Baudelaire
L'Albatros
Souvent, pour s'amuser, les hommes d'équipage
Prennent des albatros, vastes oiseaux des mers,
Qui suivent, indolents compagnons de voyage,
Le navire glissant sur les gouffres amers.
À peine les ont-ils déposés sur les planches,
Que ces rois de l'azur, maladroits et honteux,
Laissent piteusement leurs grandes ailes blanches
Comme des avirons traîner à côté d'eux.
Ce voyageur ailé, comme il est gauche et veule!
Lui, naguère si beau, qu'il est comique et laid!
L'un agace son bec avec un brûle-gueule,
L'autre mime, en boitant, l'infirme qui volait!
Qui hante la tempête et se rit de l'archer;
Exilé sur le sol au milieu des huées,
Ses ailes de géant l'empêchent de marcher.
________________________________________
The Albatross
Often, to amuse themselves, the men of a crew
Catch albatrosses, those vast sea birds
That indolently follow a ship
As it glides over the deep, briny sea.
Scarcely have they placed them on the deck
Than these kings of the sky, clumsy, ashamed,
Pathetically let their great white wings
Drag beside them like oars.
That winged voyager, how weak and gauche he is,
So beautiful before, now comic and ugly!
One man worries his beak with a stubby clay pipe;
Another limps, mimics the cripple who once flew!
The poet resembles this prince of cloud and sky
Who frequents the tempest and laughs at the bowman;
When exiled on the earth, the butt of hoots and jeers,
His giant wings prevent him from walking.
________________________________________________________________
Albatros
Tayfalar sık sık yakalar, iş olsun diye,
Koca deniz kuşlarını, albatrosları,
Keskin çukurlar üstünden kayan gemiye
Eşlik eden o kaygı bilmez dostları.
Ama bırakıldılar mı güvertelere,
O gök kralları ne sünepe, ne sarsak
Seriverir koca kanatlarını yere,
Yanlarında sürünen kürekler gibi, ak.
O kanatlı yolcu ne miskin, ne sümsüktür!
Ne çirkin, ne gülünçtür o güzel kuş şimdi!
Topallar kimi, uçan sakata öykünür,
Bir pipoyla gagasını dürtükler kimi!
O bulutlar prensine benzer Ozan da,
Fırtınayla senlibenli, yaylara gülen;
Yere sürülmüştür yuhalar arasında,
Yürüyemez devce kanatları yüzünden.
______________________________________
"Tanrı, hükmetmek için var olmaya ihtiyaç duymayan tek şeydir," diyen bir şairden bahsediyoruz. Kafamızı eğip, kollarımızı hava kaldırarak saldıralım ona!
Evet. Baudelaire'in "Albatros" şiirini üç dilde görebiliyoruz yukarıda. İçimize bangır bangır akması gereken o anlık "insanlık hali"ni de görebilmeniz dileğiyle.
Çevirilerin niteliğine bir bakacak olursak... Çevirmenler, birer "çevirgen" olmayıp, şiiri anladıkları gibi çevirmemişler. Bu iyi bir şey, nitekim kendine edebiyatçı ve/veya çevirmen diyen kimi kahverengi insanlar, çok güzel bozabilirdi savunmasız şiiri. Olduğu gibi, olabilecek en iyi şekillerden birinde çevirmiş İngilizce'ye de Türkçe'ye çevirenler. Mesela burada bu şiirin bence çok kötü bir Türkçe çevirisini bulabilirsiniz. Reha bey, anlamak istediği gibi, kendi tatmin etmek için çevirmiş gibi duruyor. Size kendi şiirinizi yaratmayın diyen yok Sayın Reha! Bir zahmet başkalarının şiirlerini lekelemeyin bencil yorumlarınızla! Ağır konuşmayı sever yazıntıkâr, pasif saldırgan. Bu iki Türkçe çeviriyi de ileride karşılaştırırız belki.
Büyük adamlar belalıdır. Büyük adamlar ümitsizliğin dibine inip inip çıkmakta, maskelerinin yüzlerine çıkıp çıkıp inmekteler. Sanmayın, iki yüzlülük; sanmayın, melankoliyi kullanarak gösteriş budalalılığı. Büyük adamların durumu bu! Leşleriyse zihinlerindeki dokuma tezgahlarının bir o yanında bir bu yanında barınan zihin solucanları. İşte ya, zihinde bir o yana çıkar, bir bu yana inerler. Böyle tanırlar, böyle tanışır, tanıştırırlar şeyleri şeylerle. Belalıdırlar bu yüzden. Binbir insan harcanabilir onlarca, öldüklerinde vicdanları için bu yüzden "nasır tutmuştu," denebilir insanlarca. Yalan demeyin, yalan söz etmeyin.
Charles, şiirin son mısrasını öyle güzel besliyor, öyle güzel pohpohluyor ki önceki mısralarda, son mısrayı okuduğunuzda bir anlığına "insanlık hali" çöküveriyor içinize. Diyorsunuz, koskoca bu adamlar dahi ne hallere düşüyor... Diyorsunuz fakat, son mısrayı okumuş olmuşluğunuz dahi onları daha da yüceltiyor! Bir kabullenişe seriliyorsunuz, onların kocaman kanatlarının zaten var olduğuna. Sorgusuz; sorguluyorsan kıskanıyorsun! Acıma hissediyorsunuz hafif, o da istemezdi ki koca adam olmayı, diye...
Velhasıl kelam, adam kocamak için doğmuştur, siz ne yaparsanız yapın, hayatını ne kadar kolaylaştırırsanız kolaylaştırın; tüm çabalarınız boşuna. Her şeyi zorlaştıracak amelleri var adamın, amelleri olmasa da solucanları var.
Nereden nereye.
Adam var; bir adım beride kaya gibi, bir adım ilerde şeker gibi. Hassaslıkları var, kendisinin dahi dokunmadığı hücreleri, varlığını bilmemeyi seçtiği anıları, hatrına tecavüz ettirmediği insanları var. Sizinkilerden fazla bunlar. Çünkü siz, onun durumlarını sezemiyorsunuz! Güverte, onun narin gözüydü. Kendini orada bulunca, ne yapacağını bilemeyip, kapaklandı boylu boyunca yere-göğe-ortalarına! Siz zayıflık zan ettiniz bunu...siz bunu zayıflık sandınız. Kötüye yordunuz kanatların boylu boyunca açılmasını; her şeyi kötüye yorarsınız siz! Kötüye yormayı güçlülük, kötüye yormayı olumluluk sandınız!
Yanıldınız. Yalnız değildiniz. Yalnız olan Charly idi. Ben doğmadan, anlatmaya gayret etti yorgunluğu.

Facebook/Oytun Tez
Linkedin/oytuntez
Twitter/oytuntez
YouTube/WiseRemus
Last.fm/WiseRemus
GMail/Oytun Tez

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder