bekle.
bu bir emir değildir.

Durum

bir toplama kampında
kulağını çınlatan
bir tek ben olacağım.

şu iki satırda bana saygı duyacaksın. çünkü okuyup da liğme liğme olmadan duramıyorum:

"Durursan öldürürsün beni.
Durursam öldür beni."

27 Eylül 2009 Pazar

"Yazar" hakkında

Geçen dönem çevirdiğim bir makale, kaynağını bulamadım.

---------------------------------------------------------------------------------------------

yazar (author) Bir yazım parçasını yaratan kişiyi açıklamak için geleneksel olarak kullanılan bir terim. Son yıllardaki diğer bir çok yazınsal terim gibi, “yazar(=author) fikri” de gittikçe titizleşen incelemelerin hedefi oldu. Yani “yazar” bir bakıma kuramlaştırıldı.


Kuramcılar terimi “otorite (=authority)” ve “uzman (=authority)” kelimeleriyle çok yakından ilişkilendiriyorlar. Orta çağlarda, “auctore1”lar Aristoteles gibi alanlarında temel “otorite” olan kişilerdi. Rönesans’ta dünya daha karmaşık bir yapıya bürünürken, “otorite”ye olan saygı, bireysel teşebbüsler lehinde zayıfladı. REFORM’un ana olaylarından olan, Protestanlıkta İncil’in bireysel yorumlanmasının öneminin gelişmesi, Rönesans’taki otoriteye bakışın değişimine bir örnek olarak verilebilir. Bir diğer benzer gelişme ise, KAPİTALİZM’de kolektif ekonominin karşısında şahsi girişimlerin vurgulanmasıdır. İşte bu koşullarda “yazar”, otoriteden daha çok bireysel yaratıcılık ve özgürlüğün bir örneği olarak yaratıcı bir kişilik ile ilişkilendi.


Bir bakımdan ise otorite kavramı terime bağlı kaldı. “Yazar”ı bir işin yaratıcısı olarak tanımlamak, o işin, anlamını, okuyucularının niyetini yakalaması gereken bir anlama ulaşmayı amaçlayan yaratıcısından aldığını ima ediyor. Yirminci yüzyıl ortalarında YENİ ELEŞTİRİ AKIMI2 bu düşünceyi NİYET YANILGISI/AMAÇÇI YANILTI3’nın bir örneği olarak sınıflandırarak bir hamle başlattılar.


Fakat daha da kökten bir meydan okuma Post-yapısalcılık4 taraftarlarından geldi. Özerk ve özgün bir yaratıcı olan yazar kavramının “bir metnin üretimine katılan fakat o metnin birden fazla anlamına katkı sağlayan birçokları içinde tek kişi olan ve kültürel olarak uygun duruma getirilmiş veya şarta bağlanmış ‘nesne’ olarak yazar” gibi daha zayıf bir fikre öncelik tanıması gerektiğini savundular. Rolan Barthes bu durumu ünlü “Yazarın Ölümü” makalesinde çarpıcı bir şekilde şekillendirdi. Bir metnin yaratım noktası olarak yazara gönderme yapmak, edebi metinlerin yorumunda “doğru” diye bir şeyin olmadığını söyleyen BELİRSİZLİK gerçeğine karşı çıkarak, belirli, sınırlı ve katı bir anlam yanılmasına sebep olur.


On dokuzuncu yüzyılda Nietzsche’nin “tanrının ölümü5”nü ilan ederken düzenin ve anlamın kaçtığı bir dünya tasvir ettiği gibi, Barthes de metnin yaratıcısını yok etmeyi istedi: “Yazar’ın yok olması… yalnızca tarihi bir gerçek değil; bu, çağdaş metni tamamen dönüştürüyor.” Yazarın eksikliği, metnin hedefi olan okuyucunun öneminin artmasını sağlar: “Okuyucu, bir yazımı oluşturan bütün alıntıların, hiçbiri kaybedilmeksizin üzerine kazındığı boşluktur ve bir metnin ahengi kaynakta değil, hedefte aranmalıdır.”



Barthes’in fikri üzerinde daha sonra, yazarı okuyucu ve metin arasındaki ilişkide görevli olarak tanımlayan Michel Foucault tarafından değişiklikler yapıldı. Foucault, Barthes ile kaynağın bir birey ve kapitalist gelenekte yazın parçasının “sahibi” olarak düşünülen “yazar”a bir son verme çağrısında anlaşıyor görünüyor. Kültürel kurumların ve HİTAP uygulamasının yaratıcısı “nesne olarak yazar”, yerinde duruyor.


Barthes ve Foucault’un devrim yaratan sözbiliminin arkasında, eleştirel kapatmalara direnç olarak metinlerin yorumlanmasında sınırsız bir açıklığa çağrı yatıyor. Bu ikilinin yazarın geleneksel görüşüne saldırıları, bireysel kimliğe eleştirisi ve anlamın değişkenliği iddiasıyla POSTYAPISALCILIK’ın genel programına belirli bir örnek teşkil ediyor.


NOTLAR

1 İNGİLİZCE AÇIKLAMA: -oris m. [one who gives increase]. Hence (1) [an originator , causer, doer; founder of a family; architect of a building; author of a book; originator of or leader in an enterprise; source of or warrant for a piece of information]. (2) [a backer, supporter, approver, surety].


2 1920’li ve 1930’lu yıllarda başlayan bir eleştiri akımıdır. Geleneksel eleştiri anlayışının yaygın olarak ilgilendiği yazarın biyografisi veya psikolojisi, eserin edebiyat teorisiyle ilişkisi gibi metin dışı unsurlara bir tepki olarak doğmuştur. Yeni Eleştiriciler edebî sanat eserinin özerk (otonom) olarak ele alınması gerektiği görüşünü ileri sürdüler. Yeni Eleştiricilere göre, dıştan gelen bir takım referanslarla edebî sanat eserini değerlendirmek doğru değildir. Şiir gerçek dünyaya dair doğruluğunu ispat edebileceğimiz çok az unsur içerir. Şiir oldukça karmaşık bir organizasyondur.


3 INTENTIONAL FALLACY: Türkçe’ye “niyet yanilgisi” ya da “amaçci yanilti” olarak cevrilmiş olan bu terimi ortaya atan William K. Wimsatt JR ve Monroe C. Beardsley’dir. Yeni Eleştiriyi benimsemis olan bu iki eleştirmen, ilk defa 1943 yılında bu terimi, bir metnin anlaminin tamamen yazar onu ne anlamda söylediyse öyle kabul edilmesinin yanlışlığını anlatmak icin kullanmişlardir. Onlara göre anlam ancak metnin derinlemesine incelenmesi sonucu cikarilabilir. Çünkü yazarin ne anlatmak istediğini kesin olarak bilmemize imkan yoktur, hele ki ölmüşse. Hatta eğer yazarin amacini günlükleri, eleştirel yazilarindan ya da yeni eserlerinden öğrensek bile bir metin sadece ve sadece yazili olani anlatir. Bu konuda savunulan görüşü Berna Moran şöyle açiklar: “Yazarin amacini bilmenin ne eleştiri için gereği vardir ne de yarari. Bir kere, yazarin kafasindaki amacin (anlamin) ne olduğunu bilemeyiz. Ayrica eserin anlaminin yazarin düşündüğü anlam olduğunu sanmak yazarin ‘yapmak istediği’ ile ‘yaptiği’ni birbirine kariştirmaktir, çünkü yazarin amaçladiği ile gerçekleştirdiği ayni olmayabilir”.


4 Ferdinand de Saussure 'ün temellerini attığı yapısalcı dilbilime karşı tepki olarak doğmuş, özellikle YX. yüzyılın ikinci yansında Kıta Felsefesi bağlamında çok büyük ölçüde çağdaş Fransız felsefecilerinin özgün düşünceleriyle büyük bir ivme kazanmış felsefe konumu, anlayışı ya da tutumu. 1970'li yıllarla birlikte önceki dönem yapısalcılığın her bakımdan sorunsallaştırılmasına dayalı olarak toplum bilimlerinin hemen her alanında büyük bir uygulama alanı ile geniş bir yandaş kitlesi bulmuş toplumbilimsel düşünce okulu, akımı ya da öğretisi.


5 Nietzsche’nin felsefesinde “Tanrı öldü.” diyerek bahsettiği satırlara gönderme yapılmıştır.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails