemen anında yapacaksın. düşünmeden etmeden. hemen kalktım gittim kadının yanına. türk değilmiş. dedim, sizi seviyorum. sonra dedim, sizi tanımak istiyorum. dedi, neden. dedim; bilmiyorum, ne düşündüğünü, ne hissettiğinizi öğrenmek istiyorum, merak ediyorum sizi. sonra sohbet başladı... almanmış meğerse. öyle uzadı işte. gecenin sonunda taksimdeki akm'yi tarif ettik, minibüsleri. kadıköy'e gidecekti garibim. gel bizde kal derdik ama, bizim de işimiz vardı. cehennemimizi garantiye alacaktık. eh, hafif pişmanım şimdi. alman kadın da iyi olurdu.
bizi davet eden arkadaşımın evine gittik. evi hoştu. ama önemli olan, kitapların, filmlerin ve müziklerin benimkilerle aynı olmasıydı. şoktu. arkadaşınkiler de vardı, benimkiler de. hepsini toplamıştı biz gelmeden önce sanki. küçük iskenderler, pedro almodovarlar...ne bileyim. daha çok.
dün gece bir yahudiyle yattım. seviştim. istediğini vermedim. sevişemedim. mısır patlaklı çikolota yedik sonra. dün gece hiç şüphesiz bir milletle sevişiyordum! hiç kuşkusuz başka bir milleti de aldatıyordum! dün gece ben var ya, pek genişledim! koca bir milletle seviştim diyorum size! ama istediğini vermedim. sevişemedim. mısır patlaklı çikolata yedik ve sigara içtik. kudüsten gelen kutsal kaseye söndürdüm sigaramı.
söylemeyi unuttum, ya da önceki girdilerde yazdım, hatırlamıyorum.
taksimdeki kilisede çocuk korosu varmış. en yakın zamanda (ki bu pazar.) gideceğim.
bir boys choir'ı canlı canlı göreceğim.
sonrasında da hıristiyan olacağım. neden diye soracaklar bana. bilmem, sanırım sanatçıyım diyeceğim. sanırm öyleyim ben, diyeceğim. yazık bana, diye fısıldamadan geçenin!
koronuz fazlasıyla güzel diyeceğim...
sabah oldu. eminönüne giden otobüse indim. yarı yolda indim. merdivenlerden, daracık yollardan, yokuşlardan çıktım, döndüm, durdum, para çektim, döndüm, baktım. oturasım vardı. ama aç'tım. yine açıyordum salakça. galata kulesine çıktım. ağrıdı da ağrıdı. unut salak! gitti bile! çoktan! gitti! senin iyiliğin için belki! belki bencillikten! önemi yok ki bunun. o mu daha tehlikeli ben mi, bilemiyor kimse. olan buydu. giden gitti. sanırım...illa bir açık kapı bırakacaksın de mi! hani, minibüsteki çocuğa n'oldu... niye ona da aşıksın sen... niye... kötüsün sen, kötü. geberesece. gitti! tamam mı! bu ka.
[arkadaşım cem adrian'dan yağmur'u dinledikçe aklıma sen geliyorsun dedi. benim de aklıma geliyor. başka başka yumaklar.]
galata kulesinden istiklal'e geçtim. çok güzel oluyor be sabahları... taptaze böyle... o, o silkinmişliği anlayabiliyorsun geceden. geceyi sıyırıp atmasını üstünden; ah, gözle görülebilir işte o!
ve taksim tabi. sabahları alışığım taksim'e. sabahları daha bir ayrı seviyorum oraları. bunun hakkında çok yazılacak şey var... tamam uzatma be!
taksim civarındaki kumrular deli! kırmızı kumrular var burada! cehennem kumruları!
istiklal'de bir kadın gördüm.
uzun zaman önce rüyamda bir kadın gördüm.
kırmızıydı kadın. kırmızı giyinmişti. değişikti kadın. hayatımla hiç alakası olmayan bir kadındı. ne bir filmden, ne bir videodan, ne bir sokaktan... sabah kalktığımda o kadının beni hiç bırakmayacağını düşünüyordum, kreşçe.
istiklal'de bir kadın görmüştüm ya, bu kadın o kadındı.
gördüğüm kadın, rüyamda gördüğüm kadın olmalıydı!
tek farkı giysisiydi! maviydi bu sefer! eh, maviyle kırmızı hep aynı yerde durmaz mı gardıropta!
karışmış olmalıydı. belki de o sabah bana denk gelmeyi planlamıyordu hiç. ben bozdum planlarını. o yüzden mavi giymişti.
kızmayın ama o kadına...o benim kadınım. o benim... kırmızılım... kırmızı kadınım o benim. bir kere mavi görmüşüm, ilk görüşümde mavi görmüşüm; ne olacak...
taksimde her zamanki poğaçacımdan aldım yine 4 tane poğaçamı. saçım. saçlarım!
kırmızı taban sendromu'm bangır bangır üstüme geliyordu!
minibüsteki çocuk, sağımdan şimdi geçen oğlan, solumdaki çocuk, önde yürüyen oğlan, arkamda bıraktığım liseli çocuk, gözlerinin içine içine baktığım geçerken çocuk!
gibi!
şimdi burada sallayıp yazdığım çocuklar!
gibi!
[ben,yahudiye: bence onları artık bilgisayara geçirmelisin. 21inci yüzyıldayız. 10 emir ineli yüzyıllar oldu.]
işte tam onlar gibi!
sendromum kocaman oldu. gittikçe büyüdü. saçımı kestirmeye karar verdim. burada yazdım mı hiç bilmiyorum ama, turuncuya boyamıştım saçımı ve orta uzunluktaydı.
ama işte tam da onlar gibiydi sendromum!
liseli çocuklar gibi!
saçımı kestirmeye karar verdim. 4numaraya tutturacağım. sana gelsin, a çocuk!
ya, kırmızı taban sendromum..
bir ara bu sendromumu da açıklarım tabi...
== welcome to this place! i'll show you everything...
daha çok şey var yazacak.
tükendiğimi sanıyorum.
tükendiğimi sanmam beni sevindiriyor.
bir gün öleceğim.
ah, ölüm korkunç olmasa.
ama, hep beraber öleceğiz, değil mi?
tüm ruhlar göçecek
aynı anda def olmayı dilerim şu an.
belki başka bir anda böyle istemem tabi.
artık kelimelerimin sorumluluğunu almıyorum. almamak lazım. yanlış çünkü. çünkü, kelimeler çok tehlikeli.
== the tears of joy stream down my face...
yok yok, ben aşk adamıyım. sm'in dediği gibi, duygu a*ına koyayım. duygu.
zira, aseksüelleşiyorum.
öyle olması gerektiğini sandığım için gayromeo'ya üyeyim!
ama böyle olması gerekmiyor.
yok yok, ben aşk adamıyım, bildiğin.
mp3 player'ım sesleri yamultuyor pili bitermiş gibi. salak işte.22 liraya aldım. oysa 2 en sevdiğim rakamdır... hem de 2 tane 2 yan yana...
==
niye bana yanlış elleri tutturuyorsun salak.
niye ben.
niye bana yanlış adamları öptürtüyorsun salak.
=
beni kandırdığını hayal eder buldum kendimi şimdi elimde kalem, notamın arkadasında.
fışkırıverecekti otobüsün ortasında sular.
uykuyla uyanıklık arasında o müthiş rüya karmaşası!
işte bunu seviyorum!
bilinçaltı kasırgası!
go, boy!
salak!
19 Aralık 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

1 yorum:
Sadece cümlesi bile bazen agır gelir içimdekini sana aktarmama.Uzak kalmak içimdeki bana belkide yakın olmak içinden çıkamadığım bir türlü de anlamlandıramadığım bir ruhsal durum. içinden çıkılmaz halen gelen sevginin bazen en kutsal ve en özel olan bazense dayanılmaz acı veren bir hal alması ki tamammen bu hal durumunu kendi içimde yaratmamda ayrı bir durum. hangi sözcüğü kullansam bu yakışmadı demem bu cümleyi bile kuruken bunlar aslında içimdekiler değil ve hiç yakışmadı dediğim gibi. yanlız kalmak isteyip yanlız kalıncada konuşacak kimse yok çevremde ki çelişkiyi sürekli yaşamak bu yanlızlık acaba sadece içimdeki yanlızlık mı yoksa gerçekten konuştuklarını anlamıyacak bir yanlızlık mı? sürekli tanrıya yalvarıp bu kadar acı neden sorusuna sonra kendi içimde ama acı insanı olgunlaştırı cevabını vermek hayatımın ne kadarda basit oldugunu anlatmakta aslında.uzun uzadıya sana birşeyler anlatmak ama yazmaya gelince hiç bir kelimenin sözcüğün yüreğiimi terk etmemesini anlamamak aynı saniyede olur. kendimi arıyorken sokaklarda bir anda senin yanında bulmak ya kendimi sende bulmaktır yada halen kendimi bulamamakmıdır.
Yorum Gönder